Hadi gözümüz aydın, sayın Başbakanımız ekonomiye ilişkin yine çok önemli bir saptamada bulundu. Küresel mali kriz başladığı sıralarda yaptığı bir konuşmayla genç yaşlı herkese “teğet” kelimesini öğreten Başbakan şimdi de krizin Türkiye'ye etkilerini anlatmak için biraz daha açık ve net bir kelime buldu, “Sürtünme”. Aslında Erdoğan krizin boyutunu anlatmak için, "sürtünecek" yani hafif dokunacak manasında bu kelimeyi kullansa da kulağa çok hoş geldiği söylenemez. Ancak sayın Başbakan'ın ifadesiyle konuya bakılacak olursa kelime o'nun kastettiğinden daha da ileri gitmiş durumda. Krizin öyle sürtündüğü felan yok, tam ortadan çaktı desek yeridir. Geçtiğimiz hafta açıklanan sanayi endeksi, işsizlik rakamları ya da kapasite kullanım oranlarına bakılacak olursa “aşırı sürtünmeden” ateş çıktığı hatta yangına dönüştüğü apaçık görülebilir.
Aslında bir sürtünme var ama sanırım bu sürtünme vatandaşın burnunun sürtünmesi olarak adlandırılabilir. İşini kaybeden, işyerini kapatan, işsizlik maaşı almak için başvuran, evine ekmek götüremeyen, kendini yakan insanlardan hemen yanı başınıza baktığınızda çok fazla görebilirsiniz. İşte bu örneklere göre vatandaş sürtünme-sürünme konusunda bir hayli yol katetmiş durumda.
MAYINLI ARAZİLERİN TEMİZLENMESİ
Son günlerin en önemli meselelerinden biriside şu tarihlerde TBMM'de görüşülen ve 49 yıllığına Güneydoğu'daki arazilerimizi İsraillilere peşkeş çekecek olan mayınlı arazilerin temizlenmesi konusudur. Mevcut hükümetin bir dönem gündeme getirdiği ancak tepkiler üzerine geri çekmek zorunda kaldığı bu yasa tasarısı şu günlerde yine ısıtıldı ve genel kurulun gündemine taşındı. Muhalefet milletvekilleri cansiperane bir şekilde bu yasanın geçmemesi için uğraşsa da AKP iktidarı bu yasayı kafaya takmış durumda. Hatta kendi içinde yasaya karşı duran vekilleri ikna etmek için olağanüstü toplantılar yaparak onları da baskı altına almayı bile göze alacak kadar. Bu yasa nelerimi içeriyor? Hemen söyleyeyim, İsrail'in Suriye'den başlayarak kuzeye doğru açılma hedefini ideallerini yeryüzünde bilmeyen kimse yoktur ve bu ülke 49 yıllığına bu toprakları kiralama bahanesiyle orayı ele geçirerek ilk adımı atmak niyetindedir. Unutmayınız ki Filistin'in topraklarını da yavaş yavaş kiralayarak, satın alarak devletlerini ilan ettiler. Peki hükümet neden böyle bir yasanın önünü açarak İsrail'e koltuk değneği oluyor? İşte bu noktada iktidarın arkasında hangi güçlerin durduğunu daha net görebiliyoruz. Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta İsrail devlet başkanı Peres'e çektiği “one minute” restininde içi boş bir senaryodan ibaret olduğunu bu vesileyle görüyoruz.
Hükümetin ısrarla çıkarmak için çabaladığı bu yasa tasarısının TBMM'de kabul edilmemesi ve topraklarımızın o ellere verilmemesi için 550 milletvekilinin de çok duyarlı davranmaları gerekiyor. Onların bu yasaya verecekleri oylar önümüzdeki yıllarda yaşanması muhtemel tüm gelişmelere ortak olmaları anlamını taşıyacaktır. Bilinmelidir ki, bugün verilecek karar 50 yıl sonraki kuşakların yaşamını ve huzurlarını derinden etkileyecektir.