Ben bu soruyu bilemezsem ayıp olur mu? İnsanların içinde komik bir duruma düşer miyim? Tanıdıklarım arasındaki güvenilirliliğim sarsılır mı? Arkadaşlarım bir şey demese bile manalı bakışlarıyla beni yiyip bitirirler mi? Türünden sorularla beynimizi meşgul ettiğimizden soruya yoğunlaşamayız. Bu düşünceler içinde olduğumuzdan sorulan sorunun ne olduğunu tam olarak anlayamayız. Döktüğümüz ecel terleri de işin cabası.
Güvendiğimiz, sevdiğimiz, değer verdiğimiz, kendimizden üstün gördüğümüz birisi aynı duruma düşerse biz de aynısını yaparız. Görüyor musun biz de onu bilgili diye bilirdik. Her zaman bize akıl verirdi; ama baksana bunu bile bilemedi. Demek ki bugüne kadar bizi kandırmış. Bilmediği halde biliyormuş gibi bize ahkâm kesmiş. Yazıklar olsun ona. Türünden sözlerle o kişiyi yerden yere vururuz. Her yerde onun dedikodusunu yaparız. O artık bizim gözümüzden düşmüştür. Onu görünce bıyık altından gülmememiz de işin cabası.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün; ama unuttuğumuz bir şey var. Bir insan her şeyi bilemeyebilir. Bilmek zorunda da değildir. Eğer ki herkes her şeyi bilseydi, kimsenin kimseye ihtiyacı kalmazdı. Hani bir söz vardır: “Her şeyi az bileceğine, bir şeyi çok bil.”
Hazreti Ömer halifeyken sahabenin birisi yanına gelir. Ona bazı konularda birkaç tane soru sorar. Hazreti Ömer bilmediğini söyler. Adam sinirlenerek: “Bir de halife olacaksın. Bu görevin için de hazineden maaş alıyorsun. Bu soruları bilemiyorsan hazineden ne diye maaş alıyorsun ki o zaman.” demiş. Hazreti Ömer gayet olgun bir şekilde: “ Ben bildiklerim karşılığında maaş alıyorum. Eğer bilmediklerim için maaş alsaydım, hazinedeki paralar yetmezdi.” demiş.
Ana dilleri Arapça olmayan müslümanların Kur’an-l Kerim’i okurken hataya düşmemeleri için bugünkü harekeleri ve işaretleri bulan Halil bin Ahmet’in meşhur bir sözü vardır:
İnsanlar dört kısımdır:
1. Bilen ve bildiğini bilen. O âlimdir ona tabi olunuz.
2. Bilen ama bildiğini bilmeyen. O uykudadır. Onu uyandırınız.
3. Bilmeyen ve bilmediğini de bilen. Bu öğrenmek istemektedir. Ona öğretiniz.
4. Bilmeyen ve bilmediğini de bilmeyen. O cahildir, ondan sakınınız.
Ne kadar doğru bir söz, değil mi? Bence bu dördüncü kişi gerçekten çok tehlikelidir. Bilmeyip de bilmediğini kabul etmeyen kişiler herkese zarar verir. Şuraya dikkat etmelisiniz; burada ayıp olan bilmemek değil, bilmediğini kabul etmemektir.
Ben kendimi her zaman üçüncü grupta görmekteyim. Ben bilmiyorum; ama öğrenmek için çaba sarf ediyorum. Devamlı araştırarak ve okuyarak yeni bilgiler edinmeye çalışıyorum. Bilmediğim bir şey olursa bilmediğimi açıkça söylemekten çekinmem. Atalarımız boşuna dememişler: “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp.”
Peki, şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Kendimize ve çevremize karşı dürüst olalım. Bir düşünelim. Biz hangi gruba giriyoruz. Bir mi, iki mi, üç mü, dört mü? İlla ki söyleyin demiyorum. Kendi muhasebenizi bir yapınız. Nerede olduğunuzu biliniz.
Muhasebe yaparken kendinize karşı dürüst olunuz. Unutmayın ki, insan herkesi kandırabilir; ama kendisini kandıramaz ve kendisine yalan söyleyemez.