O bir babaydı.
Çocuklarına karşı çok şefkatliydi.
Ona göre çocukları Allah’ın bir lütfuydu, ona bir emanetiydi.
Onların sevgisiyle mutlu olur, kederleriyle hüzünlenirdi.
Hastalandıkları zaman başuçlarında sabahlardı.
Her gün onlara sarılır, doyasıya öperdi.
İşlerinin yoğunluğu sebebiyle yorgun bile olsa onları görmeden uyumazdı.
Yorgunluğuna rağmen bıkmadan dinlerdi onları.
Hiçbir zaman kırıcı olmadı onlara karşı.
Bir fiske vurmak şöyle dursun, yüzünü bile ekşitmedi onlara.
O, çocuklarına göre eli öpülesi bir babaydı.
O bir öğretmendi.
Geleceğin gençlerini yetiştirdi.
Başarılı olmanın adam olmakla başladığını öğretirdi onlara.
Otoriter bir öğretmendi; ama yüreği sevgi doluydu.
Öğrencilerine karşı çok yufka yürekliydi.
Bir baba, bir dost, bir sırdaş olmuştu öğrencilerine.
Onların her türlü hareketlerini kontrol ederdi.
Okul içinde ve okul dışında hep onlarla birlikte olurdu.
Sevinçlerini, üzüntülerini, heyecanlarını paylaşırdı.
Onlarla birlikte güler, onlarla birlikte ağlardı.
Öğrencilerinin takdirini kazanmıştı.
O, öğrencileri için saygı duyulacak, takdir edilecek bir öğretmendi.
O bir siyaset adamıydı.
Kırıkkale’mizde sevilen ve sayılan birisiydi.
Onunla görüşüp onun fikrini almak isteyenler çoktu.
Onun düşünceleri, herkes için paha biçilemez bir yol göstericiydi.
Siyasi düşüncesi ne olursa olsun herkese kapısı açıktı.
Herkesin mutlu olması uğruna gece-gündüz çalıştı.
Hem kendine hem de insanlara karşı hep dürüst davrandı.
Yalan söylemedi, hile yapmadı, kimsenin kuyusunu kazmadı.
Hiç kimseye kötülük yapmadı, hakaret etmedi.
Hiçbir zaman menfaatçi olmadı.
Herkese tatlı dilli, güler yüzlü ve hoşgörülü davrandı.
Çalışan, hizmet eden kim olduysa onu destekledi.
Yoluna taş koyanlar olduysa da hepsini affetti.
Siyasi de olsa kişisel de olsa hiç kimseye kin gütmedi.
Tek rüyası, huzur içinde yaşayan modern bir Kırıkkale’ydi.
Kırıkkale’mizin yaşanası bir şehir olması için uğraştı.
O, dostlarınca unutulmayan ve unutulmayacak bir candı.
O bir insandı.
Severek sevilerek yaşadı.
Sözünün eri, mert ve güvenilir bir insan olarak ün yaptı.
O, parmakla gösterilen en nadide insanlardan birisiydi; adam gibi adamdı.
O Yalçın Özer’di.
On beş yıldır onun yokluğunu hissediyoruz.
Mekânı cennet olsun.