Rahmi Pehlivanlı’yı almış gündemine.
Yazılarının ses getirdiğini yazıyor.
Her yazı ses getirir, çünkü bu memleketin insanı duyarlıdır, kadirşinastır.
Siz Rahmi beyi hatırlattığınız da hafızalar tazelenir, küllenen sevgi açılır ve harlanır.
Ama o sesler fazla yükselmeden susar, kaybolur gider ve yerinde sessiz bir göyünme kalır.
Halkın sesi, yönetimle birleştiğinde gürleşir ve ses nefes olur, nefes icraatlara hayat olur.
Yine sevgili dostum eski Keskin belediye başkanının katkılarıyla Rahmi beyin eşi (merhum) Nurhan hanımla bir araya gelerek Keskin’de yanılmıyorsam iki defa Kültür_Sanat etkinlikleri yapmıştık.
Ama, sıkça söylediğim hafızasızlık kurumların hastalığı olduğu için belki o günlere ait en ufak bir belge kalmamıştır…
Sadece Rahmi bey mi?
Taş plak döneminde bu memleketin adını Türkiye’ye duyuran TRT repertuarına türküleriyle girmiş sanatçıları kim aklına getiriyor?
Yazarlar, şairler, gazeteciler, yönetmenler vs. sanat ehli kişilere bu memlekette ne kadar önem veriliyor; mesela bir gazeteci olarak dostum Halil Halat hak ettiği ilgiye mazhar mıdır?
Marifetler iltifata tabiidir, yani marifetler iltifat kadar ilerler.
Bu memleketin sanat yönüyle kısırlaşmasının ana sebebi de bu olsa gerektir.
Bir yabancı pop sanatçısına milyarları seren kebair takım, bir yerel sanatçının yükselişine yardımcı olamamıştır.
Her devir kendi şartları dahilinde değerlendirilir.
Bu memleketin folkloruna katkısı olan Hacı Taşan, Ali Rıza Yurtoğlu, Ekrem Aydoslu, Yaşar İlkbahar, Dede Bekar, Arap İçten’i kaç entelektüel, kaç genç veya kaç yönetici tanır, bilir?
Hayatta olan Kamil Abalıoğlu, Bilal Tombak, Cevdet Babacan, Seyit Çevik gibi adını memlekete duyuran sanatçılara bu memleketin yöneticileri ne kadar kıymet vermiştir?
Gidin başka yerlere…
Sivil toplum örgütlerinin sanat ve sanatçıları desteklemek amacıyla yaptıkları çalışmaları sayamazsınız
Tek amaçları para kazanmak değil, eşraf olabilmek olan esnaf, sanatkar, serbest meslek sahipleri, sivil toplum kuruluşları ve resmi kurumlar birbirleriyle yarışır.
Ya bizde nasıldır?
Kalkınmanın yolu irfan tepesinden aşar.
İrfanı göze alamayan kalkınma yolcuları refaha ve kalkınmaya ulaşamaz.
İrfan tepesine yürüyen toplumu da kimse engelleyemez.
Bir gün Taşkent’te bir sohbetteyiz.
Kazak, Türkmen ve Özbek olan üç dostum Ortaasya’nın başkentinin nere olacağını tartışıyorlar.
Türkistan mı, Taşkent mi, Aşkabat mı? Sorusuna cevap ararken Özbek dostum ayağa kalktı ve şairlerini, ilim adamlarını, sanatçılarını uzun bir listeden okurcasına tek tek saydıktan sonra yanındakilerine dönüp…
Bir beldeyi payitaht edecek olan oranın entelektüelidir, siz de sayın görelim, dedi.
Evet, bir beldeyi ileri çıkaran o beldenin o memleketin ilim, fikir ve sanat adamlarıdır.
Bu gerçeği idrak eden en küçük köyler bile değer kazanır.
Anadolu’da nice ilçelerin adını bilmezsiniz, ama Hasan dede’yi dünyanın her yerinde duyarsınız.
Sebep; orada medfun olan bir ehl-i irfanın olmasıdır…