23 Mayıs 2012 Çarşamba

29.04.2009 00:00:00 273  defa okundu.

Dönüşü Olmayan Dava: Ergenekon


Önceki gün yapılan 12. dalga operas-yonu ile gözler yeniden Ergenekon'a çevirdi. Ümraniye'de bir evde çok sayıda patlayıcı maddenin ele geçirilmesi üzerine başlatılan ve “Ergenekon” adı altında yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan İkinci İddianame bir süre önce İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek yeni bir sürece girilmişti. Bu vesileyle artık şüphelerin ne olduğu kamuoyunca bilinir hale geldi. Ama önemle vurgulamak istiyorum bütün bunlar birer iddiadan ibarettir; kesinleşmiş birer suç değil.

Tabiî ki iddia olunan suçlar basit kız kaçırma, hırsızlık ya da alelade bir illegal örgütlenme değildir. Şayet iddia edilenler doğru ise ve yargılama neticesinde bunlar sabit görülecek olursa, işte Türkiye o zaman çok daha ileri bir aşama ve sürece girmiş, elleri ve kolları bu yapılanma tarafında vurulan prangadan kurtulmuş olacaktır. Çünkü iddialar o kadar dehşetengiz ki, gerçekten böyle bir yapılanma mevcut ise Türkiye'nin bu günlere gelmesi bile mucizevi bir gelişmedir. İddia edildiğine göre, Sarıkız, Eldiven, Yakamoz ve Ayışığı kodlarıyla dört darbenin yapılması planlanmıştır. Bunların yapılması için medya ve sivil toplum kuruluşlarından siyasete kadar geniş alanlarda operasyonlar yapılmış.

STK'LAR SEFERBER EDİLDİ

Bu amaca ulaşmak için Türk toplumunun değer verdiği ve cumhuriyetin kurucusu olarak sembol haline gelmiş olan Mustafa Kemal Atatürk'ün isminin içinde yer aldığı "Atatürkçü Düşünce Derneği"nden operasyonel güç olarak faydalanılmış. En dehşetlisi de, yıllardır Türkiye'nin geçmiş ve geleceğini karartan, onbinlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına, Türk milletini oluşturan çeşitli unsurlar arasında derinlemesine ihtilaf ve yaralanmaların ortaya çıkmasına sebep olan PKK, Hizbullah, Türk İntikam Tugayları, Hizbuttahrir, DHKP-C gibi terör örgütleri Ergenekon tarafından organize edilmiştir. Hakkında ceza davası açılmamakla birlikte, bu iddianamede sözü edilen suç fiilleri ile ilişkisi olduğu belirtilen kişilerin kimlikleri de çok ilginçtir. Eski Cumhurbaşkanı Necdet Sezer'den Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Aliosman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt'e kadar kamuoyunun ilgisini çeken çok önemli mevkilerde bulunanlar ya da onların yakınları da yer almaktadır. Bunlar, iddianamenin en can alıcı yönleridir.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Bir kere yargının her halükarda rahat bırakılması gerekmektedir. Gerçekten yargıya güvenilmesi ve ona müdahale ya da baskı yapılmayarak yardımcı olunması gerekmektedir. Baskı olduğu yönündeki her bir etkileme çabası, yargı kararlarını ciddi manada tartışılır hale getirecektir. Belki de bu durum, en çok hakkında karar verilenleri hoşnut edecektir. Çünkü verilebilecek tam adil bir karar yerine, adil olduğu tartışmalı bir kararın verilmesi, bunlar için daha tercih edilir bir şeydir.

Elbette varlığı muhtemel olan bu yapılanmaya yönelik olarak toplumda bilinçlenmenin diri tutulması amacıyla, salt haber yapma amaçlı yayınlar yapılacaktır. Burada temel amaç kamuoyunu bilgilendirme olmalıdır. Meselenin bir habercilik, bir de bilgilenme yönü vardır. Gazeteciler, mesleklerini icra kapsamında öğrenmiş oldukları bilgi ve bulguları kamuoyuna sunmakta, kamuoyu da bu bilgileri edinerek, çeşitli hadiseler hakkında malumat sahibi olmaktadır. Demokrasinin temel gereklerinden birisi de budur. İnsanların siyasi kararlarında hataya düşmemeleri, hadiseleri çeşitli yönleri itibariyle bilebilmelerine bağlı bulunmaktadır.

Bir hukukçu hassasiyetiyle önemle vurgulamak istiyorum, Anayasa'nın 38. maddesince düzenlenen “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” (masumiyet karinesi) hükmü gereğince bu kişiler sadece birer sanık konumundadırlar. Yani bu kişilerin, iddianamede belirtilen suçları işledikleri yönünde iddialar mevcuttur. Bu iddialar tabii ki basit ve de soyut değildir; ciddi delilleri vardır, ama yine de birer iddiadan ibarettir. Bu konunun kesinkes unutulmaması gerekir. Bu vesileyle söz konusu davaya ilişkin yayınlarda masumiyet karinesine özenle uyulması gerekmektedir. Kişilerin kesinleşmiş mahkeme kararı olmaksızın peşin olarak "suçlu damgası" ile yaftalanmamaları gerekir. Aksine bir tutum, hem kişilerin şahsiyet ve haysiyetinin zedelenmesi anlamına gelecek, hem de bir temel anayasal ilke ihlal edilmiş olacaktır. Bunun için mahkemece verilecek kararın beklenmesi gerekmektedir.

Burada emniyet güçlerine düşen çok ciddi görevler vardır. Gerçekten böyle bir yapılanma mevcut ise ve de iddia edilenler doğru ise ortada en acımasız suçları bile işleme konusunda pervasız olan devasa bir yapılanma var demektir. Bu davanın açılması ile bu yapılanma can havli ile yine çok dehşetengiz hadiseleri gerçekleştirmek için bir çaba içerisine girebilecektir.

BİR ZİHNİYETİN TASFİYESİ

Şimdi şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bütün bu iddia edilenlerin gerçekten doğru olduğunun mahkeme kararı ile sabit olması ve bunların faillerinin de layıkıyla cezalarını bulmaları halinde, Türkiye bağırsaklarını temizlemiş olacak, gelişim yolunda ilerleme bakımından ayaklarından onlarca ağırlıktaki bağlardan kurtulan olimpiyat yarışmacısı atlet gibi olacaktır. Bu, “bir zihniyetin tasfiyesi davası”dır. Bu zihniyetin mahiyeti şudur: “Devlet, bu kişilerce değerli görülen bazı çıkarların korunması uğruna, çok rahatlıkla hukuk/rutin dışına çıkabilir, demokrasi rafa kaldırılabilir”. Esasen Türkiye'de en kangrenli konu budur. Bütün askeri darbelerin ve devlet merkezli baskıcı uygulamaların arka planında bu zihniyet yer almaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin önünü açabilecek ve ciddi manada bir toplumsal rahatlamayı sağlayabilecek yeni demokratik sivil bir anayasanın yapılmasını engelleyen de bu zihniyettir. Bu zihniyetin tasfiyesi neticesinde, Türkiye'de “toplumsal sözleşme” temelinde yeni anayasanın yapılmasının önü de aralanmış olacaktır.

Yine bu vesileyle Türkiye'nin karanlık günleri aydınlanmış, kirli ilişkiler ortaya çıkmış, gerçekten kimler kanuni çerçevede hareket eden masum ve de temiz insanlar, kimler derin bağlantıları olan suçlu insanlar oldukları ortaya çıkmış olacak. Artık bir zamanlar, başta Uğur Mumcu'nun öldürülmesi olmak üzere çeşitli terör eylemleri üzerine “bütün bunları şu kesimler (dinciler) yapmıştır, bunlar Türkiye için en zararlı unsurlardır, bunların yok edilmesi gereklidir” şeklindeki manüplasyona yönelik ithamlar cevabını bulacaktır. Ben ümitliyim; en azından ümitli olmak istiyorum. Yeter ki sabretmeyi bilelim, bu mahkeme rahat bir şekilde yargılamayı yapabilsin.

Yorum Yaz


YORUMLAR
erdem gönenç:
ergenekon un varlığı bir sivas gerçeğini örtmez gericiler hep var ve sözüm ona dinci güruh içinde öyle sapıklıklar barındırıo ki laik kesimden bile öte yinede gericilerin önümüzdeki 50 yıl içinde tasfiyesi mümkün çünkü herşeye rağmen bir kurucunun bu ülkede gölgesi bile onları dellendiredursun onların altın çağı dedikleri şey işte tam istemedikleri aydınlık günler...:-)iyi ki bu ülkede doğmuşuz ki dilimiz bile araplaşmadı ki onlar bu ülkeye imrenirken bize rahat dokunmuş bi vaziyette özgürlüklerden bahsediliyo buna sadece otur oturduğun yerde rahat mı dokundu derler ama umarım bu ergenekon daha da insanları bölmez...
29.04.2009 11:47:58

YAZARIN TÜM YAZILARI
HSYK, Kriz Olmaya Devam Edecek - 07 Ağustos 2009 Cuma 00:00
Cumhurbaşkanı'na Dokunulabilir mi? - 25 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Niçin Demokrasi Bayramımız Yoktur? - 18 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Dikkat: Saygın Kişiler Hakkında Dava Açılamaz, Çünkü... - 08 Mayıs 2009 Cuma 00:00
Dönüşü Olmayan Dava: Ergenekon - 29 Nisan 2009 Çarşamba 00:00
Ergenekon Tipi Yapılanmaların Kaynağı Gizli Bir Kararname - 21 Nisan 2009 Salı 00:00
Özgürlüğün Zamanı Gelmedi mi? - 14 Nisan 2009 Salı 00:00
Siyasi Partiler DARAĞACI'ndan Nasıl Kurtulur? - 31 Mart 2009 Salı 00:00
Çağdaş Kıyafet: Türban Üstü Şapka - 08 Mart 2009 Pazar 00:00
Ergenekon'un Üzeri Ölü Toprağı ile mi Örtülüyor? - 21 Şubat 2009 Cumartesi 00:00
Laik Cumhuriyetin Namusunu Ergenekon Şaibesinden Korumak - 10 Şubat 2009 Salı 00:00
Yargı Bağımsızlığına ÇOK İHTİYAÇ Var - 26 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Tartışılan Örgüt YARSAV - 19 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Demokrasi ve İnsan Hakları Şampiyonu Nerede? - 12 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Asıl Sorun Yargının Siyasallaşması - 05 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Yargıtay'ın "Çifte Standart" Kararları - 29 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Cumhuriyet Halk Partisi, Siyasi Parti Haline mi Geliyor? - 15 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
CHP, Çarşafta Samimi İse Halktan Özür Dilemelidir - 08 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Dinî Özgürlükleri Daraltmak Serbest, Genişletmek Yasak - 25 Kasım 2008 Salı 00:00
Anayasa Mahkemesi Sorununu Aşmak - 20 Kasım 2008 Perşembe 00:00
AYM’nin Çelişkilerle Dolu AK Parti Kararı - 30 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Deniz Feneri Davası'nın Unutulanı - 02 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Laiklik, Dine Şekil Vermek Değildir - 27 Eylül 2008 Cumartesi 00:00
Cumhuriyetimizin Demokrasi Zaafları - 23 Ağustos 2008 Cumartesi 00:00
Ergenekon dan ÇIKIŞ! - 10 Temmuz 2008 Perşembe 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 30 Haziran 2008 Pazartesi 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 25 Haziran 2008 Çarşamba 00:00
Ak Parti Kapatma Davası - 29 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
Kapatma Davası Açıldı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
27 Nisan e-muhtıra - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Anayasa Değişikliğine Dikkat - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başörtüsü Yasağı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başartüsü Yasağı - 27 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
SORUN TEK BOYUTLU DEĞİLDİR - 13 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
Gülü Hazmetmenin Zorluğu - 25 Kasım 2007 Pazar 00:00
Mahkeme Kararının Olası Sonuçları - 24 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
Yargının 'Önleyici' ve 'düzeltici' Denetimi - 15 Ekim 2007 Pazartesi 00:00
301. Madde ve İklim Sorunu - 05 Ekim 2007 Cuma 00:00
Demokrasinin Rayına Oturması İçin - 28 Eylül 2007 Cuma 00:00

Son Yorumlar

halil erdemir
bunlar güzelde asıl hizmetler ne olacak yollar çukur dolu baskan bağlarbaşı mah. çıksın bir görsün halini her geçen gün kötüye gidiyor halk ekmek kapandı bunu niyesöylemiyorlar
23.05.2012 12:15:19

mağdurbelediyeci
sorun ihalelerin düşük teklifle falan alınmasında değil ihaleyi yapanların işi bilemeyip, ellerine yüzlerine bulaştırmasındandır. işi firmalara hak ettikleri için değil başka çıkarlar gözeterek vermelerindendir.. çok görmemek lazım. önceden içilemeyen suyun metreküpüne 50 kuruş ödeyip en azından tabak çanağını yıkayan saf kırıkkaleli şimdi yine içemediği suya 2,5 tl öder, şehrin başkanıda bakın en güzel suyu siz içiyorsunuz bi takla atın bakalım demeye getirir ama kendi belediyeye damacana su alırsa, sonrada suyu işleten firmaya dünyalar kadar parayı verirse ve saf vatandaşımızında sesi çıkmazsa daha çok ihaleler olur bu memlekette. çivisi çıkmış buranın, hala farketmiyor musunuz
22.05.2012 22:53:52

Sırrı Kılıç
Sayın Editör Kırıkkale belediyesinin ihale sistemini veya ihale kriterlerini en iyi bilenlerden biri sitenizin sahibidir.Ona sorsanız size bu aksaklıkların nedenini anlatırdı
22.05.2012 21:43:54

Abidin Emmi
Atayurdu keskini ziyaret eden Cemcemoğolu ermenilerinin hemşerileriyle hasret gidermeleri doğrusu gözlerimizi yaşarttı muhabbetlerinin devamını dilerim.Sayın Veli beyde bakıyorumda ibreyi artık Keskinciliğe doğru kaydırmaya başladı.
22.05.2012 21:41:19

ramo
Buna kim dur diyecek.Arz-ı Mevud a çanak tutmaktır toprak satışı
22.05.2012 20:11:11