Önceki gün yapılan 12. dalga operas-yonu ile gözler yeniden Ergenekon'a çevirdi. Ümraniye'de bir evde çok sayıda patlayıcı maddenin ele geçirilmesi üzerine başlatılan ve “Ergenekon” adı altında yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan İkinci İddianame bir süre önce İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek yeni bir sürece girilmişti. Bu vesileyle artık şüphelerin ne olduğu kamuoyunca bilinir hale geldi. Ama önemle vurgulamak istiyorum bütün bunlar birer iddiadan ibarettir; kesinleşmiş birer suç değil.
Tabiî ki iddia olunan suçlar basit kız kaçırma, hırsızlık ya da alelade bir illegal örgütlenme değildir. Şayet iddia edilenler doğru ise ve yargılama neticesinde bunlar sabit görülecek olursa, işte Türkiye o zaman çok daha ileri bir aşama ve sürece girmiş, elleri ve kolları bu yapılanma tarafında vurulan prangadan kurtulmuş olacaktır. Çünkü iddialar o kadar dehşetengiz ki, gerçekten böyle bir yapılanma mevcut ise Türkiye'nin bu günlere gelmesi bile mucizevi bir gelişmedir. İddia edildiğine göre, Sarıkız, Eldiven, Yakamoz ve Ayışığı kodlarıyla dört darbenin yapılması planlanmıştır. Bunların yapılması için medya ve sivil toplum kuruluşlarından siyasete kadar geniş alanlarda operasyonlar yapılmış.
STK'LAR SEFERBER EDİLDİ
Bu amaca ulaşmak için Türk toplumunun değer verdiği ve cumhuriyetin kurucusu olarak sembol haline gelmiş olan Mustafa Kemal Atatürk'ün isminin içinde yer aldığı "Atatürkçü Düşünce Derneği"nden operasyonel güç olarak faydalanılmış. En dehşetlisi de, yıllardır Türkiye'nin geçmiş ve geleceğini karartan, onbinlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına, Türk milletini oluşturan çeşitli unsurlar arasında derinlemesine ihtilaf ve yaralanmaların ortaya çıkmasına sebep olan PKK, Hizbullah, Türk İntikam Tugayları, Hizbuttahrir, DHKP-C gibi terör örgütleri Ergenekon tarafından organize edilmiştir. Hakkında ceza davası açılmamakla birlikte, bu iddianamede sözü edilen suç fiilleri ile ilişkisi olduğu belirtilen kişilerin kimlikleri de çok ilginçtir. Eski Cumhurbaşkanı Necdet Sezer'den Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Aliosman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt'e kadar kamuoyunun ilgisini çeken çok önemli mevkilerde bulunanlar ya da onların yakınları da yer almaktadır. Bunlar, iddianamenin en can alıcı yönleridir.
BUNDAN SONRA NE OLACAK?
Bir kere yargının her halükarda rahat bırakılması gerekmektedir. Gerçekten yargıya güvenilmesi ve ona müdahale ya da baskı yapılmayarak yardımcı olunması gerekmektedir. Baskı olduğu yönündeki her bir etkileme çabası, yargı kararlarını ciddi manada tartışılır hale getirecektir. Belki de bu durum, en çok hakkında karar verilenleri hoşnut edecektir. Çünkü verilebilecek tam adil bir karar yerine, adil olduğu tartışmalı bir kararın verilmesi, bunlar için daha tercih edilir bir şeydir.
Elbette varlığı muhtemel olan bu yapılanmaya yönelik olarak toplumda bilinçlenmenin diri tutulması amacıyla, salt haber yapma amaçlı yayınlar yapılacaktır. Burada temel amaç kamuoyunu bilgilendirme olmalıdır. Meselenin bir habercilik, bir de bilgilenme yönü vardır. Gazeteciler, mesleklerini icra kapsamında öğrenmiş oldukları bilgi ve bulguları kamuoyuna sunmakta, kamuoyu da bu bilgileri edinerek, çeşitli hadiseler hakkında malumat sahibi olmaktadır. Demokrasinin temel gereklerinden birisi de budur. İnsanların siyasi kararlarında hataya düşmemeleri, hadiseleri çeşitli yönleri itibariyle bilebilmelerine bağlı bulunmaktadır.
Bir hukukçu hassasiyetiyle önemle vurgulamak istiyorum, Anayasa'nın 38. maddesince düzenlenen “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” (masumiyet karinesi) hükmü gereğince bu kişiler sadece birer sanık konumundadırlar. Yani bu kişilerin, iddianamede belirtilen suçları işledikleri yönünde iddialar mevcuttur. Bu iddialar tabii ki basit ve de soyut değildir; ciddi delilleri vardır, ama yine de birer iddiadan ibarettir. Bu konunun kesinkes unutulmaması gerekir. Bu vesileyle söz konusu davaya ilişkin yayınlarda masumiyet karinesine özenle uyulması gerekmektedir. Kişilerin kesinleşmiş mahkeme kararı olmaksızın peşin olarak "suçlu damgası" ile yaftalanmamaları gerekir. Aksine bir tutum, hem kişilerin şahsiyet ve haysiyetinin zedelenmesi anlamına gelecek, hem de bir temel anayasal ilke ihlal edilmiş olacaktır. Bunun için mahkemece verilecek kararın beklenmesi gerekmektedir.
Burada emniyet güçlerine düşen çok ciddi görevler vardır. Gerçekten böyle bir yapılanma mevcut ise ve de iddia edilenler doğru ise ortada en acımasız suçları bile işleme konusunda pervasız olan devasa bir yapılanma var demektir. Bu davanın açılması ile bu yapılanma can havli ile yine çok dehşetengiz hadiseleri gerçekleştirmek için bir çaba içerisine girebilecektir.
BİR ZİHNİYETİN TASFİYESİ
Şimdi şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bütün bu iddia edilenlerin gerçekten doğru olduğunun mahkeme kararı ile sabit olması ve bunların faillerinin de layıkıyla cezalarını bulmaları halinde, Türkiye bağırsaklarını temizlemiş olacak, gelişim yolunda ilerleme bakımından ayaklarından onlarca ağırlıktaki bağlardan kurtulan olimpiyat yarışmacısı atlet gibi olacaktır. Bu, “bir zihniyetin tasfiyesi davası”dır. Bu zihniyetin mahiyeti şudur: “Devlet, bu kişilerce değerli görülen bazı çıkarların korunması uğruna, çok rahatlıkla hukuk/rutin dışına çıkabilir, demokrasi rafa kaldırılabilir”. Esasen Türkiye'de en kangrenli konu budur. Bütün askeri darbelerin ve devlet merkezli baskıcı uygulamaların arka planında bu zihniyet yer almaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin önünü açabilecek ve ciddi manada bir toplumsal rahatlamayı sağlayabilecek yeni demokratik sivil bir anayasanın yapılmasını engelleyen de bu zihniyettir. Bu zihniyetin tasfiyesi neticesinde, Türkiye'de “toplumsal sözleşme” temelinde yeni anayasanın yapılmasının önü de aralanmış olacaktır.
Yine bu vesileyle Türkiye'nin karanlık günleri aydınlanmış, kirli ilişkiler ortaya çıkmış, gerçekten kimler kanuni çerçevede hareket eden masum ve de temiz insanlar, kimler derin bağlantıları olan suçlu insanlar oldukları ortaya çıkmış olacak. Artık bir zamanlar, başta Uğur Mumcu'nun öldürülmesi olmak üzere çeşitli terör eylemleri üzerine “bütün bunları şu kesimler (dinciler) yapmıştır, bunlar Türkiye için en zararlı unsurlardır, bunların yok edilmesi gereklidir” şeklindeki manüplasyona yönelik ithamlar cevabını bulacaktır. Ben ümitliyim; en azından ümitli olmak istiyorum. Yeter ki sabretmeyi bilelim, bu mahkeme rahat bir şekilde yargılamayı yapabilsin.