29 Mart seçimlerinden önce bir iki konuya dikkat çekmeye çalışmıştım.
Bunlardan biri, Yatılı bir okulda kız öğrencilere “aşk senedi” imzalattırılmasıydı.
Diğeri de, Bahşılı 2.Etap TOKİ konutlarına kayıt olup ev sahibi olmak isteyenlerin yaşadıkları sıkıntılardı.
Her iki konuda bir gelişme olup olmadığını, yaraya parmak basılıp basılmadığını gerçekten çok merak ediyordum.
Belki bir yerden sorunların üzerine gidildiğine ilişkin bir cevap gelir diye bekledim bir süre.
Muhataplarına yani sorunu yaşanlara da sordum soruşturdum.
Ama ne mümkün.
Bugün oldu halen bir gelişme olmamış.
Oysa Kırıkkale’de ince ayar yapılmaması gereken, insanların kendi haline bırakılması gerekirken, sırf görev aşkı(!) nedeniyle gereksiz baskı uygulan o kadar konu var ki…
Görev aşkı ve sorumluluk gereği sorunun çözümlenmesi mevzusuna gelince muhatap bulunamıyor nedense?
Çocuklara, kız öğrencilere toplumsal ve idari baskı var diyoruz ilgilenen yok.
TOKİ mağdurları perişan ediliyor diye gösteriyoruz, sahip çıkan yok.
İnsanların mutfağı yanıyor, emekli perişan diyoruz gören yok.
İnananlar inanmayanlar diye insanlar arası ayrımcılık yapılıyor, inanç serbestliğine saygılı olunmalı diyoruz dikkate alan yok.
Sosyal insanların özgürce yaşama haklarına tecavüz edildiğini ima ediyoruz, yine bakılmıyor.
Gazeteler ve köşe yazarları tarafından insanların yaşadıkları huzursuzluk nedeniyle kırmızı ve sarı çizgilerin nasıl oluştuğuna işaret ediliyor, tavır değişmiyor.
Olumsuz tutumları yüzünden bir takım kamu görevlileri ile şehirdeki sosyal insanlar arasında sevgisizlik yaşanıyor, aradaki mesafe açılıyor, kin ve nefret tohumları atılıyor diyoruz aldıran yok.
Soruyorum size?
Sorunlar ve sıkıntılar çözüme kavuşturulmadıkça şehirde güven ve huzurun olduğu söylenebilir mi?
Sorumlular görevlerini yaparken yönetmelikleri kendi çıkarları ve duyguları doğrultusunda kullandıkları sürece, toplumsal huzur olur mu?
Eğitimde yaşanan tatsızlıklara seyirci kalınır ise eğitim seviyesinin yükselmesi beklenebilir mi?
TOKİ mağdurlarına kulak verilmedikçe, fakir fukaranın devlete güveni korunur mu?
Sosyal ve (A)sosyal insanların özgürce yaşama hakları sağlanmaz, köşe bucak rahatsız edilir ise ayrımcılığın yapılmadığından bahsedilebilir mi?
Camiye gidenler ile gitmeyenlerin haklarına saygı gösterilmez ise inananlar inanmayanlar diye toplumsal ayrımcılık yapılmış olmaz mı?
Peki sizce tüm bunlara karşı kayıtsız kalmaması gerekenler, göbeğini kaşıyıp oturursa şehrin bir sahibinin olduğundan söz edilebilir mi?
Tabi ki mümkün olamaz.
İşte bu yüzden sahipsizlik yaşıyoruz vesselam.