Emniyet müdürlüğü karşısındaki kardelen lokantasının içinde teşhir edilmiş iki fotoğraf var.
Baştaki, Kaletepe den Kırıkkale’nin 1930’lü yıllarda ki görüntüsü…
Bu günkü haline bakınca, resmedilen yerin Kırıkkale olduğuna inanmak oldukça güç ama, o tarihlerde köyden bozma küçük bir yerleşim yeri olduğumuzu bilenler dakikalarca seyretmekten alamıyorlar;
Fotoğrafta kendilerinden bir şeyler bulabilmek için…
Arka sıradaki ise, aynı tarihte kutlanan Cumhuriyet bayramından bir enstantane…
Nerdeyse 200-300 hanenin tüm horantası meydanda…
Kimi atlı, kimi yaya,
Ama herkes orada.
Öyle ya,
13 yıl evvel tüm ülkeyi ayağa kaldıran savaşın anıları, çok taze insanlarda…
Padişahlığın,
Tek adamcılığın,
Ben yaptımda oldu’culuğun ne demek olduğunu ve ondan kurtulmak için ne büyük bedeller ödemek zorunda kaldıklarını çok iyi biliyorlar.
Ve o nedenle, Kutsal saydıkları Cumhuriyet bayramı kutlamalarını sadece çocuklara havale etmiyor, kadın-erkek, yaşlı-genç, atlı-yaya herkes katılıyor kendi kurdukları devletin bayramına …
Yüzlerde gülücük, yüreklerde coşku ile…
Bir resim daha var;
Avukat Hasan Biçer’in bürosunda o yıllara ait.
Latin alfabesinin henüz kabul edildiği ve yavaş yavaş yaygınlaştığı günlerde başlarında yaşmak, (türban değil) üslerinde kırk yamalıklı elbiselerle kadınlar bir kağnının etrafına toplanmış, ellerinde büyükçe bir pankart “ BİZ CUMHURİYETİ BÖYLE KURDUK” diye gururla objektife poz veriyorlar…
Yine her zaman olduğu gibi sağ ve sollarında Allah-u ekber dağlarından, Galiçya’ya, Balkanlardan Yemen çöllerine kadar dünyanın her köşesinde yurt savunması adına savaşmış erkekleri yerlerini almış, birlik ve beraberlik içerisinde bayramlarını kutlamaya çalışıyorlar…
Çok değil,
Aradan sadece 85 yıl geçti.
Ama, geldiğimiz duruma bir bakın!...
Bir sabah üzerine Osmanlı üniforması giydirilmiş Alman askerleri Sivastapol’u bombalıyor, ve üç kişinin aldığı kararla birinci cihan harbine giriyoruz.
O ana kadar henüz neyin başlarına geldiğini fark edemeyen milletin yarısı açlıktan, diğer yarısı da savaşlarda kırılıyor...
Ve yine bir sabah İstanbul limanlarına demirleyen İngiliz gemileri ve Polatlı’ya kadar batı Anadolu’yu fetheden yunan orduları ile burun buruna geliyorlar…
Kalanlarla birlikte ulu önder Mustafa Kemal’in liderliğinde ulusal kurtuluş savaşı başlıyor.
Yokluk, yoksulluk la başlanan mücadele, düşmanın Ege denizine dökülmesi ile son buluyor ama, medeniyet yolunda başlayan mücadele araya giren kesintilerle birlikte hala devam
ediyor.
Mehteran yürüyüşü gibi;
Üç ileri bir geri!..
Bu günse,
Bitti dediğimiz fiili mücadele güney doğuda başka bir isim altında tekrar karşımıza çıkıyor.
Amaç aynı,
Bizi bu coğrafyadan atıp, mümkünse dünya tarihinden silmek…
Her zamankinden uyanık,
Her zamankinden daha iyi kenetlenmemiz gereken günler bu günler yani…
Biz ne yapıyoruz?
Ellerimizle kurduğumuz Cumhuriyetin altını, yine bizden olduğu söylenenlerin elleri ile oyulmasına izin veriyoruz...
Ve kanımız pahasına kurduğumuz cumhuriyetin bayramını okul bebelerine havale ederek sorumluluklarımızdan kurtulduğumuzu sanıyoruz…