23 Mayıs 2012 Çarşamba

14.04.2009 00:00:00 343  defa okundu.

Özgürlüğün Zamanı Gelmedi mi?

Aslında bu yasak sadece yüksek öğretim öğrencileri ile sınırlı değildir; bütün memuriyetlere girişlerde de söz konusudur. Fakat güncel olan tartışma şimdilik sadece yüksek öğretim öğrencilerine ilişkin yasaklama ile sınırlı olarak gerçekleşmektedir. Oysaki bu yasak o denli kısıtlayıcı ve kapsamlı boyuttadır ki, bir kişinin eşinin ya da ailesinden birisinin türbanlı olması, fiili olarak bazı haklardan mahrum kılınması için yeterli görülebilmektedir. Bu konu yakın geçmişte Cumhurbaşkanlığı seçiminde, eşi başörtülü olan bir kişinin Cumhurbaşkanlığına layık görülmemesi şeklinde gündeme gelirken; son günlerde Anayasa Mahkemesi (AYM) eski başkanı Mustafa Bumin'in yüksek öğretim öğrencilerine yönelik türban yasağının kaldırılmasının doğuracağı sonuçlara ilişkin açıklamaları tartışmayı yeniden alevlendirmiştir. Bu yasaklama, “kamusal alan” temelinde haklılaştırılmaya çalışılmakta; türban takmanın “kamusal alanda” yasaklanması gerektiği ileri sürülmekte; sebep olarak da, özellikle memurların kamu hizmeti alan kişilere karşı ayrım yapabileceği ileri sürülmektedir. Bumin de Türbanlı öğrencilerin başı açık gelenleri üniversiteye sokmayacaklarını ileri sürmektedir.

DAYANAKSIZ GEREKÇELER

Bu yasak ile türbanlı kişilerin, hem memuriyete girmeleri, hem de bütün eğitim-öğretim kurumlarında öğrenim görmeleri engellenmektedir. Memur olmaya ilişkin yasak kaynağını 657 Sayılı Kanundan alırken, öğrencilerin eğitim-öğretim hakkını engelleyen hiçbir kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Sadece AYM ve Danıştay'ın vermiş olduğu kararlar ile AİHM'nin kararlarına istinaden, bu yasağın tartışılmaz şekilde hukuki olduğu ileri sürülerek, her türlü hukuki çözüm yollarının önü kesilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay, kararında yasağın hukuka uygunluğunu, “türbanlı kızların ve kadınların, sırf laik cumhuriyet ilkelerine karşı çıkarak dine dayalı bir devlet düzenini benimsediklerini belirtmek amacı ile başlarını örttükleri; bu kişiler için türbanın masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak kadın özgürlüğüne ve cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi haline gelmekte olduğu” temeline dayandırmaktadır (E. 1983/142, K. 1983/2788, K.T. 20.12.1983). AYM'nin gerekçesi ise şöyledir: “Yüksek öğretim kurumlarında giyilen başörtüsü ve türbanın dini inanca dayandırılmasının çağın gereklerine aykırılık oluşturduğu; dini, çağdışı bir kurum olarak tanıtan başörtüsü kullanımında belli biçim ve zorunluluğun, vicdan ve dini inanç hürriyetleri ile uyuşmadığı; giysi durumunun salt bir biçimsel görünüm konusu olmadığı, dini olsun-olmasın, çağdaşlığa aykırı, devrim yasalarının öngördüğü düzenleme ile çelişen giysilerin uygun karşılanamayacağı; aynı durumda olanlar için ayrı uygulamanın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu” (E. 1989/1, K. 1989/12, K.T. 07.03.1989).

Bu yasağı yukarıdaki argümanlar ekseninde değerlendirmek gerekirse:

• Bu yasağın kaynağını “kamusal alan” kavramı oluşturamaz. Çünkü “kamusal alan”, hem hukuki değil, siyaset bilimine mahsus bir kavramdır; hem de tamamen belirginsizdir. Bu kavram, siyaset biliminde ağırlıklı olarak devlete ait resmi alanı değil, tamamen toplumda müşterek olarak kullanılan kamuya açık sivil alanı ifade etmek üzere kullanılmakla birlikte, siyaset biliminde de mahiyet ve içeriğinin ne olduğu bir hayli tartışmalıdır. AYM'nin yerleşik içtihatlarına göre ise temel hak ve hürriyetler belirginsiz kavramlarla kısıtlanamaz.

• Yüksek yargı organları, türban ile laiklik karşıtlığını özdeş hale getirmekle birlikte, bunun niçin böyle olduğunun somut delillerine yer vermemektedirler. Sadece bir itham ve yakıştırma söz konusudur. Bu yaklaşım, belli bir kesimin “hoşa gitmediği her bir düşünce ya da eğilime yönelik itham ve yakıştırmalarının, hak mahrumiyeti için yeterli olabilmesi” anlamına gelmektedir ki, bu, güvenceli hak ve hürriyetler temeline dayalı hukuk devleti ilkesinin rafa kalkması anlamına gelmektedir.

• Gerek Anayasanın, gerekse hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak temel hak ve hürriyetler ancak “kamu düzeni” ve “güvenliği”nin bozulduğu durumlarda sınırlandırılabilir. Burada ise bu şartın gerçekleştiğini gösteren hiçbir emareye yer verilmemekte; sırf türbanlı olmak yasaklama için yeterli görülmektedir. Bunun da hukuk devleti ile bağdaşırlığı yoktur.

• Türban yasağının bir diğer gerekçesi, onun bir “siyasi simge” olduğudur. Bir kere bunun bir siyasi simge olduğu, tamamen buna karşı olanların yoğun yayınları ve kamuoyu oluşturmaları neticesinde tescillenmiştir. Birileri simge dediği için bir haktan yoksun kılınma, yarın daha başka hakların da aynı gerekçe ile kısıtlanmasını mümkün ve muhtemel hale getirebilecektir. Bu ise, güvencesiz bir hak ve hürriyetler rejimi anlamına gelmektedir.

• Burada kişiler sırf dini inançlarını ve dolayısıyla din ve vicdan hürriyetini kullanmış olmalarından dolayı yasaklanmakta, sınırlama için daha başka bir sebep aranmamaktadır. Bu ise kişilerin sırf inançlarından dolayı hak mahrumiyetine uğramaları anlamına gelmektedir. Kişilerin nasıl düşüncelerinden dolayı hak mahrumiyetine uğramaları “düşünce suçu”nu oluşturuyorsa; aynı şekilde kişilerin inançlarından dolayı hak mahrumiyetine uğramaları da “inanç temelli düşüncelerinden dolayı cezalandırılmaları” anlamına gelmektedir.

• Burada “kamu kurumlarında kamu hizmeti verenlerin dini eğilimli olmalarını türbanı ile sergilemeleri ve sırf bu sebeple kamu hizmeti alanlar üzerinde ayırım yapabilecekleri” yönündeki argümanın da hukuk devleti ile bağdaşırlığı bulunmamaktadır. Çünkü hemen her insanın belli bir siyasi düşünce veya dini inancı bulunmaktadır. Bunlardan dini inançlı olanların “zararlı etkileyici” kabul edilip, sair düşünce sahiplerinin zararsız etkileyici kabul edilmeleri Anayasal sistemin alt-üst olması anlamına gelir. Kamu düzeni ya da güvenliğinin zedelendiğini gösteren hiçbir emare olmadığı halde, tamamen Aynasal güvence altında olan bir inancın zararlı etkisinden korunmadan söz edilmesi, Anayasanın sağladığı din ve vicdan hürriyetine ilişkin güvencenin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.

• Diğer yandan türbanlı-türbansız ayrımında bir çatışma ihtimali de söz konusu değildir. Çünkü Ülkemizde her iki kesimde yer alan kişiler, yıllardır bir arada yaşamakta; dost ahbap olmakta; aynı mahfilleri paylaşmakta; fakat sırf bu sebepten hiçbir çatışma durumu ortaya çıkmış bulunmamaktadır. Bütün bunlara rağmen, sırf “acaba bir çatışma olabilir mi” varsayımına ve vehmine dayalı bir yasaklama, AYM'nin yerleşik içtihatları ile çelişmektedir.

• Öğrencilerin türbanlı olarak öğrenim görmelerini yasaklayan hiçbir kanuni düzenleme bulunmadığı halde, sırf yargısal karar ve yorumlar yolu ile yasak icat etmek, Anayasanın 13. maddesindeki “temel hak ve hürriyetler, ancak kanunla sınırlanabilir” hükmü ile de çelişmektedir. Ayrıca bu uygulama, netice itibariyle kanunla yapılabilecek bir yasağın yargı kararıyla konulması olgusunu ortaya çıkaracağı için, “yasama yetkisinin TBMM'ne ait olduğu ve devredilemeyeceği” esası ile de çelişmektedir.

• Bu kısıtlama, Anayasanın 13. maddesinde yer alan öze dokunma yasağı ve ölçülülük ilkeleri ile de çelişmektedir. Çünkü bununla, bazı hakların kullanılması tamamen ortadan kaldırılmaktadır. EŞİTLİK HAKKININ İHLALİ

• Bu yasakla bazı kişiler sırf türban taktıkları için farklı muameleye maruz kalmaktadırlar. Bu kişilerin sadece türbanlı olmaları, onların farklı muameleye tabi tutulmalarını haklı kılan makul bir sebep değildir. Aynı durumda bulunan kişilere ayrı kuralların uygulanması, Anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesinin çiğnenmesi anlamına gelir. AYM'nin de çeşitli kararlarında belirttiği şekilde, “farklı muameleyi gerekli kılan zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenler olmaksızın getirilen farklı uygulamalar”, Anayasanın eşitlik ilkesi ile esaslı bir şekilde çelişmektedir. Ayrıca bu yasakla türbanlı olmayanlara bir imtiyaz sağlanarak, Anayasanın 10/3. fıkrada yer alan “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” hükmü de ihlal olunmaktadır. Bütün bu gerçeklere ilaveten, yapılan çeşitli anketler, bu yasağın ortadan kalkması yönünde toplumsal mutabakatın olduğunu da ortaya koymaktadır. Bazı kurumlarla kesimlerin artık, yukarıda sıraladığım gerekçelerle, bu toplumsal mutabakatı görerek, türban yasağının kaldırılmasını öngören değişikliğe rıza göstermelerinin zamanının geldiği kanaatindeyim.

Yorum Yaz


YORUMLAR
erdem gönenç:
türban hala bir partinin siyasi simgesidir ve türbanın üniversitelerde özgürlüğünü biz 97lerde gördük allah o günleri yaşatmasın türbanlı arkadaşlarımızın eğitim görme hakkı tabi vardır ama bilim yerlerinde dini referanslar olmaz anadilde eğitim hakkında da acaba türbana özgürlük diyenler ne düşünüo merak ediyorum:-)
15.04.2009 00:45:06
sercan durak:
Evet sayın erdem bey türban simgedir,çünkü müslüman semboldür lakin islam siyasetten ibaret olamaz.Her İdeolojinin ekonomik,bilimsel,felsefi kanadı varken neden islamın siyasi bir kanadı olamıyor çözebilmiş değilim.Ha yok benim derdim rant olarak kullanılması diyorsanız,bu ülkede rantın dik alası başı açık olmak değil midir?Düne kadar bu rantı peynir ekmek gibi yiyenlere bas bas bağırdık yarın birgün o felsefe hakim olursa ülkeye ne yapacaksınız eşit olun diye ama ne oldu.Bu memleket ve yönetenleri bunu çoook çok iyi hakediyor.Ayrıca yukarıdaki yazı o kadar bilimsel ki başörtüsü konusuna "fütursuzca" değinmeniz sizin nasılda hakim zihniyetin klinik bir vakası olduğunu kanıtlamakta...
16.04.2009 13:41:14
erdem gönenç:
anıtkabirde başkent üniversiteliler gereken cevabı verdiler salla gitsin...:-) yaşasın atatürk devrimleri tarikatcılar cemaatciler komada olmaya devam...:-)
18.04.2009 22:07:40

YAZARIN TÜM YAZILARI
HSYK, Kriz Olmaya Devam Edecek - 07 Ağustos 2009 Cuma 00:00
Cumhurbaşkanı'na Dokunulabilir mi? - 25 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Niçin Demokrasi Bayramımız Yoktur? - 18 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Dikkat: Saygın Kişiler Hakkında Dava Açılamaz, Çünkü... - 08 Mayıs 2009 Cuma 00:00
Dönüşü Olmayan Dava: Ergenekon - 29 Nisan 2009 Çarşamba 00:00
Ergenekon Tipi Yapılanmaların Kaynağı Gizli Bir Kararname - 21 Nisan 2009 Salı 00:00
Özgürlüğün Zamanı Gelmedi mi? - 14 Nisan 2009 Salı 00:00
Siyasi Partiler DARAĞACI'ndan Nasıl Kurtulur? - 31 Mart 2009 Salı 00:00
Çağdaş Kıyafet: Türban Üstü Şapka - 08 Mart 2009 Pazar 00:00
Ergenekon'un Üzeri Ölü Toprağı ile mi Örtülüyor? - 21 Şubat 2009 Cumartesi 00:00
Laik Cumhuriyetin Namusunu Ergenekon Şaibesinden Korumak - 10 Şubat 2009 Salı 00:00
Yargı Bağımsızlığına ÇOK İHTİYAÇ Var - 26 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Tartışılan Örgüt YARSAV - 19 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Demokrasi ve İnsan Hakları Şampiyonu Nerede? - 12 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Asıl Sorun Yargının Siyasallaşması - 05 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Yargıtay'ın "Çifte Standart" Kararları - 29 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Cumhuriyet Halk Partisi, Siyasi Parti Haline mi Geliyor? - 15 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
CHP, Çarşafta Samimi İse Halktan Özür Dilemelidir - 08 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Dinî Özgürlükleri Daraltmak Serbest, Genişletmek Yasak - 25 Kasım 2008 Salı 00:00
Anayasa Mahkemesi Sorununu Aşmak - 20 Kasım 2008 Perşembe 00:00
AYM’nin Çelişkilerle Dolu AK Parti Kararı - 30 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Deniz Feneri Davası'nın Unutulanı - 02 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Laiklik, Dine Şekil Vermek Değildir - 27 Eylül 2008 Cumartesi 00:00
Cumhuriyetimizin Demokrasi Zaafları - 23 Ağustos 2008 Cumartesi 00:00
Ergenekon dan ÇIKIŞ! - 10 Temmuz 2008 Perşembe 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 30 Haziran 2008 Pazartesi 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 25 Haziran 2008 Çarşamba 00:00
Ak Parti Kapatma Davası - 29 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
Kapatma Davası Açıldı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
27 Nisan e-muhtıra - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Anayasa Değişikliğine Dikkat - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başörtüsü Yasağı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başartüsü Yasağı - 27 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
SORUN TEK BOYUTLU DEĞİLDİR - 13 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
Gülü Hazmetmenin Zorluğu - 25 Kasım 2007 Pazar 00:00
Mahkeme Kararının Olası Sonuçları - 24 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
Yargının 'Önleyici' ve 'düzeltici' Denetimi - 15 Ekim 2007 Pazartesi 00:00
301. Madde ve İklim Sorunu - 05 Ekim 2007 Cuma 00:00
Demokrasinin Rayına Oturması İçin - 28 Eylül 2007 Cuma 00:00

Son Yorumlar

halil erdemir
bunlar güzelde asıl hizmetler ne olacak yollar çukur dolu baskan bağlarbaşı mah. çıksın bir görsün halini her geçen gün kötüye gidiyor halk ekmek kapandı bunu niyesöylemiyorlar
23.05.2012 12:15:19

mağdurbelediyeci
sorun ihalelerin düşük teklifle falan alınmasında değil ihaleyi yapanların işi bilemeyip, ellerine yüzlerine bulaştırmasındandır. işi firmalara hak ettikleri için değil başka çıkarlar gözeterek vermelerindendir.. çok görmemek lazım. önceden içilemeyen suyun metreküpüne 50 kuruş ödeyip en azından tabak çanağını yıkayan saf kırıkkaleli şimdi yine içemediği suya 2,5 tl öder, şehrin başkanıda bakın en güzel suyu siz içiyorsunuz bi takla atın bakalım demeye getirir ama kendi belediyeye damacana su alırsa, sonrada suyu işleten firmaya dünyalar kadar parayı verirse ve saf vatandaşımızında sesi çıkmazsa daha çok ihaleler olur bu memlekette. çivisi çıkmış buranın, hala farketmiyor musunuz
22.05.2012 22:53:52

Sırrı Kılıç
Sayın Editör Kırıkkale belediyesinin ihale sistemini veya ihale kriterlerini en iyi bilenlerden biri sitenizin sahibidir.Ona sorsanız size bu aksaklıkların nedenini anlatırdı
22.05.2012 21:43:54

Abidin Emmi
Atayurdu keskini ziyaret eden Cemcemoğolu ermenilerinin hemşerileriyle hasret gidermeleri doğrusu gözlerimizi yaşarttı muhabbetlerinin devamını dilerim.Sayın Veli beyde bakıyorumda ibreyi artık Keskinciliğe doğru kaydırmaya başladı.
22.05.2012 21:41:19

ramo
Buna kim dur diyecek.Arz-ı Mevud a çanak tutmaktır toprak satışı
22.05.2012 20:11:11