23 Mayıs 2012 Çarşamba

06.04.2009 00:00:00 652  defa okundu.

Öfke Bize; Uysallık Sana...

Bir başarı sevindirir.

Bir de kazançlar…

Zaman içinde insanlar kazançlarını da başarılarını da tartma imkanı bulurlar.

Zaman içinde çözülür her şey.

Zamanla anlaşılır doğrular ve yanlışlar

 

 

Zira niyetlere göre sonuçlar olmaz her zaman.

Ama beklentileriniz şekillendiriyorsa niyetlerinizi işte o zaman kazanç sandıklarınız kayba, başarı saydıklarınızda başarısızlığa gebedir.

Beklemek yanlıştır aslında…

Neyin hesabını yapmışsanız, bu hesaplaşma açık yada gizli bir taahhütleşmeniz yoksa bu sizin kaybınızdır ve elde edemeyeceğiniz şeydir.

Kapıları açan bu beklentileriniz gibi görünse de  aslında beklentilerinizi birer hayal kırıklığı olarak önünüze koyacak olan da budur.

 

 

En önemli yatırımın insana yapılan yatırım olduğunu defalarca dile getirdim. İnsana yatırım yapamayanlar ya yapay öfke ile karşılaşır yada kendileri sürekli aldanan olur.

Siyasetten ticarete kadar her merhalede “önce insan” veya “insana yatırım” esası göz önüne alınmazsa bu zarar olarak haneye işler.

Kırıkkale’de seçim sürecinin en belirgin yanılgısı da bu idi.

Söylentilerin veya hazmetme zorluklarının yaşanmasının nedeni de insana yatırım yapmak yerine dedikodu esaslı siyaset anlayışına sığınarak yıpratmaktır.

Yıpranma kime ne sağlar diye düşünmeden sadece öfkesine teslim olanların verdiği bu mücadele aslında kendilerini yıpratıyor.

Dünün öfkesini almak, intikam hırsını serinletmek çabaları, koskoca camiaları, koskoca gurupları rencide etmiştir, hatta küçük düşürmüştür.

Bu küçük düşürüşün bedelini bunu yaşatanlar elbette maddi ve manevi olarak ödeyeceklerdir.

 

 

Her kim intikam ve öç alma duygusu ile hareket ederse kendisini bitirir, kendi linçini sağlar. Zira Şeyh Edebali’nin en önemli öğütlerinden birisi ve ilk maddesi;

“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..”

Bu yüzden sonuçları kabullenmek erdemdir.

Sonucun gereğini yerine getirmek daha büyük erdem.

Bu nedenle her ne olursa olsun bu erdem göstermek fazilet ister.

Faziletli insan ise büyür, yücelir ve anılırken minnet ile dile getirilir ismi.

Yolu insan kendi seçer.

Seçtiği yol onun hem bu dünyasını hem ahretini şekillendirir vesselam.

Yorum Yaz


YORUMLAR
kadir akan:
hayır bildiklerimizde şer, şer bildiklerimizde hayır vardır. başka söze ne hacet be ömer
06.04.2009 17:55:39
SUNGURBEY:
BİR İKİ KİŞİNİN HATASI KOSKOCA BİR CAMİAYA YÜKLENEMEZ. BU FİTNE KAPISINIDA KAPATALIM ARTIK. İMA YOLU İLE YAZARIN ANLATMAYA ÇALIŞTIĞI CAMİA HERZMAN VE ŞARTTA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN HÜKÜMETİNİ DESDEKLEMEKTEDİR. AKLIMA GELMİŞKEN SORAYIM CEMEL VAKASI NİYE OLMUŞTU.
07.04.2009 22:00:24
ömer kıvanç:
Sungurbey, herhangi bir camiayı kasteden bir yazı değil bu. Seçim sonrası öfkeleri unutmanın gereğini anlatan bir yazıdır. Kastedilende yönetimi kaznan belediye başkanlarının alması gereken tavır üstünedir. Eğer o camiayı kastedecek olsam aleni biçimde yazarım fitneye mahal bırakacak bir konuya imza atmam. saygılarımla...
09.04.2009 02:57:40
Mustafa KARAKOÇ:
Yazarın Kalemi Susmaz. Siz susarsanız biz ne yapalım Görseniz Beni Tanırsınız. Kıymeti yok sizin hacılar hakkında Söylemek İsteyip de söyleyemediklerinizi ben Söylüyorum işte İnsanın Güzelliği Yüzde ise, Yüzün güzelliği gözde ise. Ağzın güzelliği dilde ise, Dilin güzelliği sözde ise İnsan sözünden ve sohbetinden belli ise. Sözün de bittiği zamanlar ve mekânlar varsa. Niye hacılar öyle olamaz diyenlere yazıyorum. Gönlüme en yakın insanlarla olmak ne güzel olmaz mıydı? Mazlum olan mazlumlarla, “mazlumluğum sultanlığımdır” diyenlerle beraber olmak isterim. Nasıl dileneceğini ve nasıl isteneceğini bilmeyen mazlumlarla diz dizeyim, göz gözeyim. Hacılara bakıyor um. Bu Hacıları niye simsiyah görüyorum, gece zifiri karanlık görüyorum, ama bu Hacılar neden bu kadar insanı tanıtıyor bana. Evet, Hacılar içini gösteriyor insana. Evet, içinin de içini gösteriyor insana. Yürek ister bu Hacılarda konuşmaya ve yaşamaya. Bu Hacılar çok karanlık ama herkesin içini gösteren bir yer. Göstermekle de kalmayan, her karayı aka her akı karaya dönüştüren, yıkayan arıtan, çamura pisliğe batıran bir Hacılar Bu. Hacılar böyle bir yer değildir demeyin hemen. Durun biraz, acele etmeyin. İçimizin denizlerini gösteren bir Hacılar var demeyin sakın. Böyle bir Hacılar yok... Hakkı konuşamayan, Hakla batılı bir birinden ayıramayan bir Hacılar aynı zamanda. Evet, böyle bir Hacılar var. Şimdi o Hacıların karşısındayım. Durmuş, oturmuş, nice olup bitenlerin macerasını dinliyor seyir ediyorum. Her halde zavallı bir Hacılar bu. Gün görmemiş Hacılar konuşuyor, ben dinliyorum. Hacılarında kendine göre bir dili var. Konuşana da bir şey denmez, Konuşmayana da. Sesiz ruhun beşiği. Aklın, kalbe nöbet devir edemediği yer. Yorgunluğun başladığı yerdeyim. Ne yerdeyim aslında, ne gökteyim. Gerçekten de ne garip yerdeyim. Babamın ve sevdiğim insanların anlattıkları masallar bir anda hüsran oldu. Tüm kapılar kapalı, gizli bir bahçeye girdiğim ve orada kaybolduğum o buz gibi iklimdeyim. Hayallerim hüsran oldu. Öyle görünmezim ki, Öyle görünmezler ki. Herkes Görünmez olduğunu sanır Hacılar da. Çağırırlar yanlarına giderim. Konuşurlar, duyarım. Bazıları uzadır elini, izin verir tutarım. Hacılar; ey bahtı kara Hacılar; ey siyah, simsiyah Hacılar. Geceden kara Hacılar. Zıtların hiç buluşamadığı Hacılar. Bir köşende bana da yer var mı? derdim. Buralarda gülmeme izin var mı? derdim. Bilmem artık ne diyelim. HACILAR çok mu güzel. Hiç bu kadar güzel bir mekan görmediniz mi?. Bu mekan, tıpkı ana mı gibi ağladığını mı duyar, Gözyaşlarını mı siler bu Hacılar. “Sus mu ” der, “bir damla göz yaşı, dünyayı tutuşturmaya yeter mi der. Bilmem ama Burda gözyaşının adı ateşdir, yakma sakın. Diyen mi var. O bir damla cihana mı bedel.” “Ama yapamıyor musun ağlamadan edemiyor musun ” Yalan söylüyorsun o zaman. Hacılar, bir usul, bir yol mu öğretiyor sana: “İçine akıtma gözyaşını, kalbini yıkama değmez... Ateşini söndür me. Öfkeni, kinini, şehvetini hepsini ne varsa ruhunda sana ait olmayan yabancı tüm duyguları erit. Erit me göz yaşınla erit me” Bana kalırsa ağla ağla. Hayret mi, Zalimlerin dedikleri mi? oluyor. onlar değişiyorum mu? çevremdekiler de değişiyor mu. Ama onun rengi değişmiyor. Hacılar her daim siyah. Hem de simsiyah. Ey Bahtı kara Hacılar, ey simsiyah Hacılar. Zulüm oldun, Gurbet oldun. Yavrusunu emziremeyen, besleyemeyen bir ana. Anlayışsız bir ana. Kalbimizin sırlarını ancak kalbi sırlarla dolu olan anlar. Hacılar bunu da anlamıyor. Zalimleştikçe zalimleşiyor. Nice yüzler, nice simalar görünüyor Hacılarda, nice gıybetler nifaklar. Hacılar dertli, ana gibi dertli Hacılar. Yavrularını arayan bir ana gibi dertli. “Nerdesiniz” diyor. “Bunca zaman nerde kaldınız” soruyor, sorguluyor Hacılar. SENİN TARİHİNİ YAZACAĞIM DİYORUM. Hacılar; “BEN ZATEN SENİN TARİHİNİM, SENİN TALİHİNİM” diyor. Kalemi atıyorum. Sükût kaleme de bulaşıyor. Sükût defne dalı her yorgunluğa. Korkuyorum oralardan korkmuyorum ölümden, çok korkuyorum. Üzüntümü açığa vurmaktan. Mazlum Hacılar, üzülme diyor. “Ölüm şifasıdır her üzüntünün.” Sakinleştiriyor. Bir damlanın denize duyduğu hasret gibi, atılmak geliyor içimden Hacıların içine. “Yok” diyor, zamanı değil, vakti gelince o da olacak. Bir damlasın ama, buhar olup uçmamalısın. Denizlere ulaşan bir damla ol. Denizler gel diyor. Bu nasıl olacak diyorum. Bir ders veriyor, Mazlumlar Bir damlanın öyküsünü anlatıyor: Bir buluttan, bir damla yağmur düştü. Bu damla denizin genişliğini görünce utandı: “Şu deniz denilen yerde ben kim oluyorum? Eğer deniz buysa, gerçekten ben bir hiçim” dedi. Damla kendini hor görünce, sedefin biri onu koynuna alıp seve seve besledi. Felek de onun işini öyle düzgün yürüttü ki, nihayet padişahlara yaraşır bir inci oldu. Şaşırıyorum Hacılara. Mazlumlar ne de çok şeyler biliyor. Bu mazlumlara dost oluyorum. Daha yakınıma gel diyor. Şimdi bir kez daha hayretteyim. Her adımda bir başka sırrını daha açıyor Hacılar. Şimdi böyle bir başka yerdeyim... Her tohumda gizli bir tutku vardır. Her hayat da bir tohum gibi. İçinde gizlediğini gün gelince, toprağını bulunca açıyor, göstermesi gerekiyor ama gösteremiyor. Böyle bir Hacılar bu... İnsana zalim olmayı öğreten bir Hacılar. Bir ömür öğrendiklerimizi unutturan, Bildiklerini unutturan bir Hacılar bu. Esaretin bu kadar yakın olduğunu bilseler, bir an zalimin hiç yanlarına varırlar mıydı demekten bile vaz geçtim. Başka yöne savrulmazlar. Bir saman çöpü gibi uçuşup dağılmazlardı. İnsanlar “nasip” diyor. Hacılar “ben sözümü söyledim, davetimi çok zaman önce yaptım. Unutmadık seni, sana bakmayı, sana gelmeyi, kendimizle yüzleşmeyi unutmadık” diyor. Yanına gelmenin, karşısına geçip bu şansı yakalamanın bedelini soruyorum Hacılarlıya. “Pişmanlık dolu bir damla gözyaşı. Ama, içine akıttığın bir göz yaşı... Ve bu güne kadar geç kalışına yandığın inanç dolu bir kalp,” diyor. Ve ekliyor Hacılar “Ben bir zalimim, bir iblisim. Hâlâ anlamadınız mı?” diyor. HEPSİ bu kadar. Ve Hacılar susmuyor. Şimdilik mazlumlar susuyor. Sükût orucuna başlıyor. Artık görünüşlerle görünenlerin altında yatan gerçekleri görmek ve çıkarmak çabası ve nasibi de bize düşüyor. Güzellik içimizde değilse onu dışarıda bulmak zor. Balığa denizi, denize de balığı anlatmak zor. Hacılar; ey zalim Hacılar; ey resmini gördüğüm Hacılar; resmine hiç benzemeyen, ölmüş hayatlar Hacılar; ey zindandan kara, katrandan siyah Hacılar... Yıllar yılı süren kutlu susuzluğumu konuşturan Hacılar, evladını kucağından atan ana. Kapını terk ettim. Nasibimi aramaya, almaya başka yere gittim. Nasıl isteneceğini, nasıl dileneceğini bilmeyen, bilemeyen biçare bir dilenciyim ama senin kapını terk ettim. Sen böyle yaparsan hiç gelmem. Zengin evlerinin kapılarını büyük bir ümitle ve tatlı bir heyecanla çalan, fakir bayram çocukları gibi gelmek isterim. Boş dönmeyeceğim. Şimdi böyle bir Hacıları görmek isterim.Bu zulme sessiz kalma şahit olma böyle,. Hakkı her yerde söyle.
11.04.2009 06:53:48

YAZARIN TÜM YAZILARI
Belediye İşçisi mi, Cevizoğlu mu? - 07 Mayıs 2009 Perşembe 00:00
Ekmek Sıkıntısı - 06 Mayıs 2009 Çarşamba 00:00
Makam İnsana Güç Katmaz - 05 Mayıs 2009 Salı 00:00
Adam Gibi Adam Olmak - 04 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Belediyeyi Yanlışa Düşürme Hamlesi - 29 Nisan 2009 Çarşamba 00:00
Gökkaya Ne Demek İstiyor? - 28 Nisan 2009 Salı 00:00
Danacı, Ulusoy, Korkmaz ve Dağdelen - 27 Nisan 2009 Pazartesi 00:00
İstişare... İstişare... - 20 Nisan 2009 Pazartesi 00:00
Çöpten Çıkan Oylar - 18 Nisan 2009 Cumartesi 00:00
İl Genel Meclisi Değerlendirmesi - 16 Nisan 2009 Perşembe 00:00
Öfke Bize; Uysallık Sana... - 06 Nisan 2009 Pazartesi 00:00
Nerede, Kim Başkan Olur? - 25 Mart 2009 Çarşamba 00:00
Belediye İş Kapısı mı? - 23 Mart 2009 Pazartesi 00:00
Korkmaz, Koçak ve Albayrak - 22 Mart 2009 Pazar 00:00
Mitingler Neyi Anlatıyor? - 19 Mart 2009 Perşembe 00:00
CHP mitinginin işaret ettikleri - 17 Mart 2009 Salı 00:00
NTV’ye Göre Kırıkkale Seçimi - 16 Mart 2009 Pazartesi 00:00
Saygı ve sağduyu - 15 Mart 2009 Pazar 00:00
Ekmekte Yeter Deme Zamanı - 11 Mart 2009 Çarşamba 00:00
Ekmekle Oynamayın - 10 Mart 2009 Salı 00:00
Ekmek Zulmü Durdurulmalı - 09 Mart 2009 Pazartesi 00:00
Bahşılı’da Ne Olur? - 05 Mart 2009 Perşembe 00:00
Tercihe Saygı Duymak - 04 Mart 2009 Çarşamba 00:00
Ekmek Zammı mı, Ekmek Zulmü mü? - 02 Mart 2009 Pazartesi 00:00
Gerçekten Var mı Böyle Dostlarınız? - 27 Şubat 2009 Cuma 00:00
Cemaatin Eğilimi Ne? - 24 Şubat 2009 Salı 00:00
Seçim Dediğin Nedir ki? - 22 Şubat 2009 Pazar 00:00
Seçmen Ne Düşünüyor? - 19 Şubat 2009 Perşembe 00:00
Meydanın Dili - 17 Şubat 2009 Salı 00:00
Yahşihan’da Seçim - 13 Şubat 2009 Cuma 00:00
Balışeyh’te Seçim Manzarası - 12 Şubat 2009 Perşembe 00:00
Seçimin Takas Metodları - 10 Şubat 2009 Salı 00:00
(Kim Bu Aday?) Seçimin 300 Milyarı - 08 Şubat 2009 Pazar 00:00
Seçim Güzelleşmeleri - 03 Şubat 2009 Salı 00:00
Korkmaz’ın Çizgisi Ne Oldu? - 01 Şubat 2009 Pazar 00:00
Seçim Seyri Nasıl Gelişir? - 27 Ocak 2009 Salı 00:00
Siyasetin Ezber Zorlanmaları - 25 Ocak 2009 Pazar 00:00
Ak Parti'nin Adayı - 18 Ocak 2009 Pazar 00:00
Ak Parti Bilmecesinde Değerlendirmeler - 14 Ocak 2009 Çarşamba 00:00
Siyasetçinin Kör Gözü - 12 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Gazze İçin… Dua - 11 Ocak 2009 Pazar 00:00
Çocuklarını Öpen Babalar… - 06 Ocak 2009 Salı 00:00
Siyasetin Havası Soğuk - 05 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Siyaset Saygı İster - 02 Ocak 2009 Cuma 00:00
Siyaset Erdemi ve Tercih - 01 Ocak 2009 Perşembe 00:00
Bir Birbirine Karışan Siyaset - 31 Aralık 2008 Çarşamba 00:00
Söylentiler ve Adaylık - 27 Aralık 2008 Cumartesi 00:00
AK Parti Adayı Üstüne Süreç - 27 Aralık 2008 Cumartesi 00:00
Partilerin Durumları ve Aday Adayları - 23 Aralık 2008 Salı 00:00
Ak Parti Temayülünde Ne Oldu? - 21 Aralık 2008 Pazar 00:00
Vatandaş ve adaylar - 18 Aralık 2008 Perşembe 00:00
Mahalle Başka, Merkez Başka - 18 Aralık 2008 Perşembe 00:00
Seçimin Bayram Anketi - 15 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Seçimin Bayramlık Rakamları - 06 Aralık 2008 Cumartesi 00:00
Öğretmen Evinde "Ahbap Çavuş İlişkisi" - 05 Aralık 2008 Cuma 00:00
Seçimin Sonucu - 03 Aralık 2008 Çarşamba 00:00
Siyaset Yarını Gösteriyor mu? - 30 Kasım 2008 Pazar 00:00
Yerel Seçim Yerel mi Olacak? - 27 Kasım 2008 Perşembe 00:00
Son Seçim Dedikodusu - 27 Kasım 2008 Perşembe 00:00
Aradığımız Ne? - 20 Kasım 2008 Perşembe 00:00
Belediye Başkanı Değişir mi? - 20 Kasım 2008 Perşembe 00:00
Yurtkur’a Alım Konusu - 14 Kasım 2008 Cuma 00:00
Kira Şikayeti Var mı? - 13 Kasım 2008 Perşembe 00:00
Seçimi Kazanmak mı? - 12 Kasım 2008 Çarşamba 00:00
Bir dem mutluluk - 11 Kasım 2008 Salı 00:00
Seçimin de bu konuşulacak - 10 Kasım 2008 Pazartesi 00:00
O’na talip olmak - 07 Kasım 2008 Cuma 00:00
Şeytandan Mektup - 07 Kasım 2008 Cuma 00:00
Rosparks’lar Yaşamalı - 06 Kasım 2008 Perşembe 00:00
Kırıkkale’nin Zencilerine… - 06 Kasım 2008 Perşembe 00:00
"Bu Kurdun Gördüğü İlk Kış Değildir" - 05 Kasım 2008 Çarşamba 00:00
Seçim Süreci - 05 Kasım 2008 Çarşamba 00:00
Kaybetmeden Düşünmek - 02 Kasım 2008 Pazar 00:00
Yerel Seçim Hamleleri - 31 Ekim 2008 Cuma 00:00
Erdoğan’ın Gönülden Gönüle Giden Yolu - 29 Ekim 2008 Çarşamba 00:00
Başbakan Aslında Ne Dedi? - 29 Ekim 2008 Çarşamba 00:00
Bu Vekillerin Heykeli Dikilmeli - 29 Ekim 2008 Çarşamba 00:00
Haftasonu Misafirleri - 25 Ekim 2008 Cumartesi 00:00
Belediyede Para Yönetimi - 24 Ekim 2008 Cuma 00:00
Başbakan’ın Etkisi Ne Olur? - 23 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Ak Parti Adayları ve Vekiller - 20 Ekim 2008 Pazartesi 00:00
Belediye Seçimleri mi? - 17 Ekim 2008 Cuma 00:00
Siyasette Ezber Yorumları - 15 Ekim 2008 Çarşamba 00:00
Kırıkkale Siyaseti Standartları - 20 Mayıs 2008 Salı 00:00
Ak Parti’de Kıratlı Penceresi - 20 Mayıs 2008 Salı 00:00
Ak Parti de neler oluyor? - 20 Mayıs 2008 Salı 00:00
“Toprağı bol olsun” der misiniz? - 05 Mayıs 2008 Pazartesi 00:00
Bir İnsan Hikayesi - 05 Mayıs 2008 Pazartesi 00:00
Çok mu zor bir merhaba demek? - 05 Mayıs 2008 Pazartesi 00:00
Fırıncılar konusunda uyarı - 30 Ocak 2008 Çarşamba 00:00
Kimilerini güneş rahatsız eder - 20 Ocak 2008 Pazar 00:00
Önceliğimiz Nedir Ki? - 17 Aralık 2007 Pazartesi 00:00
Siyasetin Hesapları - 05 Aralık 2007 Çarşamba 00:00
Bir Karar Alma Süreci - 05 Aralık 2007 Çarşamba 00:00
Seçim geçim arasında yolculuk - 05 Aralık 2007 Çarşamba 00:00
Bir sıkıntı nasıl anlatılır? - 22 Kasım 2007 Perşembe 00:00
Kırıkkale'de En Uzak Yer Neresi - 20 Kasım 2007 Salı 00:00
Türk Ocağı Gerçeği - 20 Kasım 2007 Salı 00:00
Yibo Ve Mülteciler - 14 Kasım 2007 Çarşamba 00:00
Çağımızın Çin Seddi Etten Duvarlar - 11 Kasım 2007 Pazar 00:00
Hukuki Zemin - 05 Kasım 2007 Pazartesi 00:00
“Toprağı bol olsun” der misiniz? - 31 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
Türkiye kiminle savaşıyor? - 31 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
ALLAH Milletimizin Yardımcısı Olsun - 24 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
Şahadet hüznü - 23 Ekim 2007 Salı 00:00
Taşın Altına Elini Koymak - 19 Ekim 2007 Cuma 00:00
Öncüsü Kim Olacak - 17 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
Bu Şehrin Sorumluluğu - 16 Ekim 2007 Salı 00:00
İki Türlü Adamlık Vardır - 15 Ekim 2007 Pazartesi 00:00
Yazarlar Neden Hatırlamaz? - 09 Ekim 2007 Salı 00:00
Çınarın Köklerinde Yazılı Sözler - 08 Ekim 2007 Pazartesi 00:00
Kabak İle Kavak - 04 Ekim 2007 Perşembe 00:00
Her İşte Hayır Vardır - 02 Ekim 2007 Salı 00:00
Dil Bayramı - 28 Eylül 2007 Cuma 00:00
Alkolizm - 25 Eylül 2007 Salı 00:00
Sanatkar ve Toplum - 21 Eylül 2007 Cuma 00:00
Aşık Olan Kelebekler Aşkı Tarif Edemezler - 19 Eylül 2007 Çarşamba 00:00
Hoş Geldin Ey İnsanlık - 14 Eylül 2007 Cuma 00:00
Yerel yazmak, yerden yazmak mı? - 06 Eylül 2007 Perşembe 00:00
7 yılım geçti benim - 31 Ağustos 2007 Cuma 00:00

Son Yorumlar

halil erdemir
bunlar güzelde asıl hizmetler ne olacak yollar çukur dolu baskan bağlarbaşı mah. çıksın bir görsün halini her geçen gün kötüye gidiyor halk ekmek kapandı bunu niyesöylemiyorlar
23.05.2012 12:15:19

mağdurbelediyeci
sorun ihalelerin düşük teklifle falan alınmasında değil ihaleyi yapanların işi bilemeyip, ellerine yüzlerine bulaştırmasındandır. işi firmalara hak ettikleri için değil başka çıkarlar gözeterek vermelerindendir.. çok görmemek lazım. önceden içilemeyen suyun metreküpüne 50 kuruş ödeyip en azından tabak çanağını yıkayan saf kırıkkaleli şimdi yine içemediği suya 2,5 tl öder, şehrin başkanıda bakın en güzel suyu siz içiyorsunuz bi takla atın bakalım demeye getirir ama kendi belediyeye damacana su alırsa, sonrada suyu işleten firmaya dünyalar kadar parayı verirse ve saf vatandaşımızında sesi çıkmazsa daha çok ihaleler olur bu memlekette. çivisi çıkmış buranın, hala farketmiyor musunuz
22.05.2012 22:53:52

Sırrı Kılıç
Sayın Editör Kırıkkale belediyesinin ihale sistemini veya ihale kriterlerini en iyi bilenlerden biri sitenizin sahibidir.Ona sorsanız size bu aksaklıkların nedenini anlatırdı
22.05.2012 21:43:54

Abidin Emmi
Atayurdu keskini ziyaret eden Cemcemoğolu ermenilerinin hemşerileriyle hasret gidermeleri doğrusu gözlerimizi yaşarttı muhabbetlerinin devamını dilerim.Sayın Veli beyde bakıyorumda ibreyi artık Keskinciliğe doğru kaydırmaya başladı.
22.05.2012 21:41:19

ramo
Buna kim dur diyecek.Arz-ı Mevud a çanak tutmaktır toprak satışı
22.05.2012 20:11:11