Dün gazetelere şöyle bir baktım.
Hemen hemen yazarların çoğu Pazar günü yapılacak referanduma değinmiş.
Haber siteleri ile gazeteleri yakından takip edenler referandum konusuna yabancı değiller sanıyorum.
Ancak eline gazete almayanlar ile gününü kahve köşeleri ve boş işlerle geçiren bir kesim var ki, yapılacak referandumun tam içeriğini bildiklerini düşünemiyorum.
Meselenin bir başka yönü ise Pazar günü yapılacak referandumun başka ne anlam taşıyabileceği konusunda, AKP’yi iktidara taşıyanların çok fazla irdelemeden teslimiyetçi bir kabullenme içinde olmalarıdır.
Çünkü, o kesime göre meselenin tek bir muhteviyatı var, oda 22 Temmuz öncesinde cumhurbaşkanı seçimini yaptırmayan muhalefete karşı zafer kazanmak.
Hatırlayacak olursanız mecliste bir türlü oturum açıp seçime gidilecek çoğunluk sağlanamamıştı.
Ve bu yüzden cumhurbaşkanı seçimi 22 Temmuz sonrası oluşacak yeni meclise bırakılmıştı.
Bu sıkıntılı süreçte AKP iktidar olmasına karşın önündeki engeller nedeniyle istediğini yapamadı.
İktidarın zayıf düşürülmesi kimilerine göre muhalefet odu, kimilerine göre ise anayasal zorunlulukların yerine gelmemesi oldu.
Muhalefete göre ise iktidarın önündeki engel hukuka bağlantılı olarak bugüne kadar işletilmeyen daha doğrusu ihtiyaç duyulmayan anayasal yükümlülüklerin ilk defa işletilmesiydi.
İşte bugün gelinen süreçte referanduma gidilmesinde mesele sadece cumhurbaşkanını sadece halkın seçmesi veya onaylayıp onaylamaması değil, bu hareketin gerisindeki asıl hareket tarzı yüzde ellileri bularak iktidar olan AKP’nin gelecekte önündeki engellerin kaldırılmasından başka bir şey değil.
Kaldı ki, Pazar günü yapılacak referandum paketinin içersinde sadece Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi konusu yer almıyor.
İşte hani onlar dediğimiz, AKP’ye oy verip iktidar eden ve başka bir şey düşünmeyen kesim var ya, Türkiye’nin yararına da zararına da olsa AKP’nin sunduklarını kayıtsız-şartsız kabul edenler yine sandıkların kurulmasını bekliyor.
İktidar cephesi de bunu çok iyi biliyor ki, paketin içersine birkaç madde daha ekleme yaparak, ABD lehine verilecek kararlarda önündeki engelleri kaldırma niyetindedir.
Kısacası yapılacak referandumun perde arkasındaki mantık, hem 22 Temmuz öncesinin rövanşını almak hemde gelecek süreçte AKP’nin önündeki engellerin bertaraf edilmesi hemde genel seçim yapılıncaya kadar devam edecek süreçte daha rahat bir kadrolaşma hareketinin gerçekleşmesi yönündeki engellerin kaldırılması gerçeğidir.
Diğer önemli düşünce veya adına hesap diyelim Abdullah Gül’ün ikinci kez cumhurbaşkanı olabilmesinin önünü açmaktır.
Zira paketin içinde yer alan maddelere bir göz attığımızda buna açıkça görmek mümkün.
Ne deniyor pakette?
-Bundan böyle Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin mi, seçmesin mi?
-Bir kimse 2 def’a Cumhurbaşkanı olabilsin mi, olmasın mı? (Yâni 5+5)
-Genel seçimler 5 yılda bir yerine 4 yılda bir yapılsın mı, yapılmasın mı?
-Meclis’te toplantı yeter sayısı 367 yerine 184 olsun mu, olmasın mı?
Görüyorsunuz yoksa maksat sadece cumhurbaşkanının halk tarafından seçiliyor olması değil.
Bir “evet” ile önemli bir kazanım elde etmektir.
Demokrasinin işlemesi için halka gidiliyor olması bence hikaye.