29 Mart’ın son dönemecine girdik. Partiler, adaylar ve onlara gönül verenler uzun ve yorucu bir çalışma yaptılar. Aylarca uğraşıldı. Seçimi kazanmak için planlar yapıldı. Yeni stratejiler geliştirildi. Yapılan planlara uygun olarak birçok program gerçekleştirildi. Seçmenin ilgisini çekmek, kendini seçmene beğendirmek için pek çok sözler söylendi. Eskilerin tabiri ile vaatlerde bulunuldu. Günler geçti, artık yolun sonu görünmeye başladı.
Haftalarca gündemi meşgul eden seçim dolayısı ile halk başka şeyle uğraşamaz oldu. Gazeteler, televizyonlar, internet haber siteleri hep seçime odaklandılar. Seçimin nabzını tutmak için çalıştılar, ter döktüler. Kendilerince kamuoyu yoklamaları yaptılar. Her gün yeni bir seçim anketi sonuçları yayınlandı. Her gazetede, televizyonda ve haber sitesinde hep farklı adaylar birinci olarak göründü. Bu sebeple bu yapılan anket sonuçlarının pek de sağlıklı olduğu söylenemez. Gerçek sonucu, nasip olursa, haftaya hep birlikte öğreneceğiz.
Benim maksadım kimin birinci olacağı değil tabii ki. Vatanımız ve milletimiz için kim hayırlıysa o birinci olsun. Ben bu seçimi kazanacak olan adayların kulağına şimdiden bir küpe vermek istiyorum. Kazandıkları zaman bu küpe onların kulağına nasıl davranmaları gerektiğini en güzel şekilde fısıldayacaktır. Onlara bir ışık olacak ve gidecekleri yolu aydınlatacaktır. Onlara en güzel şekilde kılavuzluk yapacaktır.
Kazanacak olan adaylara verilecek en güzel küpe, Şeyh Edebâli’nin Osman Gazi’ye verdiği öğüttür diye düşündüm. Zaten bu öğüde harfiyen uyan hiçbir insanın başarılı olmaması ve insanlar tarafından sevilmemesi mümkün değildir.
İşte size Şeyh Edebâli’nin öğüdü:
Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar. İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez! Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...”
Kazanacak olan adayları şimdiden tebrik ediyorum. Bu küpeyi kulaklarından bir ömür boyu çıkarmasınlar.