Büyük fikirlerin zemin bulması, ciddi insanlarin entelektüel bakış açılarını ortaya koyması ve siyasilerin de tenkit ve takdirleri anlayabilecek çapta bir olgunluğa erişmesi demokrasilerde zirvelerin işaretidir.
Hesap alınan ve hesap verilen bir geleneğin ai demokrasidir.
Seçmen de önceki yazılarımda sıkça vurguladığım gibi iki türlüdür.
Avukat seçmen/ Hakim seçmen…
Avukat seçmen oy verir ve oy verdiği şahsın doğrusunu da yanlışını da savunur, onun her şeyine kefil olur, hesap kitap aklına gelmez, yeter ki makamına vardığında yüzüne sırıtan biri olsun.
Hakim seçmen öyle değildir.
Vaadlerini, projelerini dinler, karakterine, tecrübesine bakar ve oyunu verir.
Günü geldiğinde de hesaba çeker, sorar, sorgular, başarılı ise takdir eder, başarısız ise tekdir eder, tahkir eder, cezalandırır.
Ben Kırıkkale’de böyle bir şuurlanmanın gerekli olduğuna inanıyorum.
Özellikle sivil toplum örgütleri kumdan kafalarını çıkararak sahalarına göre değerlendirmelerde bulunmalıdırlar.
Ama, mensubu ekmeğinden olan bir sivil toplum kuruluşu eger mensubunu ekmeğinden eden iktidarın partisinin yanında ise, burada bir terslik var.
Kırıkkale’de uygulanan yanlış yapılanmalara Mimarlar Odası ses çıkarmıyorsa burada bir vebal var.
Sayın başkan çıkıp beş yılın hesabını vermiş gibi basın toplantısı yapıyor.
Gazeteci arkadaşım yazmış “borç miktarini açıklamadı ama, muhalefetin dediği kadar değil” dedi.
Eğer buna itiraz ederek, “sayın başkan biz tatmin olmadık, bütçenden ne kadarını yatırıma harcadın, ne kadarını tazminata, mahkemelere avukatlara yedirdin vs. detaylı bilgi ver” denmiyorsa burada bir yanlış var.
Ben Kırıkkale’de çok onurlu gazeteci dostlarımın olduğunu biliyorum, ama yeterli değil, imkanları yok, gırtlaklarına boğulan sözler var…
Kimisi bu başkan geleli şehir, şehir oldu, bundan öncekiler ne yaptı? diye yazılarıma yorum eklemiş…
Bu avukat seçmen eğer şuurlu bir bakışa sahip olsa görürdü.
Ama hakikata kör bakmak gibi bir zillete mahkum edilmiş…
Soruyorum: Başkanın ilk icraatı neden Alpaslan Türkeş Bulvarının takini yıkıp adını değiştirmek oldu.
Henüz bir yıl önce tamamlanmış orta refüjü bir karış yol genişletmek bahanesiyle parke taşlarını değiştirerek müteahhit tosunlarını besledi?
Neden ikiyüz kişiyi bila meccane işten atarak belediye bütçesinden tazminat parası ödedi, neden personelinin haklarını anlaşarak değil de yandaş avukatlarına hortum tutarak mahkemelere düşürdü?
Bu dönem ödenen mahkeme masrafları, avukat parası, tazminat ve cezalar bütçenin kaçta kaçını oluşturuyor?
Bir yandan ekmek dağıtmakla sosyal hizmet ifasinda bulunurken nice insanların ekmeğiyle oynayıp açlığa sevketmedi mi?
Bir kaç firmaya belediyenin paralarını aktarırken, personelini maaşsız bırakan ilk iktidar partisi belediyesi ünvanı kendisine sıkıntı vermedi mi?
Yapmayın beyler…
Bırakın kuru inadı, fakir ve inançlarını gömlek kadar ucuz ve basit görüp çıkarıp atan bir zihniyetten daha fazlasını beklemeyin.
Milli Görüş gömleğini çıkarıp atan bu zihniyetin arasında Milli Görüş mensubu kişilerin bulunmasını cakir dikenlerinin arasında duran bir güle benzetiyorum.
AKP’de bulunan fakir ve idrak sahibi kimselerin sabırlarının taşmaması mümkün değil
Evet, avukatlık devri geçti, hakim seçmen dönemini açalım ve bundan sonra gelecek kimseler de gözünün önüne baksınlar.
Bölgeciliğin, kuru inatların, memleketimize verdiği bir şey yoktur.
Demokrasilerde fikirler vardır, değerler vardır, fikir ve değerleri olmayan kalabalıklar demokratik olmaz, olamaz.
Merhum Osman Bölükbaşı’nın dediği gibi “Deprem çadırlarından çıkın ve olmanız gereken yer nereyse orada huzurlu ve onurlu bir şekilde bulunun”
Avukat değil, hakim seçmen devrini açalım artık, bu yürek Kırıkkale insanında var.