Hasta adamı iyileştirmek için and içenlerin olduğunu bilemediler. Onların yüreğindeki yemini ve azmi göremediler. Yediden yetmişe herkesin vatanını ve bayrağını canından çok sevdiğini anlamadılar. “ Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda; etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” diye haykıranları duymadılar.
Onlar:
Gemileri karadan yürüten Fatih’in torunlarıydılar.
İstanbul’un manevi fatihi Eyüp Sultan’ın türbedarlarıydı.
Kutsal emanetlerin bekçileriydi.
Ezelden beri hür yaşamışlardı.
İstiklalini müdafaa mecburiyetine düşünce içinde bulunduğu imkân ve şeraiti düşünmeyen kahraman insanlardı.
276 kg ağırlığındaki bir top mermisini hafif bir taşı kaldırır gibi sırtında taşıyacak kadar manevi bir güce sahiptiler.
Bir kez gördüğü bir kâğıt paranın bir kopyasını bir gecede hazırlayacak kadar pratik ve sabır dolu bir zekâya sahiptiler.
Boğaza bir gecede sessizce mayın döşeyecek kadar azimliydiler.
Vatanın bir karış toprağını vermemek için yedi düvele direndiler. Özgürlükleri için canlarından ve cananlarından vazgeçtiler. Aç kaldılar, susuz kaldılar; ama hiç pes etmediler. Kendilerini hiç düşünmeden ateşin ortasına attılar. Yeri geldi, yaralı düşman askerlerini sırtlarında taşıdılar. Bütün dünyaya kahramanlık ve insanlık dersi verdiler.
Çanakkale’deki kahramanlıkları anlatmak mümkün değildir. Yaşananları dizelerle anlatmak gerçekten zordur. Onun için ben, anlatmak yerine sizinle bir öykü paylaşmak istiyorum. Bu öyküyü okuduğunuz zaman askerlerimizin ne kadar hazırcevap olduklarını, düşmanlarını beden gücü ile değil akıl gücü ile yendiklerini anlayacaksınız. İşte size Saka Hüseyin’in yaşadıkları, ibretle ve tebessümle okuyacaksınız.
Askerlerimizin suyu bitmişti. Saka Hüseyin su kaplarını yükledi atına. Su almaya gitti pınara. Kaplarını dolduruyordu ki, bir sis kapladı her tarafı. Saka Hüseyin sisli havada yolunu şaşırarak düşman siperlerine doğru gitti. Birden düşman askerleri sardı etrafını. Hiç bozuntuya vermedi Saka Hüseyin. Telaşlanmadı, heyecanlanmadı, korkmadı. “ Beni komutanınıza götürün.” dedi. Düşman askerleri şaşkın bir haldeydiler. Saka Hüseyin’i alıp götürdüler komutanlarına. Saka Hüseyin; “ Size komutanımın selamını getirdim.” diye söze başladı. Sonra da; “ Biz ne kadar savaş halinde olsak da sonuçta hepimiz insanız. Onların orada su azdır. Yaralıları ve hastaları olabilir. Bu suları götür de susuz kalmasınlar dedi.” demiş. Saka Hüseyin’in bu sözlerini duyan komutan çok duygulanmış. Saka Hüseyin’e bir dostu gibi ikramlarda bulunmuş. Saka Hüseyin’in pınardan doldurduğu bütün suyu almışlar. Suyun yerine çeşitli hediyeler koymuşlar. Saka Hüseyin’i sevgiyle uğurlamışlar.
Saka Hüseyin oldukça gecikmişti. Silah arkadaşları onu merak etmişlerdi. Saka Hüseyin’in düşmana esir düşmüş olabileceğini düşünmeye başlamışlardı. Biraz sonra Saka Hüseyin göründü uzaktan. Silah arkadaşları hayvanın üzerinde su kapları yerine başka şeyler görünce şaşırdılar. Saka Hüseyin’e hayvanın üzerindekilerin ne olduğunu sordular. Saka Hüseyin gülümseyerek o meşhur lafını söyledi: “ Hiç sormayın, kandırdım elin gâvurunu.”