Boğaziçi Üniversitesinde başörtülü öğrencilerin kampusa alınması konusunda insanı şaşırtan garip uygulamalar sergilenmektedir. Bir ara 2008’in Eylül ayının son günlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde türbanla içeri alınmayan öğrenciler, güvenlik görevlilerinin izniyle “türban üzerine şapka geçirerek” kampusa girebilmişlerdi. Biz sorunun o zamandan bu yana çözüldüğünü zannediyorduk. Fakat 24 Şubat 2009 günü gazetelerde şu şekilde bir haber yer aldı: “Boğaziçi Üniversitesi’nde türbanları üzerine giydikleri şapka ile derslere giren 16 öğrenci hakkında soruşturma açıldığı iddiasıyla dün 300 kişilik bir öğrenci grubu Rektörlük binasına doğru protesto yürüyüşü yaptı. Yağmur altında Kuzey Kampus’tan yürüyüşe başlayan çok sayıda öğrenci, rektörlük önünde soruşturma kağıtlarını yırttı. Rektör Prof. Dr. Kadri Özçaldıran’ın olumlu kararına rağmen yasağı sürdürme gayretinde olan Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, yine yasakçı uygulamayla gündeme gelerek, derslere türbanları üzerine şapka giyerek giren 16 öğrenci hakkında yönetmeliğe aykırı hareket ettikleri gerekçesiyle disiplin soruşturması açıldı. ‘Rektör+başörtülü öğrenci+eğitim fakültesi+şapka= soruşturma!’ sloganıyla öğrenciler duruma ilginç bir şekilde cevap verdi”.
Oysa bu Üniversiteye daha önceki Rektörler zamanında başörtülü/türbanlı olarak rahatça girilebilmekteydi. Rektörlüğe yeni seçilen Prof. Dr. Kadri Özçaldıran’ın talimatıyla 2008’in Eylül ayının son günlerinde, başörtülü öğrenciler kapıdan içeri alınmayarak, daha önce başörtü yasağının uygulanmamasıyla Türkiye’nin en hür kampuslarından biri olan Boğaziçi Üniversitesi de artık yasaklı bölge haline gelmiş, Genç Sivillerin ifade ettiği üzere “yeni rektör Kadri Özçaldıran vatani görevine hızlı bir şekilde başlamış” oluyordu. Bu yeni yasakçı uygulamayla kudretli paşaların etkin belirleyiciliğinde yaşanan 28 Şubat sürecinin en baskıcı dönemlerinde bile öğrencilerin giyim kuşamına müdahale etmenin hiçbir şekilde akla getirilmediği bu Üniversitede, bu tür baskıcı uygulamaların mağduru olmuş muhafazakâr-demokrat bir kimliğe sahip olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atanan bir Rektörün Üniversitesine bağlı Eğitim Fakültesi Dekanlığınca gerçekleştirilen soruşturma ile yasakçı bir uygulama sergilenmiş olmaktadır. Ben burada daha önce yazılanları tekrarlamayacağım; yaza yaza bilgisayarımın tuşlarında tüy bitti.
Burada bir dizi ilginçlikler söz konusu.
* Rektör Kadri Özçaldıran’ın, 2008’in Eylül ayının son günlerindeki yasakçı uygulama kapsamında, kampusun tüm kapılarındaki görevlilere gönderdiği genelgeyle başörtüsü yasağının kapsamı geniş tutularak, sadece türbanlılar değil, şapka ya da kapüşonla bile olsa başını örten hiç kimsenin içeriye alınmaması talimatı verilmiş, ayrıca öğrencilerin kampusa perukla girmelerine de izin verilmemiştir. Bunun anlamı keyfiliktir. Ne herhangi bir kanunda ne de Yönetmelikte açıkça yasaklanmış olmadığı için hukuken mevcut olmayan bir (başörtüsü) yasağı haklılaştırmak için, yine hiçbir hukuki metinde yer almayan diğer bir takım yasaklar uydurulmuştur. Bu uygulamanın esas anlamı, eğitim ve öğretim hürriyetinin özü zedelenecek şekilde sınırlandırılmasıdır. Bu konuda yetki, Anayasanın 13. maddesi gereğince yasama organına aittir. Bu uygulamayla sayın Rektör bir Anayasal suç işlemekte; bu yolla yasama organının yetkisini gasp etmiş olmaktadır.
* AYM, Danıştay ve Yargıtay gibi yüksek yargı organları tarafından Anayasanın 13. maddesine aykırı bir şekilde yasaklanan ve AİHM tarafından da AİHS’ne aykırı bulunmayan başörtüsü yasağının temelinde: “başı örtülülerle başı açıklar arasında çatışma çıkacağı” argümanı yer almaktaydı. Oysa bu Üniversitede başörtülülerin Kampusa alınmamasıyla başlayan protesto eyleminde, gerek sağcı gerekse solcu olsun bir grup erkek ve başı açık kız öğrenci de yasaklı arkadaşlarını yalnız bırakmamış; 300 kadar öğrenci yasağı delerek içeriye girmişler, son habere göre de açılan disiplin soruşturmasını protesto etmişlerdir. Daha sonra derslere girmek için dağılan başörtülü öğrenciler Mühendislik ve Eğitim Fakülteleri’nde sorun yaşarlarken, diğer fakültelerde sorun yaşamadan derslere girebilmişlerdir.
Şimdi birbiri ile çatışacağına muhakkak nazarıyla bakılan bazı kişi ve grupların, birisinin lehine güç birliği yapması dünyanın neresinde görülmüştür. Bunun adı, “dostane bir şekilde çatışma olmaksızın bir arada yaşayan insanların, mutlaka çatışacaklarını öngörerek yasaklama getirmek”tir. Bunun dünyada bir emsali yoktur. ABD’de birbirleri ile bir arada yaşayan zencilerle beyazların yakın gelecekte çatışacaklarını mutlak görerek, zencilerin haklarını gasp etmek gibi bir şeydir bu. Günümüzde bunu savunmak, dış dünyaya kapalı, her şeyin üstünü örtebileceğini zanneden otoriter bir anlayışı savunmayla eş anlamlıdır.
* Yine bu Üniversitede, kayıt yaptıran öğrenciler, üzerinde “2547 sayılı YÖK’ün kılık kıyafet düzenlemesine ilişkin Ek. 17 maddesi, AYM’nin ve Danıştay’ın içtihatları ve AİHM’in kararlarını okudum. Buna rağmen kampusa türbanla girmemin doğurabileceği tüm hukuki sonuçları önceden kabul ediyorum” yazan taahhütnameyi imzalamaya zorlanmışlar ise de onlar bu belgeyi imzalamayı reddetmişlerdi. Esasen bu uygulama, ilk önce 28 Şubat sürecinde İstanbul Üniversitesi’nde uygulanan “ikna odaları”nı hatırlatmaktadır. Daha önce diğer bazı üniversitelerde de uygulamaya konulmak istenip, gelen tepkiler üzerine terk edilen bu uygulamaya, Boğaziçi Üniversitesinde de tekrardan başvurulmak istenmişti. Bir ülkede hem demokrasi, hem hukuk devleti olacak, hem de hukuken yasak olmayan bir yasağın uygulanması için rüşd yaşını tamamlamış kişilerden böylesi bir belgeyi imzalaması istenecek; bunun adı eskilerin ifadesiyle “cem-i zıddeyn”dir. Yani bir şeyin aynı anda zıddı ile aynı olmasıdır. Tıpkı bir cismin aynı anda hem siyah hem de beyaz olması gibi bir şey. Cem-i zıddeyn nasıl imkansız ise, demokrasi ve hukuk devleti ile bu belgenin imzalatılmasının bir arada bulunması da mümkün değildir.
* Bir diğer husus, “şayet bu Üniversitede başörtülü olarak okumak yasak idiyse, daha önceki Rektörler zamanında bu yasak neden uygulanmadı. Ne değişti de yeni uygulamaya gidildi. Yoksa başörtülüler bu üniversiteye girdikleri için çıkan şiddetli çatışmalar neticesinde onlarca kişi öldü yüzlerce kişi yaralandı mı?” bu sorunun cevabı büyük bir HAYIR’dır. Esasen bu uygulamanın mantığı yoktur. Bu durumda, ya “eski rektörler başörtülü öğrencilerin kampusa girmelerini keyfi olarak serbest bıraktı, şimdiki rektör, uygulanmayan yasağı uygulamaya koydu; ya da eski rektörler, olmayan yasağı uygulamadılar, bu şekilde hukuka uygun davranmış oldular, yeni rektör, keyfi olarak yasağı uygulamaya başladı”. Burada ciddi manada sorunlu bir durum söz konusudur. Bu Üniversitede, şimdiye kadar eski rektörler zamanında başörtülülerin okunmasına müsaade edilip, yeni rektörün yasak koyması göstermektedir ki: Türkiye’de başörtüsü yasağı, dayanağını hukuki normlardan değil, hukuk dışı uygulamadan almaktadır. Bunun dışındaki her bir savunma, uygulanan haksız yasağın albenisi olan bir takım ifadelerle üstünün örtülmesi çabasından başka bir şey değildir.
* Merak ediyorum, başörtüsü üzerine şapka giyince ne değişiyor; bunu yapınca bu kişiler bir anda ruh değiştirip ehil birer varlıklar haline mi gelmektedirler; yoksa tılsımlı bir şekilde bir anda kafalarının içi aydınlanıp modernleşmekte midirler. Yoksa Eğitim Fakültesi Dekanlığı, başörtüsü üzerine giyilen şapkanın çok daha komik ve çağdışı olduğuna inanarak mı bu öğrencileri içeri almamakta, haklarında soruşturma açmaktadır? Bütün bunlar, insanları maskaralığa zorlamaktan beyhude çabalardır, insanlara eziyet etmektir. Dünyadaki insani temelli hiçbir gelişmiş demokraside ve hukuk devletinin cari olduğu yerde, bu kabilden garabetlere yer verilmez. “İlk uygulama: başörtülü olarak kampusa girebilirsin; 2. uygulama: başörtülü olarak içeriye giremezsin; 3. uygulama: başörtüsü üzerine şapka giyerek içeriye girebilirsin; son uygulama: bu da olmadı başörtüsü üzerine şapka giyerek de içeriye giremezsin”. Ben bunu tanımlayacak mantıklı bir ifade bulamıyorum.
Bütün bu sebeplerle, diğer üniversitelerde zaten bu konuda hukuki bir uygulama yoktur; bari hiç olmazsa bu üniversitede hukuk uygulansa; sayın Rektör ve Eğitim Fakültesi Dekanı, önceden beri süre gelen hakşinas uygulamaların devamına müsaade etse. Bundan hiçbir kaybı olmayacağı gibi, liberal ve hürriyetçi olmakla pozitif kimliğini sürdürmüş olur. Hiçbir kimse, yasakçı uygulamalarından dolayı medhü sena edilmez, bundan dolayı pozitif bir şekilde ünü artmaz, ünü artsa da kimse onu rahmetle yad etmez. İyi icraatlardan dolayı yerilmeyi, kötü icraatlardan dolayı ün sahibi olmaya tercih ederim.