Daha ne dediklerini anlamadan,
Bazen, sözün sonunu bile beklemeden,
Yüksek perdeden bağıracaksın.
“iftira, iftira”
“Külliyen iftira”
biraz sabredin, bakalım ne söylüyor.
Hayır, neme lazım,
Ben peşinen söyleyeyim, iftira.
Daha konunun içeriği açıklanmamış,
Sadece Tosun diye birini tanıyıp tanımadığı sorulmuş.
Buraya kadar, itham yok,
Bunu sayın Başbakanın, 49. il başkanları toplantısındaki konuşmasından anlamak mümkün.
Şöyle diyor Başbakanımız;
“ tanımıyorum, bilmiyorum. Söyle bakalım, bende bir tanışayım.”
“böyle iftira olur mu ?”
(İyi ama, buraya kadar kim ne dedi ki iftira saydınız.)
Evet savunma bitti. “İftira..”
Tanıyor olması suçmuş gibi, “böyle iftira olur mu?” Diyor.
Ardından karşı atak yapmalı ki etkili olsun,
“biz bu bulaşık işlerde yokuz. Siz bu bulaşık işlerin içindesiniz.” diye devam ediyor.
Atlamamak için defalarca izledim gelişmeleri.
Kimse bu tanışıklığı “bulaşık işler” diye tanımlamamış.
Ama başbakan öyle diyor.
Demek ki öyle algılamış meseleyi.
Bulaşık işler…
Siz “tanımam bilmem” dediniz, bizde inandık. Ama oğlunuz ve gelininizin temsilcisi çıktı bu Tosun.
Şimdi şu “iftira ve bulaşık işler” meselesini nasıl yorumlayalım.
İkinci yöntemse; “elinde yolsuzluk dosyası varsa, mahkemeye git” söylemi.
Yani?
O dosyaları halka açıklama. Savcıya ver.
Ne oldu şeffaf yönetim anlayışınıza.
Kamuoyunun bilgilenme hakkına.
Ankaralı vatandaş öğrenmesin mi? her sayaçta ne kadar kazıklandığını.
“Alınan fazla paraları vatandaşa geri öde” yönünde karar olmasına rağmen, yorgunun yokuşa sürüldüğünü, sadece dava açanların hakkını alabildiğini öğrenmesin mi?
Keşke siz;
“ben o paralarla Ankara ya yatırım yaptım” diyerek yaptığı haksızlığı, hukuksuzluğu savunmaya çalışan başkanı, yeniden aday göstererek, bu anlayışı ödüllendirmek yerine, Ankaralının haklarına sahip çıkıp “ben vatandaşını kandıran başkan istemem” diyerek yeni bir aday belirleyebilseydiniz.
Böylece bizde, haksızlığa, hukuksuzluğa ve bulaşık işlere pirim vermeyen yöneticilerimiz var diyerek, kendimizi daha iyi hissedebilseydik.