Sarf ettiği sözlerin farkında mıydı bilmiyorum ama genç siyasetçilerin önünün kapalı olduğunu ve partilerde bir türlü bu durumun aşılamadığından yakınıyordu.
Bilerek veya bilmeyerek yaptığı sitemin ne kadar haklı olduğunu sadece Kırıkkale değil Türkiye’deki lider ve politikacılara bir bakıldığında anlaşılması zor değil.
Partinin liderliğini bırakmamak için parti tüzüğüne dahi müdahale edip kendi çıkarı doğrultusunda değiştiren bir zihniyet, bugün MHP dahil en Demokrat diye adlandırdığımız CHP ile DSP’de hakim durumda.
-Partililerin tercihi
-Delege iradesi
-Teşkilatın görüşü,
-Adayın tavrı ipotek altında bir nevi.
Bir bakınız partilere.
MHP’nin başında yıllardır Devlet Bahçeli hakimiyeti var.
CHP’de bir tüzük hareketi ile yerini sağlamlaştıran Deniz Baykal’da yıllardır indirilemiyor.
Bir zamanlar Türkiye’de rüzgarına yetişilemeyen ve çığır açıp kapatan ANAP, DP(AP), DSP, SP(RP) gibi partilerde dahi yıllardır lider suntası yaşanmadı mı?
Kongrelerde Genel Başkanın karşısında, İllerde mevcut teşkilatın karşısında yönetime talip olanlar hep kaybetmedi mi?
Peki bugünün dünden farkı var mı?
Elbette yok.
Baykal hala CHP’nin başında yerini sağlama almış vaziyette duruyor.
Bahçeli’de öyle.
Erdoğan’ın karşısına bugün kimse çıkma cesaretini gösteremiyor.
Yarın aday çıksa değişir mi sizce?
Mümkün değil.
Oradan şuraya gelmek istiyorum.
Türkiye’de partililerin üzerinde bir tercih ipoteği var.
Kimse kendi iradesini tam anlamıyla ortaya koyamıyor.
Daha doğrusu yetişecek yeni siyasetçilerin önü sürekli kapatılıyor.
Yürümeyi bırakın daha doğmadan kendini siyaset çöplüğünde buluyor.
Hal böyle olunca da liderin peşinden gitmeye alışkın olan, başkaldırmaya çekinen bir seçmen ve toplum kitlesi yaratılmış oluyor.
Önümüzdeki ayda yapılacak seçimde de bu durum kendini gösteriyor.
Bilinç altında olaşan bir yargı ile kimse eski politikacıları görmezden gelemiyor.
Mesela Kemal Albayrak, Mahir Yılmaz, Sahir Koçak, Cemalettin Akdoğan, Mustafa Pekdoğan, Dede Yıldırım, Yahya Ucaçelik, yıllardır Kırıkkale’de siyaset yapıyor.
Yeni politikacılar ise bunların arasından sıyrılıp bir türlü yerel politikada kendini gösteremiyor.
Bu da şunu gösteriyor Kırıkkale’de her ne kadar seçmen tercihinde hür gibiyse de aslında partiye göre değil adaya göre tercih yaptırılıyor.
Oysa seçmen önce parti programına inanmalı, daha sonra ise partinin adil bir şekilde aday belirleyeceğine güvenmeli ve oyunu Avrupa’da olduğu gibi partiye göre kullanmalıdır.
İşte Kırıkkale’de partiden ziyade adaya göre şekillenen seçmen idaresinin sıkıntısı yaşanıyor.
Siyasetteki bu tercih yanlışlığı da oyların bölünmesine, genç siyasetçilerin doğmadan kaybolmasına, doğru vuruşun hedef sapmasına neden oluyor.
O zaman çözüm ne olacak diyecek olursanız, çok açık.
Partilerde öncelikle şeffaf bir seçim sistemi, üyeler ve partililerin iradelerinin ipotek altına alınmaması, en önemlisi ise parti içi Demokratik hakların en yüksek seviyede kullandırılmasına imkan sağlanmalıdır.