15 Şubat’ta öncelikle üyeler sandıklarda oy kullanırken gruplardan çıkacak temsilcileri belirleyecek. Her gruptan çıkacak temsilcilerin sayısı da belirli. İşte seçilen bu temsilciler ise oda yönetimini, yönetime seçilen üyeler ise meclis başkanı ile Oda başkanını belirleyecekler. Sistem belli yani. Oda başkanlığına aday olacakların öncelikle gruplardan çıkması gerekiyor.
TSO Başkanı Akdoğan, dün düzenlediği toplantıda buna benzer açıklamalarının ardından bugüne kadar gelinen süreçte neyin yapılıp neyin yapılmadığını da izah etti. Örs Döneminden kalan paranın nereye nasıl harcandığından tutunda, 15 Şubat’tan sonra yapılacak çalışmaları birer birer açıkladı.
Özellikle şu nazik dönemde sürekli dillendirilen Örs’den devranılan paranın izahı ile başladı. 450 milyar denilen devir esasen 375 milyarmış. Bunun 150 milyarı Kızılırmak kenarında Odaya ait bir kompleks için ödenmiş. Daha doğrusu kompleks yeri için arsa alınmış. Arsanın imarı da çıkartılmış. Bugün ise hadi elden çıkartalım denildiğinde 2 trilyon civarında bir değere sahipmiş. Bir anlamda 150 milyar karşılığında gerçekleştirilen yatırıma karşılığında Odaya 2 trilyon bir kaynak yaratılmış oluyor.
Odaya bina yaptırma işi Akdoğan’ın seçime girerken öncelikli projesiydi. Bu şu anlama geliyor, fiziki mekan için yer hazır.
Diğer bir meselede şu an Odanın ne kadar parasının olduğu konusu. Akdoğan 280 milyar lira kasalarında paranın olduğundan bahsediyor.
Peki bu ne demek?
Söyleyeyim size…
2 trilyon değerinde mal varlığına 280 milyar ekler isek 2.280 milyar demek.
Bu tasarruf mudur, yoksa müsriflik midir önce ortaya koymak gerekiyor.
Bence müsriflik bir yana Oda gerçek manada güçlenmiş demektir.
Yani para da var, 2 trilyon değerinde mal varlığı da mevcut.
Tabi yapılan diğer çalışmalar konusunda epeyce bilgi aldık.
Belki bazı çalışmalar göreceli değil.
Kısa vadede sonucun alınabileceği çalışmalar olduğu gibi uzun vadede sonuç alınacak hizmetlerde olduğunu düşünüyorum.
Zaten asıl sorunda buradan çıkıyor sanıyorum.
Zira devam eden ve sonucu daha sonra alınabilecek çalışmalar yok sayılır ise bu ayağı yere basmayan eleştiriler ile Akdoğan’a haksızlık etmektir ki, o zaman Akdoğan öncesi ve sonrası da kıyaslanıp Sezar’a hakkının verilmesini gerektirmektedir.
Diğer bir husus da, Akdoğan’ın istihdama yönelik çalışmalarının öncülüğünü yapma girişimidir.
Biliyoruz ki, Kırıkkale istihdama yönelik girişimcilik ve ortak yatırım konusunda o kadar ileri görüşe sahip değil.
Kurulan ortaklıkların uzun ömürlü olmadığını da biliyoruz.
Dolayısıyla gerek KOSGEB ve gerekse bizzat Odanın öncülüğünde yapılan önerilerin tamamı gerekli talep olmayışından dolayı gerçekleşmemiş.
Akdoğan bunun da izahını yaptı dün.
Netice itibarıyla Odanın görevi ışık tutmak, yol göstermektir.
Peki yol yöntem gösterilmiş midir diye soracak olursak, evet gösterilmiştir.
Anlatılan ve verilen bilgiler ışığında çıkan sonuç budur.
Gerisi kim ne derse desin, Oda başkanı olarak Akdoğan, üzerine düşeni yapmıştır.
Son cümle olarak “gideceksem eser bırakıp gitmek istiyorum” diyen Akdoğan, bırakacağı eserin temellerini görevi sürecinde atmıştır.
Yeni dönemde attığı temelleri yükseltip koyduğu hedefi yerine getireceğine inanıyorum.
Kaldı ki, zaten Akdoğan önümüzdeki yıllarda yapılacak Oda seçimine yasa gereği aday olarak giremeyecek.
15 Şubat’ta yapılacak seçim Akdoğan’ın güven tazelemesi anlamına geliyor ki, aldığı güven ile attığı temeli yükselterek eser bırakıp bırakmayacağını görmek gerekir diye düşünüyorum.