Yani nasıl seçildiği, dünyaya hangi pencereden baktığı,
Yönetme erkini ne yönde kullandığı önemli değil mi?
Sırf seçilmiş olması bu soruları sormamıza engel mi?
1933 yılında Hitler de seçimle işbaşına gelmişti. 1945 yılına kadar yönettiği ülkesine ve dünya insanlarına büyük acılar yaşatmış ve devletlerin tarihinde kısa sayılacak bu zamanda, 14 Milyon insanın öldürülmesine sebep olmuştu.
Keza seçimle iktidara gelen Saddam, hem Irak vatandaşlarına hem de, bulunduğu coğrafya insanına tarifsiz acılar yaşatmıştı.
Elbette seçim, demokrasilerin olmazsa olmazıdır.
Ancak sırf seçilmiş diye, kimse vasıflarından muaf tutulamaz.
İsrail’in Gazze de yaptığı insanlık dışı saldırıları kınamamak, Filistin halkının yanında yer almamak mümkün değil.
Ancak sayın Başbakanımız gibi düşünür ve “Hamas seçilmiş bir partidir. Herkes ona saygı göstersin”
“Filistin Kurtuluş Örgütü Başkanı Mahmut Abbas ve dünya bunu içine sindirsin” derseniz, yazının başından beri söylemeye çalıştığımız hataya düşersiniz.
Dünyanın hangi demokratik ülkesinde, seçimlere giren bir partinin silahı, füzesi, roketi, topu, tüfeği ve milisleri vardır?
Yada, bu yapıya sahip bir parti, seçimi kazanmış bile olsa, bunu demokrasinin sonucu saymak ve desteklemek mümkün mü?
Bu nasıl bir demokrasi anlayışının tezahürüdür?
Hanımefendinin “yalan söylüyor” diyerek engin !! diplomatik tecrübesini ortaya koymaktaki acelesi,
nedeni tam olarak anlaşılmayan “bindirilmiş gözyaşları” gecenin o saatinde ellerinde matbaa baskılı pankartlarla hazır kıta bekleyen “nöbetçi göstericiler” de göz önüne alınınca, sanki böyle bir çıkışın planlı olduğu intibaına kapılmamak mümkün olmasa da,
Konumuz bu davranışın planlı olup olmadığı değil.
Söz konusu olan, ülkemizin bölgesindeki ve uluslararası arenadaki saygınlığıdır, imajıdır.
Bu imaj,
ABD, Kanada, Avrupa Birliği ve Japonya gibi birçok ülke tarafından, Terörist Örgütler listesinde görülen Hamas’a hamilik etmek uğruna feda edilmemeliydi.
Evet, İran dan yıldızlı aferin kazandı başbakan, ama ülkemiz neler kaybetti acaba?
Musul ve Kerkük de Türkmenlerin yaşadığı dramlara neden aynı duyarlılığı göstermediği gibi haklı eleştirilerin yanı sıra, günlerdir dış basında, Filistin halkını değil, terörist örgütü destekleyen lider olarak yazılıp çizilmekte.
Her şeyin en iyisini bildiğini zanneden Sayın Başbakan, kendisine bağlı olarak görev yapan Dış İşleri çalışanlarını ve Diplomatları Monşer diye niteleyip, aşağılamaya çalışmak yerine, davranışlarının muhtemel sonuçları hakkında onların bilgi ve deneyimlerinden yararlanmayı düşünse daha isabetli olurdu.