Vallahi bravo,
Billahi bravo…
Televizyon başına kitlenmiş heyecanla bekliyorum.
Aha şimdi çaktı kafayı,
Aha birazdan çakacak diye.
Moderatör elini kolunu uzatıp ikide bir sayın başbakanımızın lafını kestikçe, beklentim daha çok arttı.
Ama oda ne?
Sayın başbakanımız şık olmayan tüm engellemelere rağmen lafını bir şekilde bitirdikten sonra küsüp çıkıyor dışarı bulunduğu mekandan.
Sağında moderatör dedikleri Elazığ’lı Ermeni kökenli oturum yönetmeni,
Solunda İsrail başbakanı Şimon Perez.
Onun yanında birleşmiş milletler genel sekreteri,
Ve onunda yanında mısırın birleşmiş milletler temsilcisi.(adı her ne ise o şöylesine ayağa kalktıktan sonra geri yerine oturdu)
Yani bir ARAP!.. (Konu, genellikle Arapları ilgilendiren bir konu, çünkü başlarına bomba atılan Filistinlilerde Arap)
Karşıda ise,
Onları dinlemeye gelen elit gurup,
Ve
Televizyonlar aracılığı ile tüm dünya insanları.
Elbet sayın başbakanımıza yapılan memleketin bir bireyi olarak hepimizin içini acıttı ama neden orda olduğu konusunda kimsenin adam akıllı bir açıklama yapmadığı da bir gerçek.
Sahi,
Sayın başbakanımız neden Davos’taydı?
Hangi memleket işini halletmek için orda bulunması gerekiyordu,
Bileniniz var mı?
İMF ile pazarlık için mi ordaydı yoksa?
İşten çıkarılan binlerce insana istihdam sağlamak için mi,
Zenginler kulübünün neden olduğu ekonomik krize çözüm üretebilmek için mi ordaydı.
Yada,
Son otuz yıldır binlerce evladımızı şehit verdiğimiz ve göz göre göre burnumuzun dibinde bir Kürt devletinin kurulmasına çalıştıklarını bildiğimizi, buna karşı olarak elimizden gelen her şeyi yapacağımızı anlatmak için mi ordaydık.
Hangi derdimize çözüm üretmek için o masadaydık, şu ana kadar aklı başında mantıklı bir açıklama yapanı duydunuz mu hiç?
Vallaha ben bilmiyorum, duymadım!..
Elbet şekil olarak,
İsrail başbakanının sesini yükselterek konuşması,
Yönetmenin karşısında sanki Afrika’nın Hutu kabile şefi varmış gibi ukalaca tavır takınması millet olarak hoş karşıladığımız bir olay değil.
Samimi söylemek gerekirse,
Yaşanılan nahoş hadiseden sonra, Sayın başbakanın daha yerinden kalkmadan uçarak bir kafa gömmesi benim yüreğimi daha da hoşlatırdı.
Ama olmadı!..
Biliyorum ki,
Aldığı terbiye,
Dış ilişkilerdeki nezaket onun böyle davranmasına engel oldu.
Şu anda millet olarak gururluyuz…
Bizlerin haysiyetini,
Yıllara dağılan ezilmişliğini tek bir hareketle okşayan ve enginlere sığmayacak şekilde taşırtan sayın başbakanımızla övünüyoruz.
Amma velakin,
Dost,
Müttefik,
Stratejik ortağımız Amerikan askerleri tarafından kafamıza çuval geçirilirken,
İşbirliğine girdikleri aşiret reislerinin gurupları eli ile yüzde yüz Türkmen kenti olan Telafer’de, Kerkük’de, Musul’da insanlarımız katledilir,
Çocuklar açlığa ve hastalığa mahkum edilir,
Soydaşlarımızın geleceği karanlıklara gömülürken neden aynı tepkiyi vermediğini sormadan edemiyorum kendisine...
Şu an ülkemizde teğet geçecekti denilen kriz çakılı kaldı.
İnsanlarımız aç,
İşsiz,
Özelleştirme adı altında küresel sermayeye ikram edilen bankalar aracılığı ile borç batağı içerisinde. Şu ana kadar bir tek tepelerinden aşağı misket bombaları düşmediği kaldı.
Nerden ve kimden gelirse gelsin herkes kendisine uzanacak bir yardım eli bulmaya çalışıyor.
Bu konuda kimseye uçarak kafa gömmesini beklemiyoruz ama en azından hasbel kader geldiğimiz dünyada insanca yaşamamızı sağlayacak,
Ve
Bu uğurda,
Verdiğimiz vergilerin birilerinin cebine girmeden tekrar bizlere yol, su, elektrik, sağlık, eğitim hizmeti olarak geri dönüşümünü kolaylaştıracak başbakan arıyoruz.
İnanıyorum,
Böylesi basit taleplere Araplar kadar Türklerinde,
Filistinli çocuklar kadar bizim çocuklarımızın da hakkı vardır…