Seçimlerinin ardından, memleketin her çöplüğünde, çuvallar dolusu oy pusulaları bulunmuştu.
Hepimiz şaşkınlıkla izledik.
Kimimiz, “bu seçim hileli” dedi,
Kimimiz bunu rakip partiler yapıyor dedik.
Oysa o belgeleri oralara atan, kirli organizasyon iktidara;
“Bak bizi tanı, yapabileceklerimizin en küçüğü bu,
İstersek üzerinde şaibe oluştururuz” diyor,
“yalnız değilsin, bizde varız” mesajı veriyordu adeta.
Bize de ne isterse onu düşündürüyor,
Ne isterse onu konuşturuyordu.
Hiç düşünmedik, milli varlıklarımızın, özellikle yabancılara satılmasında bir rolü olacak mıydı bu kirli ellerin?
Yıl 2009
Bu gün de durum değişmedi.
Yine aynı kirli eller devrede.
Gün geçmiyorki, bir yerlerde silahlar bulunmasın.
Gün geçmiyorki, yeni bir kroki ortaya çıkmasın.
Adrese teslim bombalar bulunur oldu evlerin önünde.
Apartmanların adının bile özenle seçilmesi,
“birileri bizimle dalga geçiyor” dedirtecek cinsten.
Geçmişte iktidara mesaj verdiğine inandığımız bu yapı,
Bu gün de başta asker olmak üzere, Amerika ve Avrupa Birliği karşıtı çevreleri hizaya getiriyor, köklü kurumlar, ulusalcı unsurlar üzerinde şüpheler oluşturarak, sanki; “oturun oturduğunuz yerde yoksa karalarım” diyor.
Uğur Dündar dan dinlemiştim;
Bir adam, elindeki ekmeği yemek için parkta oturmuş, o sırada yanında beyaz bir köpek belirmiş,
adam hoşt dese de köpek gitmeyince, bak, “sana öyle bir kara çalarım ki ölürsün kahrından” demiş Ama bakmış gitmiyor, çıkmış bankın üzerine ve
“kuduz köpek vaaaar” diye bağırmış. Çevreden koşup gelenler taşla sopayla vura vura öldürmüşler zavallıyı.
Adam yerde yatan köpeğin yanına yaklaşmış ve kulağına, “sana kara çalarsam ölürsün demedim mi?” demiş.
Bugüne kadar bize, ne isterse onu düşündürmeyi başaran bu kirli yapının, ezberinin bozulması gerekir.
Zaman, “bu kadarı da fazla” dediğiniz ve o kirli ellerin ortaya atığı şüphelerden, şüphelenme zamanı.
Zaman, beyaz köpeği, eli karalardan koruma zamanı.
Zaman, hem üzümü yiyen, hem de bağcıyı döveni tanıma zamanı.