Sanırım 1998’di…
O zamanlar Yeni Şafak, Vakit, Gündüz Gazetesi, Cuma Dergisi ve Kanal 7’ye çalışıyorum.
Her gün ortalama on haber çıkıyor gazetelerde.
Vakit, yılın en başarılı yurt muhabiri seçmiş.
Yazıişleri Müdürü Hasan Karakaya ben ve Serdar Arseven’le ilgili bir köşe yazısı kaleme almış.
“Tek başına Anadolu Ajansı gibi çalışıyor..” demiş.
Müthiş gurur…
28 Şubat’ın en cafcaflı dönemi.
Her gönderdiğim haberden en az bir tanesi birinci sayfadan giriyor gazetelerde.
Sibel Can, Keskin’de cami halıları üzerinde konser vermiş, bunu haber yapmışız ve o kadar üzerine gidilmiş ki, kadın bir süre kendini toparlayabilmek ve medyadan uzaklaşmak için soluğu Miami’de almış.
Giderken de havaalanında gazetecilere ağlayarak açıklama yapmış ve “Ben o halıların camiden alındığını bilmiyordum. Keskin ve Kırıkkale halkından özür diliyorum. Döndüğümde caminin halılarını tamamen yenileyerek, kendimi affettireceğim…” demiş.
Tam da bu sıralarda Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Beşir Atalay, bir Cuma günü basın mensuplarını toplayarak üniversitedeki gelişmeleri göstermek için gezi düzenlemişti.
Kemal Gürüz o zamanlar YÖK’ün “kudretli” başkanı idi.
Her yeri gezdik.
En son Keskin Meslek Yüksekokulu’na gittik.
Burada isteyenler Cuma namazını kıldı, isteyen kılmadı.
Bir ara öğrenciler ile sohbet ettik.
Öğrencilerden birisi “Burada türbanla ilgili hiçbir sorun yok. Hatta örtünmek isteyenler oluyor, onlara yardımcı oluyoruz…” nevinden bir açıklama yaptı.
Bunu haber olarak yazdım.
Karvizit büyüklüğünde, Hem Yeni Şafak’ta hem de Vakit’te iç sayfada haber olarak yer aldı bu bilgi.
Haber çıktıktan bir gün sonra Cumhuriyet Gazetesi’nden Deniz Som, bu bilgiye dair tam yarım sayfa yazı kaleme almıştı.
Kırıkkale Üniversitesi’nin o zaman Genel Sekreterlik görevini yürüten Ömer Lekesiz, Yeni Şafak’ın Kırıkkale temsilcisi Mehmet altın ile beni çağırdı.
Ömer Abi’yi bilenler bilir.
Kıvırcık saçlı, hafiften tombul, müthiş sevimli birisidir.
Henüz onunla tanışmıyoruz ama ağabeyi Mahmut abiyi iyi tanırım.
Ömer abinin ateşi resmen tepesinden çıkıyor.
Epey konuştuk, ben masum bir haber yaptığımı, işin buraya kadar geleceğini hiç düşünmediğimi anlatmaya çalışıyorum.
“Lan sen ajan mısın, provokatör müsün?” diyor başka bir şey demiyor.
Hadise o kadar büyük yankı yapmış ki anlatamam.
YÖK, yani Kemal Gürüz, soruşturma başlatmış…
Neyse…
Biz durumu kurtarmaya çalışıyoruz.
Yani Beşir Hoca gitti gidecek.
Zaten sürekli takip ediyorlar.
Bu haberden sonra da YÖK Başkanı Beşir Hoca’yı çağırmış ve görüşmüş.
Zaten birkaç gün sonra da Beşir Hoca görevden alındı.
Dikkatinizi çekiyorum…
Ayrılmadı, alındı.
Sebep olarak da kampuste Atatürk büstü olmaması gösterildi.
--Devamı Yarın--