İsrail’in yaptığı açıklama şöyledir: “Yapılan saldırıların hedefi siviller değil, terör örgütü olan Hamastır”. İsrail Dışişleri Bakanı şunları söylemiş: “Bu hadiselerde bütün dünya kamuoyu arkamızdadır”. Diğer yandan ABD gibi bazı ülkeler, açıkça bu katliama destek vererek, bu olanları terörle mücadele kapsamında değerlendirmektedir. Diğer bazı Devletler ise olan bitenleri sessizce seyretmektedir. En aktif rol alan ülke Türkiye gibi görünmektedir. Tepki veren birkaç ülkenin sesi ise cılız kalarak kaybolup gitmektedir.
Oysa İsrail dışişleri Bakanının belirttiğinin aksine ölenlerin büyük ekseriyetini siviller ve hiçbir günah ve suçu olmayan minik yavrular oluşturmaktadır. İyimser bir tahminle insanın aklına “acaba bazı hedefler istemeyerek yanlışlığın sapmış da bazı çocuklar onun için mi ölmüştür” ihtimali gelebilir. Fakat yaşananlar, somut gerçeğin hiç de öyle olmadığını göstermektedir. Diğer yandan, yapılan saldırılardan nasiplenenlerden birisi de Müslümanların kutsal mekanları olan Camilerdir. Bir Müslüman için Camilerin tahrip edilmesi, özel evlerinin tahribinden çok daha fazla acı verici bir şeydir.
Bu katliam niçin yapılmaktadır? Niçin bütün dünya buna karşı sessiz? Dahası orada ölenler önce insan, daha sonra da Müslüman’dır. Diyelim ki diğer bazı devletler, Müslüman olmadıkları için bu yaşananlara duyarsız kalmaktadırlar (tabii ki bu durum, onların duyarsız olmalarını hiçbir şekilde meşrulaştırmaz), peki bu hadisenin etrafında yer alan ve kendilerine İslam Ülkesi denilen Devletler neden tepkisizler?
Bütün bu soruların cevabı belli değil. Bir kısım istihbaratçılar, “bunun aslında bir İsrail-Hamas savaşı olmadığını, her ikisinin de piyon olduğunu, olanların, ABD’nin Irak’tan çekilmesi sonrasına yönelik olarak Orta Doğunun yeniden dizayn edilmesi operasyonundan ibaret olduğunu” ileri sürülmektedirler. Bu senaryo doğru olabileceği gibi, gerçekte bir başka senaryo da söz konusu olabilir; ama hangisi doğru olursa olsun, burada yaşananlar bir vahşettir, insanlık ayıbıdır.
Bütün bu yaşananlardan şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
1- Bu hadisede suçsuz ve günahsız yüzlerce masum insan ölmekte, yaralanmakta, ölen ve yaralanan çocuk manzaraları, insanın kalbini dağlamakta; “vicdanı” olan herkesi bunalıma itecek derecede eleme boğmaktadır. Elbette suç işleyenler cezalandırılır; ama adalet, sadece suç işleyenin cezalandırılmasını gerektirir; suçlu-suçsuz herkesin cezalandırılması, evlerinin başlarına yıkılması, hiçbir adalet telakkisi ile bağdaşmaz. Buna “adalet” demek, adaletin zulümle birleştirilmesi demektir. Bunun savunulması, normal bir insan için mümkün değildir.
2- Bu hadiselere karşı sergilenen duyarsızlık aslında en büyük insanlık ayıbıdır. Bu vahşet karşısında tepkisizlik, gerçekte onun zımnen desteklenmesi; ona ortak olunması anlamına gelir. Merak ediyorum insan hakları ve demokrasi savunucuları neredeler; yoksa demokrasi ve insan hakları denilen şey tam da bu mudur(!)? Şayet bu ise ben insan hakları ve demokrasi fikrinden istifa ediyorum. Bunun yerine daha adil, insancıl temelli bir düşüncenin hakim kılınması gerekiyor. Ama gerçekte insan hakları ve demokrasi bu değildir. O zaman bu hadiselere duyarsız kalanlar, sakın ola insan hakları ve demokrasiden söz etmesinler. Çünkü insan hakları ve hukuk devleti temelli demokrasilerde temel değer insan hakları; insanların onurları ile birlikte yaşatılması, haksız yere hiçbir insanın zarar görmemesidir.
3- Bu yaşananlara duyarsız kalan herkes, netice itibariyle bu tutumlarının zararını göreceklerdir. Çünkü bugün Gazze’lilere yönelik gerçekleştirilen zulüm ve vahşetin bir başka gün daha başkalarına yönelmemesinin garantisi yoktur. O zaman, bu ülkeler “vay ki başıma gelenler; bütün bu vahşiyane fiilleri kim önleyecek, niye bu zulme karşı gelinmiyor, niye insanlar ve devletler duyarsızlar” şeklinde feryad-ı figan edebileceklerdir. Kusura bakılmasın ama onların bu feryada hakları olmayacaktır. Öyle zannediyorum ki onların haklarını, yine yüreklerinde gerçek insan sevgisi taşıyanlar savunacaklardır. Fakat bu samimi ve insani savunmalar da muhtemelen onların uğrayacakları felaketleri önlemeye yeterli olmayacaktır.
İleride başlarına gelebilecek vahşetler karşısında yanlarında destekçi aramak durumunda kalacak olanların; yarın-öbür gün, bu günlerde yaşananları hatırlayınca “kim bu vahşeti gerçekleştirdi; kimler olanlara seyirci kalarak olanlara destek oldu, lanet olsun onlara” şeklindeki lanetlemelerden nasiplenmek istemeyenlerin, bir şekilde sert tepkilerini ortaya koymaları, vahşetin önlenmesi için her türlü gayretlerini ortaya koymaları gerekmektedir.
4- İnsanların haklarını savunmak güllük gülistanlık dönemlerde herkesin yapabileceği bir şeydir. Asıl yapılması gereken ve değerli olan, bu işi zor ve zahmetli günlerde yapmak, bu değerleri savunmaktır. Fakat öyle görünüyor ki yer yüzünde insan hakları şampiyonluğunu kimselere bırakmayan bir çok Devletin, bu zor günlerde yapılması gerekenleri yapmadıkları görülmektedir. Bunun adı iki yüzlülüktür; insan haklarının ahlaksızca istismarından başka bir şey değildir. Bütün bu olanlar, gerçekte olağan zamanlarda görülemeyen vahşetli yüzlerinin bu hadise sebebiyle gün yüzüne çıkmasından ibarettir. Bu şekilde, insani değerlerin gerçekte ne kadar garip ve sahipsiz olduğu gün yüzüne çıkmış olmaktadır.
5- Bu yaşananlar bir gerçeği daha ortaya koymaktadır: “Devletlerin resmi politikaları ile halkların samimi tepkileri ve duyarlılıkları aynı değildir”. Bunu, duyarsız kalan ve insan hakları şampiyonu görünen ülkelerin halklarının göstermiş oldukları tepkiler ayan beyan ortaya koymaktadır. En acı olanı da, buralarda yaşanan vahşetin ortaya çıkardığı acıları en çok paylaşması gereken bazı İslam Devletlerindeki halkların tepkisizliğidir. Öyle zannediyorum ki buralarda yaşayan insanların da bu elim hadiseler karşısında ciğerleri yanmaktadır; muhtemelen uygulanan aşırı baskıcı devlet politikalarından seslerini çıkaramıyorlar. Fakat bu bahaneler, onların sessiz kalmalarını kesinlikle meşrulaştırmaz; bunlar haklı bahaneler olamaz. Ayrıca bütün bunlar göstermektedir ki, bir devletin başında “İslam” sıfatının olması, onları tek başına İslam Devleti kılmak için yeterli değildir. Çünkü, İslam Dinine göre, insan, yaratılmışların en şereflisidir (İsra Suresi: 70); Allah’ın en güzel şekilde yarattığı (Tin Suresi: 4) varlıktır İnsan, hayat, mülkiyet, eşitlik, hürriyet gibi doğuştan bazı haklar ile donatılmıştır İslam Dini, bu hakların korunması için bir takım kurallar koymuştur: Kur’an-ı Kerim’de, İsrail Oğulları’na hitaben şöyle denilmektedir: “Kim ki, yeryüzünde haksız yere bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur; her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur (Maide Suresi: 32)”. İslam Dinine göre “zulüm ve haksızlığa karşı sessiz kalmak, ona ortak olmak demektir”. Bütün bunlar karşısında, bir devlet (bazılarında halkları da), hala duyarsızlıklarını sürdürüyorlarsa, onların kendilerini “İslam Devleti” olarak nitelemelerinin gerçeklikle hiçbir alakası bulunmamaktadır.
6- Elbette ki geçen Yüzyılda Hitler’in Yahudilere yönelik gerçekleştirdiği katliamı onaylamak mümkün değildir. Binlerce insan katledilmiştir. Bunların insanlık dışı olduğunu söylemek insanlığın gereğidir. Nitekim bu yaşananların inkarı ve bu yapılanların bir soy kırım olmadığının söylenmesi; hatta burada yaşananların hafifsenmesi ve verilen ölüm rakamlarının tartışılması bile suç kabul edilmektedir. Bir çok kişinin, Nazi zulmünün gerçek mahiyetinin tespit edilmesine yönelik beyanlarda bulunmasına bile tahammül edilememiş; bu kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Peki o zaman Yahudilere yapılanlarla bu gün Gazze’de yaşayanlara yapılanlar arasında ne fark vardır. Yoksa İsrail, Hitler’in Yahudilere yaptıklarının intikamını Gazze’de yaşayanlardan mı almak istemektedirler.
Kısaca insan oğlu, insan onuru, insan hakları ve adalet zemininde ciddi bir imtihandan geçmekte; üzülerek ifade etmek gerekirse bu imtihanı da kaybetmiş görünmektedir. Temenni olarak söylemek gerekirse, hiç olmazsa bundan sonra gerekli tepkiler ortaya konulsun; sağduyulu halkların gösterdiği tepkilere yöneticiler de iştirak etsin. Tepki göstermeyen hiçbir kişi, devlet ya da toplumun, hak ve hakikat adına insan haklarından söz etmeye hakkı yoktur