Gittikçe karmaşık bir hal alan, ilişkilendirmekte zorluk çekilen isimlere, her gün yeni isimler eklenen Ergenekon’un;
Bir yanında Sisi.
Öbür yanında, Susurluk sanığı.
Üst köşesinde, parası olmadığı için cenazesini belediyenin kaldırdığı, örgüt kasası.
Alt tarafta, yargı ve ordunun en önemli noktalarında görev yapmış, savcı ve generaller….
Hem örgütün lideri;
hem de adı öldürülecekler listesinin başında!!
Geçmişte sorgulanmış ve ceza almış.
Ama, elinde bulunan cephanelikten kurtulmak bir yana, sakladığı yerin açık adresini gösterir kroki bırakmış!!
Hem, cezalansın diye karar vermiş,
Ama, aynı insanla örgüt arkadaşıymış.!!
Tuhaf, gerçekten çok tuhaf.
2455 sayfalık iddianamede, iki general ve tanınmış bazı isimlerin, yer almış olmasının yeterli olmadığı anlamına gelebilecek bir düşünceyle, yazı kaleme alan Fehmi Koru;
“Yeni iddianame, daha önce tutuklananlar ile şimdi tutuklananlar arasında kuracağı irtibatla, ‘Ergenekon’ örgütüne, yeni bir görüntü kazandırabilir.” önerisinden sonra,
kurulacak irtibatın “Bunlar mı darbe yapacaktı?” sorusuna cevap teşkil edeceği, vurgusunu da yapan Koru;
“ Mahkeme sonunda alınacak karar, hangi yönde çıkarsa çıksın, sırf bu davanın görülüyor olması bile demokrasimizi güçlendiriyor.” diyerek tamamlıyor yazısını. (08.01.09)
Bu noktada durup, sormak gerekir.
Yarın başka bir savcı çıksa ve sayın Koru’yu, elinde yeterli delil olmadan, benzer bir iddia ile suçlayıp, benzer yöntemlerle gözaltına alıp tutuklasa, aylar hatta yıllar süren bir yargılamanın sonunda, “Beraat ettiniz!” deyip salıverse, demokrasimiz güçlenmiş mi olacak???
Söz konusu olan insan.
Evi, işi, eşi, çocukları, borcu ya da alacakları olan, sağlık sorunu ya da evladına düğün hazırlığı olan, yaşama dair planları olan, soysal bir varlık, yani söz konusu olan “insan”…
Kimse suçluların affedilmesini istemiyor.
İstenen;
İddianamenin hazırlanmasının yıllarca sürmemesi.
Tutuklayıp delil aramak yerine, delil bulup tutuklama yapılması.
Yargının bağımsızlığı. ( Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanı ve Müsteşarının olmaması)
Dedikodu üzerinden değil, delil üzerinden yargılama.
Havuz sistemiyle değil, “suçların şahsiliği” ilkesiyle yargılama.
Bunları istemek,
Yıllarca yatıp, beraat edebileceklerin, demokrasimizin güçlenmesine katkı vereceğini beklemekten, daha demokratik olsa gerek.
Kamu vicdanını yaralayacak uygulama ve kararlar, Hukuka olan güveneni sarsmaktan başka, hiç bir işe yaramaz.
Hukuk ve adaletin olmadığı yerde, demokrasi olur mu?