Tabii ki bu ilk değil; daha önceleri de ara ara yüksek yargı Türkiye’nin ciddi boyutlu tartışma gündemini işgal ederdi. Bir müddet tartışılır, daha sonra konu kapanır giderdi. Önceki dönemlerde bazen yargı ile siyaset/toplum arasında, bazen de yargının kendileri arasında gerilim yaşanırdı. Şimdiki tartışmalar öncekilerden çok farklıdır: Bir yüksek mahkemede (AYM) üyeler kendi içlerinde bir çatışma gerilimi yaşamakta; sonra bu mahkemedeki bazı üyelerle diğer iki yüksek mahkeme (Danıştay ve YSK) ittifak halinde AYM Başkanı ile diğer bazı üyelerle bir çatışma içerisine girmekte; siyasi ve toplumsal kesimler de bu tartışmalara iştirak etmektedirler.
Bu çatışmanın sebebi, AYM’nin 5747 Sayılı Kanun hakkında vermiş olduğu karar ile Danıştay’ın, gerek AYM’nin söz konusu kararını gerekse 5747 Sayılı Kanunu etkisizleştiren yönde karar vermiş olması, YSK’nun da AYM yerine Danıştay’ın kararını dikkate almasıdır.
5747 Sayılı Kanun Geçici 1/1 fıkrası ile bu Kanuna ekli 44 sayılı listede adları yazılı 863 belediyenin tüzel kişilikleri, ilk mahalli idareler seçiminden sonra geçerli olmak üzere kaldırılarak köye dönüştürülmüştür.
DANIŞTAY’IN KARARININ ANLAMI
AYM, 06.03.2008 gün ve 5747 Sayılı Kanunun Geçici 1/1 fıkrası hükmünün; bu Kanuna ekli 44 sayılı listede gösterilen belediyelerden (863 belde) bu kararda belirtilen bazı beldeler yönünden (122 belde) iptaline (kısmi iptal); kalan beldeler (741 belde) yönünden ise iptal talebinin reddine karar vermiştir. Bu, şu anlama gelmektedir: Kanunun 1/1 hükmü, AYM Kararında belirlenen 741 belde ile ilgili yönü itibariyle Anayasaya aykırı bulunmamıştır. Bu kararın neticesi olarak, artık 741 beldenin kapatılması kesinleşmiş; bunların önümüzdeki seçimlere iştiraki yolu tamamen kapanmış bulunmaktadır. Ayrıca AYM, bu kararında, ilgili kanunla kapatılan Beldelerin dava açma süresinin 5747 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 22.03.2008 tarihinden itibaren başladığını belirtmiştir.
Giresun’a bağlı Kovanlık (Belde) Belediye Başkanlığı’nın açmış olduğu iptal davası üzerine, Danıştay 8. Dairesi, bir yandan bu belediyenin tüzel kişiliğinin devam ettiğine karar verirken, diğer yandan da; “Aynı durumdaki tüm belediyelerin dava açma hakkının, AYM’nin kararında belirtildiği şekilde 5747 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 22.03.2008 tarihinde değil, AYM’nin gerekçeli kararının yayımlandığı 06.12.2008 tarihinde başladığını; bunların da 2 ay içinde dava açabileceklerini” belirtmiştir. Bu durum karşısında, diğer beldeler de, 06.12.2008 tarihinden itibaren 2 ay içinde iptal davası açmak suretiyle önümüzdeki mahalli idareler seçimine katılma hakkını elde etmiş olmaktadır. İlk önce AYM kararına göre hareket eden YSK, Danıştay’ın kararı üzerine, kapatılmasına karar verilen diğer belediyelerin de, 06.02.2009 gününe kadar dava açmaları halinde, seçimlere girebileceğini belirterek, seçim takvimini, Danıştay’ın kararını esas alarak oluşturmuştur.
ANAYASA MAHKEMESİ YANLIŞ YAPTI
Peki, bütün bu olanlar ne anlama gelmektedir, bundan sonra neler olacaktır?
* Aslında AYM’nin kararı da, Anayasal açıdan sorunludur. AYM’nin kısmi iptal kararı ile kanunda yer alan nüfusu 2 binin altına düşen beldelere ilişkin liste delinmiştir. AYM bu kararı ile, yerindelik denetimi de yapmak suretiyle, “dava açmış olanlar, 5747 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 22.03.2008 tarihinden önce katılma işlemiyle nüfusu 2000’in üzerine çıkanlar ile turizm bölgesinde yer alanlar hariç” diyerek, Anayasa’nın 153. Maddesinde yer alan “AYM, bir kanunun tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez” hükmünü ihlal etmiştir. AYM, bu kararı ile, bir yandan yerindelik denetimi yapmak, diğer yandan da bu kanunda yer almayan ve TBMM’nin iradesini yansıtmayan yeni bir hüküm ihdas etmiş olmakla, Anayasal yetkilerinin dışına çıkmış bulunmaktadır.
* Anayasa’nın 153. Maddesine göre: “AYM kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” AYM kararları, gerek salt çoğunlukla, gerekse oybirliği ile verilmiş olsun, sadece onun lehine oy kullananların değil, AYM’nin kararıdır. Dolayısıyla bu karar, O’na muhalif olanlar yanında, başta Danıştay ve YSK olmak üzere bütün kurumları bağlar. Bunun anlamı, Danıştay ve YSK’nın, karar verirken, AYM kararlarını -hatalı ve Anayasaya aykırı bile görseler- dikkate almaları gerekir. Aksi takdirde Anayasanın 153. Maddesine aykırı hareket etmiş olurlar. Danıştay 8. Dairesi’nin, söz konusu kararında, AYM’nin 5747 Sayılı Kanuna ilişkin vermiş olduğu kararını dikkate almadığı görülmektedir. Danıştay, vermiş olduğu bu kararı ile, AYM’nin yasama organının iradesini kısmen geçersiz kılarak açmış olduğu gedikten ilerleyerek, yasama organının iradesini tamamen geçersiz hale getirmiş olmaktadır. Bu durumda Danıştay AYM’ni devre dışı bırakmış olmaktadır. Sanki AYM’nin yetkilerini de içerebilecek boyutta yeni bir Yüksek Mahkeme işlevi görmektedir.
* YSK da, Anayasa’nın 153. Maddesi gereğince AYM’nin kararını dikkate alması gerekir iken, olması gerekenin dışına çıkarak Danıştay’ın kararını dikkate almıştır. Kısaca zincirleme bir Anayasaya aykırılık durumu söz konusudur.
SEÇİMLER İPTAL EDİLEBİLİR Mİ
Elbette ki bütün bu gelişmelere rağmen seçimler zamanında yapılacaktır. Danıştay’ın belirttiği sürede (06.12.2008 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde) dava açan beldeler de bu seçime iştirak edebileceklerdir. Muhtemelen bunların yüzde 95’inin nüfusunun 2 binin altında olduğu tespit edilerek açtıkları davalar reddedilecektir. Ama siyasi iradeye rağmen bu beldeler bir dönem daha belediye olarak kalacaklardır. Elbette bundan siyaset de etkilenecek; bir yandan muhalefet bu yörelerde, çıkarılan kanunu AK Parti aleyhine kullanacak; bundan siyasi prim elde etmek isteyecek, diğer yandan da buralara kamu yararı ile çelişecek boyutta kamusal harcamalar yapılmaya devam edecektir. Bunun anlamı: “Siyasi alanın sınırının bürokratik irade tarafından çizilmesi”dir. Yargı bu şekilde demokratik siyasi hayata müdahale etmiş, siyaseten alınması gerekli kararlar bizzat yargı organları tarafından alınmış olmaktadır.
HUKUKUN ARAÇSALLAŞMASI SORUNU
Bütün bu gelişmeler, netice itibariyle seçim sandığından çıkacak sonuçların tartışmalı hale gelmesi olgusunu da ortaya çıkarabilecektir. Danıştay’ın, AYM kararına uymaması, YSK’nın, ilk önce AYM’nin, daha sonra da Danıştay’ın kararına itibar etmesi, yargısal müdahale yoluyla siyasetin elinin kolunun yaralanması, yapılan seçimlerin sonuçlarının meşruiyet açısından tartışılır hale getirilmesi, Türkiye’nin yönetilemez bir ülke görüntüsü sergilemesine yol açacaktır. Bunun adı demokratik siyasetin acziyetidir. Demokratik siyaset aciz olunca, doğan boşluk daha başka anti-demokratik unsurlarla doldurulabilecektir.
Merak ediyorum, Türkiye’de taşlar ne zaman yerli yerine oturacak, kurumlar kendi anayasal mecralarında kalacaklar? Aslında Türkiye’nin en büyük sorunlu alanlarını bunlar teşkil etmektedir. Artık bunları aşmanın zamanı çoktan geçti; bari bundan sonra olmasın.