İnsanın hayatı boyunca iki çevresi vardır. Biri sosyal çevresi diğeri de fiziki çevresidir.Sosyal çevremiz aileden başlar. Yaşadığımız yerdeki birinci dereceden akrabalarımız ,hısımlarımız ,yaşadığımız sokak ,caddede ve şehirde ilişki kurduğumuz insanlar,arkadaş çevremiz,meslek içinde beraber iş yaptığımız insanlarla devam eder. Sonra mensubiyet duyduğumuz milli kimliğimizle genişler. Son halka mensubiyet duyduğumuz dine bağlı insan kümesi ile daha da büyür.Bu durum her insan için böyledir ve sosyal bir gerçekliktir.Aslında insanlara aidiyetlerini açıklamak zorunda bırakılmaları ve ya buna zorlanmaları da doğru değildir. Kim nereye , hangi sosyal kümeye aidiyet duyuyorsa oraya aittir.”Kişi sevdiği ile beraberdir.” Aidiyet duygusu insan yaşantısında sonradan oluşan bir şeydir ve kişinin hür iradesine bağlıdır. Evet insan mensup olduğu aileyi de seçme hakkına sahip değildir ya da doğacağı yeri seçme hakkı yoktur, ama bu durum yaratılışın tabiatında olan bir şeydir. Kişileri doğdukları yere göre tasnif etmek primitif bir tutumdur. Her insan dünyaya saygıya layık bir şekilde gelir. Moda bir söylemle söylersek “velev ki gayrı meşru doğsa” bile.
Soğan kafalı adam alınganlık göstermezse sosyologlar bu durumu soğana benzeterek açıklarlar.Soğanın en ortasında cücüğü var.Ona göğsü kıllı adam diyelim.Ne yapalım Tanrı DNA sına kıllı olmayı kodlamış.Benim kanaatimce bir kusur teşkil etmez.Bu kıllı adam göbeğini kaşıyan bir babaya sahiptir. Ona da cücüğün dışındaki dilim diyelim. Yani mensup olduğu aile. Sonra mensup olduğu akraba topluluğu . Yani sonraki dilim. Daha sonra mensup olduğu milliyeti, etnik kimliği. Daha sonraki dilim de aidiyet duyduğu dine mensup olanları temsil eder. En son dilim de tüm insanlığı temsil eder. Bir insana önce Türk müsün, yoksa Müslüman mısın sorusunu sorar ve alacağımız cevaba göre kişi hakkında O’nu aşağılayıcı bir tasnif yaparsak bu tutumumuz doğru olmaz. Hem bilimsel olmaz, hem de insan haklarına sığmaz.
Mesela bendenizi sorarsanız: Aldığım o kadar çağdaş eğitime rağmen günümüzde itibar gören ve yükselen bir değer ifade eden(!) maganda kültürü tabiri ile ifade edersem, göğsüm kıllıdır. Bazı çağdaş yobazlar bu Tanrı vergisi kıllarımdan hoşlanmazlar. Elimde olmayarak ormanda doğdum, ormanda büyüdüm, Ormanlık bir alan içine kurulu olan Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusunda okudum.Bildiğim kadarı ile babam ve dedemde kıllı idi. Nedense kıllarımdan, bazılarına hiç sürmesem de, kimseye bir zararları olmasa da bazı çağdaş yobazlar tarafından hoşlanılmadığı ifade ediliyor.Göğsü kıllı adamlar çağdaş laik okullardan mezun olmayı başarsalar da ,o kadar çağdaş eğitim alsalar da insandan sayılmıyorlar.Yok kafasını,yok bilmen DNA sını ölçmeye kalkışıyorlar.Kafasını ölçeceğine Onun fonksiyonel olup olmadığı ile ilgilenseler anlayacağım.
İnsanın sosyal ve fiziki çevresi insanın saygın olmasına bir şey katmaz. İnsan olarak kişi saygınlığını kendi kazanır. Yaptıklarımızla, bizden olsun olmasın insanlara yaptığımız iyi muamele ile değer kazanırız. Miskin Yunus’un dediği gibi yaratılanı yaratandan ötürü sevebilmeyi başaranlar her zaman saygınlık kazanırlar.
Çağdaş yobazları göğsü kıllı bir adam olarak anlamakta zorlanıyorum. Ben bu halimle kendimle barışık iken bu çağdaş yobazlara da ne oluyor?
Beni fiziki kimliğimle, mensup olduğum dine ve yürekten bağlı olduğum Türk kimliğimle hazmedemeyenlere isterlerse vitrinden-göğüs kıllarımdan ,vitrin bozulmasın diyorlarsa depomdaki kıllarımdan vermek istiyorum.Hediyenin ufağı büyüğü olmaz demiş atalarımız.Lütfen kabul buyursunlar.
Başkalarını ötekileştirenlere başka ne diyeyim. Amuda da kalksanız sizin gibi olma niyetim yoktur. Herkes kendi fiziki ve sosyal çevresinde memnun yaşarken ortalığı karıştırmasanız iyi olur. Soros bütçesiyle bilimsel ve sosyal içerikli anketler (!) yaparak toplum barışını dinamitlemeniz bir işe yaramayacaktır.