Yalancının hükümran olduğu haysiyetsiz sistemlerin çıngıraklı yılanları her köşe başında bin bir desise ile tükürüklerini yutturmaya çalışıyor.
Halkın idrakini genel merkez denilen ucubeye teslim ederek kendilerince demokrasi kahramanlığı yapan fakir soytarıları olanca maharetlerini sergiliyor…
Nasıl düşüneceğiz?
Medya denen (istisnalara saygım var) cifit kutusunun her kanalında kanalizasyon şebekelerinin bile taşıyamayacağı pislikler gözümüzden gönlümüze akıtılmaya çalışılıyor.
Şehrin en saygın bilinen fakir adamları, yazarları, şairleri (istisnalara canım kurban) dönme travestilere taş çıkartan bir kıvraklıkla menfaat ve makam istikametinde döne döne fırıldak olmuş…
En namlı dava adamı bildiklerimiz davalarından dönerek, gömlek değil ruh asaletlerini soyunarak, fahişe travestileri bile utandıracak derecede fakir travestisi olmuş…
Nasıl düşüneceğiz?
Aklımızı havadan sudan şeylerle oyalayan fırıldakların şerli nutukları yavaş yavaş ortalarda gezinmeye başladı bile…
Oturdukları makamın bütün imkanlarını halkı için kullanmak yerine besledikleri tavla beygirlerinin koşturması ile yine seçimlerde başarının yolunu arayan makam fırlamaları son sürat beynimizin içinde geziniyor…
Nasıl düşüneceğiz?
Toplumun sözde önderlerini ablukaya alan beyin tüccarları en ukâla şekliyle oturmuş hesaplarını yapıyorlar…
Toplumu kandırmak için en popüler reklamcılar, aldatma ve kandırma uzmanları oturup kerizleme metodlarını, stratejilerini çoktan tespit ve tescil etmişler bile…
Nasıl düşüneceğiz?
Kimi mevcuttan iyisi yok diye beynizimize girecek.
Kimi gelip şu aday şu bölgenin adamı, elin iyisinden bizim kötümüz evladır diyecek.
Kimi gelip partilerinin keriz avcıları tarafindan belirlenen ne kadar yalan vaatler var ise sayıp dökecekler…
Nasıl düşüneceğiz?
Yatağımıza uzanıp vicdanimizla başbaşa kalacak ne fırsatımız ne de becerimiz var.
Kapılmışız başkalarının rüzgârına yaprak gibi sürüklenip gidiyoruz.
Ne fikrimizle, ne idealimizle ne de kendimizle ilgili karar verebilecek durumda değiliz.
Beynimiz işgal altında.
Bir gün beynimizi işgalden kurtarırsak, işte o zaman düşünmenin ne olduğunu anlarız…