Adı; Uluslararası Para Fonu… (İMF)
Devletlere yüksek faizle borç veren, 20. yüzyılın sömürgeleştirme organizasyonu.
Yani;
Hayır, kurumu değil. Yönetiminin neredeyse tamamı ABD’nin elinde. Meşru tefecilere zemin hazırlayan, bir kuruluş.
Ekonomisi güçlü, yönetimi güçlü ülkelerle işi olmaz onların.
İlişkide oldukları ülkelerde en sevdikleri dönem, askeri ya da sivil diktatörlük dönemleridir. Ne pahasına olursa olsun, iktidarını korumak isteyen yönetimleri çok severler.
Böyle dönemlerde el attığı ülkelerin borçları, kısa zamanda kat be kat artar ve artık İMF siz çarkını döndüremez hale gelirler.
Esasen İMF ile anlaşma yapmak; ‘biz bu işi beceremedik bize borç verin’ demenin başka bir yoludur.
Madem parayı veriyorlar, kuralları da onlar koyar.
Emekli ve çalışana, ücret artışında cimri ol.
Her fırsatta iğneden ipliğe her şeye zam yap.
En basit ifadeyle özeti budur anlaşmanın.
Buyurun, reçeteniz hazır…
Türkiye, 31,1 milyar Dolar borçla, dünyanın İMF ye en borçlu ülkeler listesinin başlarında yer almaktadır. Şimdiki talebimiz ise 25 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. (Bu alanda dünya rekoruna koşuyoruz.)
Toplam ülke borcumuzsa 450 milyar dolar. (AKP nin iktidar olduğu 2002 yılında yarısı kadardı). Bu borçtan dolayı her hafta Bir milyar, her yıl 52 milyar dolar faiz ödeyerek çarkı döndürmeye çalışıyoruz.
Ekonomi yönetiminde, temenni ve dilekler işe yaramamış olmalı ki, yine çuvalladık. Ve görünen o ki, İMF ne derse kabul etmek ve anlaşmak zorundayız.
Peki, manzara bu kadar vahimken, başbakan nasıl oluyor da efeleniyor.
Ümüğümüzü sıkmaya kalkmasınlar. Kabul edemeyeceğimiz şeyleri dayatmasınlar diye diklenmesi ne anlama geliyor. ?
Bu çıkışının tek nedeni, yaklaşan seçimler. Zira başbakanımız pek sever dik durmayı! Bu çıkışla, İMF ye boyun eğmemiş, aslanlar gibi diklenmiş bir başbakan portresi çizmeye çalışıyor olmalı.
Hâlbuki kendileri de, İMF de, biz de, biliyoruz ki, başbakanın en sevdiği şarkı; Beraber yürüdük biz bu yollarda… Diye devam eder.
Bizim korkumuz ümüğümüzün sıkılması değil artık. Buna alıştık…
Korkumuz gözümüzün oyulmasıdır…
Efendim;
Hasso mahkemelik olmuş.
İdamla yargılanıyor.
Daha ağır bir ceza verilemeyeceğini bilen Hasso, hakimin tüm sorularına ters cevaplar vermeye, mahkeme heyetine esip gürlemeye başlamış.
İyi hal gibi nedenlerle cezasını müebbet hapse çevirmek isteyen hakim;
'Evladım sakin ol' falan dediyse de bir şey değişmemiş.
Duruşma salonundan çıkan bir arkadaşı dışarıdakilere büyük bir hayranlıkla anlatıyor;
'Görmeliydiniz bizim Hasso’yu, helal olsun!'
'Bir hakim söyledi, iki Hasso.'
'Hakim; aman evladım dedikçe Hasso dayattı da dayattı' demiş.
Sonucu tahmin eden başka bir adam dayanamamış ve sormuş,
'Eeeeeee? Sonuç ne sonuç?'
'Sorma', demiş arkadaşı,
'Hasso şapa oturdu, hakim kalemi kırdı…'