Esasen başörtüsü olduğu halde kendisine türban denilen giyim türü ülkemizde yıllardır tartışılmaktadır. Birçok parti, bu konuda serbesti sağlamaya yönelik vaat ve beyanlarda bulundukları için kapatılmıştır.
RP, SP, AK Parti gibi belli çizgide yer alan siyasi partilerin bu konudaki tartışmalar kapsamında toplumsal talepler istikametinde beyanda bulunmaları ve çözüm geliştirmeleri, onlar açısından “Dinin ve dinsel duyguların istismarı nedeniyle laikliğe aykırılık” teşkil eden fiil kapsamında değerlendirilerek suç sayılmış, bu partiler hakkında davalar açılmış, kapatma ya da hazine yardımından yoksun kılma yaptırımları uygulanmıştır. MHP, ANAP, DYP, DP ve diğer bazı partiler aynı yönde sözler söyleyip çözüm önerileri getirdikleri halde, bu partiler hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır.
PARTİLER ARASINDA AYRIM VAR
Keza, CHP’nin, 22 Temmuz 2007 seçimlerine yönelik parti propagandası kapsamında reklam panolarına ve parti otobüslerine başörtülü resimleri yerleştirdiği, Yozgat’ta seçmenlere başörtüsü dağıttığı, son günlerde bazı başörtülü ve çarşaflı bayanlara, yaklaşan yerel seçimler atmosferi içerisinde rozet taktığı, çarşafı övücü yönde sözler sarf ettiği, eğitim hürriyetiyle alakalı anayasa değişikliği sırasında başörtülü kadınları grup toplantısından çok kaba bir şekilde çıkarırken, son günlerde onlarca başörtülü kadının grup toplantısına katılmalarına müsaade ettiği görülmektedir.
Burada birinci çizgide yer alan ve haklarında davalar açılıp cezalandırılan partilerin suçu esas alınan aynı söylem ve fiiller, diğer bazı partiler tarafından dillendirilince suç teşkil etmemekte, bu partiler hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca herhangi bir işlem yapılmamaktadır.
Yerel seçimlerin yaklaştığı günlerde CHP’de benzer olaylar tekrar yaşanmaktadır. Başörtüsüne ilişkin yasağın devam ettirilmesi için varını-yoğunu ortaya koyan, bu yasağın kaldırılmasını laikliğin tehlikeye düşmesiyle özdeşleştiren, başörtüsünün bireysel bir hak olmadığını defaatle söyleyen, “türban, Kur’an-ı Kerim’in emri değildir. 1400 yıllık İslam tarihinde türbanın yeri yoktur. Yerli değil, dışarıdan ithaldir” diyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, İstanbul Sultangazi Hamza Yerlikaya Spor Salonunda katıldığı törende, haremlik selamlık düzeninde oturan türbanlı ve çarşaflı kadınlara CHP’nin parti rozetini taktığı esnada ve başörtülü kadınların da katıldığı grup toplantısında şu sözleri sarf etmiştir: “Önemli olan insanların gerçek düşüncelerinin ne olduğudur. Bir insanın kıyafetinden, onun ne düşüncesini, ne ahlaki kimliğini çıkarmak doğru bir yaklaşım değildir. İnsanları tasnif etmemek, kılık kıyafeti ile hükme bağlamamak lazım. ... Kılığımız, kıyafetimiz şöyle olabilir, böyle olabilir; kime ne? Bizi kimsenin etkilemesine, kimsenin bizi tasnif etmesine, bizi etiketlemesine izin vermeyeceğiz. Hiçbir ayrım olmaksızın hepimiz eşitiz. Bunu içimize sindireceğiz. Biz insanların giyim kuşamıyla ilgili değiliz. Taşıdıkları değerlerle, savundukları ilkelerle ilgiliyiz. Bu görüntü, CHP çizgisiyle bir çelişki oluşturmaz. Tam aksine, bu bir kırılma noktasıdır. Örtülü kadınlarımız, zincirlerini kırıyorlar. Bu bayanların arkasında pırıl pırıl aydınlık bir kalp var.”
Bu tutum, önceleri yaşanan yerel uygulamalardan daha ileri düzeyi ifade etmektedir. Baykal, bu yapılanların tesadüfî olmadığını, bunu bilinçli olarak yaptığını belirterek, yaptığının doğru olduğunu şiddetle savunmaktadır. Bu konu geniş bir kesimde ciddi tartışmalara sebep olduğu gibi, CHP içinde de ciddi bölünme ve tartışmalara yol açmıştır. Bütün bu gelişmelere karşın, CHP lideri, yaptıklarının doğruluğunu ısrarla savunmayı sürdürmektedir.
SONRAKİ ADIM NE OLACAK
Üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan düzenlemeyi, “Bu iş çarşafa kadar gider” diyerek iptal ettirip türbanın serbest bırakılmasına şiddetle karşı çıkan, daha önceleri çarşafı, “Türkiye’yi geriye döndürmek, Türkiye’yi Ortaçağ karanlığına çekmek isteyenlerin” simgesi olarak niteleyen Baykal’ın, yerel seçimlere az bir zaman kala, parti içinden yükselen ciddi muhalefete rağmen, rozet taktığı bu bayanların, “Biz çarşaflıyız, böyle gelebilir miyiz” diye sormasına karşılık olarak, “Başımla beraber, başımın üzerinde yeriniz var” demesi, çarşaf da dahil başını bir şekilde örten kadınların bu davranışlarının tek bir siyasi görüşle ilgisi olmadığını ilân etmesi; bu giysinin “geleneksel” olduğunu söylemesi; sürdürülen bu yasağın üzerine oturduğu temeli esaslı bir şekilde sarsacak türden yeni bir yaklaşımdır.
Diğer yandan, üniversitelerde başörtüsü yasağı uygulanmasının kaynağını teşkil eden AYM’nin 1989, 1991 ve 2008 yıllarında vermiş olduğu kararlarında, yasağın gerekçelerinin büyük ekseriyetini, kapatılan birçok partinin kapatma gerekçesinin bir kısmını, başörtüsü diye ifade edilen kadınların örtünme şeklinin “siyasi simge” sayılması ve bunun “Dinin ve dinsel duyguların istismarı” kabul edilmesi oluşturmaktadır. Bu kararlarda bunun, neden masum bir geleneksel örtünme şekli olmadığı ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Bu kararların bir kısmında, “şayet başörtüsü serbest bırakılırsa üniversiteye çarşafla gelenler de çıkar” denilmektedir.
AYM’nin bu kararları yanında CHP’nin tutumunu nasıl değerlendireceğiz; Baykal’dan bu sözleri duymanın gerçekten sevindirici ve umut verici bir gelişme olduğunu söylememiz mümkün müdür? Tabiî bu açılımın ciddiyet ve kalıcılığı, sadece birkaç başörtülü ve çarşaflı katılım figürüyle, imamlık yapmış birkaç kişinin aday gösterilmesiyle sınırlı tutulmamasına, toplumu gerçekten rahatlatacak türden jestlerin cesaretle sürdürülmesine bağlı bulunmaktadır.
CHP’nin, 2009’un mart’ında yapılacak yerel seçimler öncesi dönemde tekrardan dinî değerlere ve dindar kesimlere saygılı bir tutum takınmış olması arzu edilir bir şeydir. Her ne kadar CHP, daha önceki yıllarda seçim dışı dönemlerde din, cami, İmam Hatip Lisesi, Kur’an Kursu, başörtüsü, çarşaf gibi konulara karşı tahammülsüzlük göstererek, klasik siyasetini sürdürmeye devam ettirmiş ise de, son günlerdeki tutumunu sürdürmede ısrarlı olması sebebiyle, bu tutumunu seçim sonrasında da sürdürme konusunda ümit verici görünmektedir.
Tabiî bu konularda turnusol kâğıdının rengini, CHP’nin seçim sonrasında başörtüsüne serbesti sağlama yönünde bir gelişme olması halinde sergileyeceği tutum belirleyecektir.
Bu durumda şu tespitleri yapabiliriz:
CHP bu tutumunda samimi ise, bunu seçim sonrasında da sürdürmesi gerekir. Aksi takdirde, “Ben dinî değerleri istismar ettim” diyerek halktan özür dilemelidir.
Şayet, CHP bu tutumunda samimi ve devamını da getirecek ise, bu konularda yaşanan sorunların çözümüne de katkıda bulunmalıdır. Dahası, şayet bu konuda parsayı ben toplamak istiyorum diyorsa, bizzat çözüm önerisini kendisi getirmelidir.
BAŞSAVCILIĞIN CHP İLE SINAVI
CHP, seçim sonrası dönemde bu beklentilere olumsuz cevap vererek klasik siyasetini sürdürmeye devam etmesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, tutarlı davranarak, bu parti hakkında da gerekli yargısal işlemleri yapması gerekir. Aksi halde, belli çizgideki partiler için elinden geleni arkasına koymayan, iş CHP’ye gelince elini oynatmayan bir adli organın varlığı ortaya çıkacaktır. Böyle bir durum, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partiler arasında tarafgir davranarak, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesini ihlal etmesi anlamına gelecektir.
Bu konuda benim nihai önerim, CHP’nin de katkısıyla, din ve vicdan hürriyetinin alanını genişletici açılımların artık anayasal suç olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Bu çözüm yolunun benimsenmesiyle, hem gerilimli bir sorun ortadan kalkmış olacak; bununla toplumda rahatlama sağlanacak, hem de din gibi hassasiyeti olan toplumsal bir olgu, başta CHP olmak üzere çeşitli partilerce istismar konusu edilmekten kurtulmuş olacaktır. Bununla Türkiye daha reel konular tartışacak ve bu, her halükârda Türkiye’nin hayrına olacaktır.