Şimdi buyurun cenaze namazına.
Bir kısım alevi diyor ki, Alevi abdestini alır namazını kılar, hac faraziyesini yerine getirir. İslamı yaşar ama mezhep ayrılığımız vardır. Biz Ali’nin yolundayız. Hz. Ali, İslam’ı nasıl yaşadıysa biz de öyle yaşamak istiyoruz. Ali hiç şarap içmedi, hiç camiye medreseye karşı çıkmadı derken bir kısım Alevi ise köyümüzde cami istemiyoruz, din dersleri seçmeli olsun, efendim Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın, yok dedelere maaş bağlansın gibi zırvalayanlar acaba Alevinin hası mı yoksa ayrı bir versiyonu mu?
Burayı anlamış değilim.
Birileri çıksın Alevi ile Sünni’nin, Şâfi ile Maliki’nin, Hanbeli’den yaratılış farkı ne?
Hepsi de aynı camide ibadet etmiyor mu? Ancak tadili erkânda farklı olabilirler ama hiç biri caminin kalkmasını ve bu ülkede ezanın dinmesini istememiştir.
O zaman bu ülkeye şart koşanların Conilerden ne farkı var diye düşünmek zorundayım.
Saz ile cümbüş ile ibadet görülmüş mü? Bu öneriyi, öne sürenler de iyi biliyorlar acaba bu ülkeyi bir ucundan nasıl böleriz diye mi düşünüyorlar? Şayet böyle düşünüyorlarsa ve de böyle düşündükleri şayet gerçeğe dönüşürse, şu andaki mevcut rahatlığı bulabilirler mi? O da düşündürücü. Hatta hiç mümkün değil, kendileri de biliyor yaradan da… Ama suyu bir bulandıran var, acaba kim?
Dedeyi maaşa bağlamak Aleviliği devlete bağlamak olsa gerek. E o zaman nasıl olacak dersiniz? Yani devlet dokuz başlı mı olsun? Herkes, bildiği gibi mi yönetilsin demek istiyorsunuz?
Kusura bakmayın. Devletler tek başlı olur, yönetim de oradan idare edilir.
Böyle gam, böyle keder, böyle gelmiş, böyle gider… Bu sözlerimden kim ne anlarsa anlasın.