Geçenlerde bilimsel bir açık oturum izledim .Akademik seviyesi çok yüksekti. Bayağı bilgilendim. Ne deyim doğrusu kültürüm arttı.Bendeniz göğsü kıllı bir adam olarak bu tip oturumları çok daha sık izlemeliyim.Zaten bu tip toplantılar bunun için yapılmıyor mu? Hasbelkader köyden şehre inmiş insanlarımızı şeherde daha kolay uyum sağlamaları için eğitmek lazımdır. Konuşmacı kendisine hazırlanan yere oturur oturmaz, bizim Temel gibi masayı kendine doğru çekti. İyice masaya yerleşti. Yani masanın hakimi olmak lazım.Hele koltuğu doldurmak lazımdır.Oda ne? Araklama bir makaleyi sunu eşliğinde katılımcılara sunan adam kravatını göbek hizasının biraz üstünde bağlamaz mı? Bizim fenomenimiz İsmail Kısabacak’da aynı şekilde bağlar bu mereti.Halbuki kravatın ucu ta mala kadar uzanması lazımdır.
Belki çoğu rahmetlik olmuştur ortaokul öğretmenlerimden Adab-ı Muaşeret derslerinde bana hep böyle öğretmişlerdi. Bu medeniyet yularını nasıl bağlayacağımı önce O’nlardan daha sonrada malum filmlerinden seyretme olanağı bulduğum Cüneyt Arkın beyefendiden öğrendim. Bendeniz kravatı ayakta boynuma asarak bağlarım ve ucunu mutlaka mala kadar yayarım.İnanın bu meretin mucitleri olan Hırvatlar bile benim gibi yapamazlar.Sayın Kısabacak o kadar Avropa gezmesine rağmen neden kravatını İnek Şaban ya da Mete İnselel ve ya Baykal Kent gibi bağlıyor, bir türlü anlayamadım.İnsan bakınca çevresinden çok şey öğrenir halbuki. Gözün yoksa burnunun deliği de mi yok?
Ha de anladık. Köy kökenli olup ta sonradan şeherli olanlarda böyle ufak tefek sapmalar olabilir. Çok ince nüans farklarını algılamakta zorluklar olabilir, ama o kadar çağdaş eğitim al, yıllarca çağdaş görünmek için kravatı tak, ama böylede takılmaz ki! Hele giydiğin takım elbiseye ve gömleğe uyan renkleri de iyi oturman gerekir.
Sunucu akademik seviyesi çok yüksekten sundu konuşmasını.Bendeniz o kadar mürekkep yalamış ,gün görmüş bir insan olarak pür dikkatle dinledim. Genel olarak konumuz “kamusal alanda nasıl davranmalıyız?” Dinleyicilerden gelen sorulara yanıt vermedi bilimsel adam. Bu sorular kendisine kasıtlı soruluyordu.Kendisi böyle algılamış olmalı. Bir dinleyici Baş örtülü bir hastanın kamusal bir kurum olan hastaneden , eşit yurttaş olaraktan kamusal hizmet alıp alamayacağını sordu. Öteki bir dinleyici Baş örtülü bir yurttaşın bir cinayeti aydınlatmak üzere mahkemede tanıklık yapıp yapamayacağını sordu. Çok sivri sorular bunlar .Hatta ucu sivriltilmiş kazık gibi değil mi aziz okuyucularım.Akademik kariyer sahibi olan adam kızardı bozardı ama bu tuzak sorulara cevap vermeyerek kendini zor kurtardı.Adam konuyu bilimsel yöntemlerle ne güzel irdeliyordu. Bu soruları yöneltenler Cumhuriyetin kazanımlarını geri götürmek isteyen yobazlardı. Ne yapalım her cumhuriyette böyle birkaç tane yobaz çıkabilirdi.Belki de fişlenme korkusu adamın sesini kısmış olabilir. Söyleyecekleri ilerde kendini bağlayabilirdi. Bilimsel adamlar özgürlüklerine çok düşkündürler.Zaten adam zaptı rap altına alınmış kamusal bir düzenden söz ediyordu .İnanın kendimi bir an 1930 lu yıllarda yaşıyor sandım.Halbuki sivil toplumsal hayat rengarenktir.
Çeşitlilik hayatın itici motorudur.Hem Fikirde hem de kılık kıyafetlerde değişik renklerin olması bir sosyal gerçekliktir.Baharda bizim Karadeniz yaylalarında açan kır çiçekleri gibidir toplumsal yaşantı. Papatyalar,manuşaklar, marantalar,çiğdemler,renk renk menekşeler,mor yaban gülleri ve sarı sifin çiçekleri .Sizi ne kadar da özlemişim.
Doğrusu araklama bilimsel makale sunusu ruhumu sıktı. Hem bilimsel konuşacak,çağdaş olacaksın hem de yobazlık yapacaksın , bir arada gitmiyor.