22 Mayıs 2012 Salı

24.11.2008 00:00:00 1162  defa okundu.

Bozkurt Siyasi Simge Değildir

  

Dikkat edilirse her milletin bir sembolü vardır.

 

Örneğin:

 

Rusya, ayıyı; Amerika ve Almanya kartalı; Kanada çınar yaprağını; İran aslanı sembol edinmiştir.

 

Hal böyle olunca da ayı kaval çalar, telde bisiklet sürer; kartalı eğitirler, tavşan avlar; çınar yaprağı hafif bir rüzgârda savrulur; aslan ateşli çemberden atlar. Sirke gidenler bilirler bütün hayvanların bir marifeti ve birer terbiyecisi vardır.

 

Ama kurdun eğiticisi yoktur. Çünkü kurt özgürlüğün ve cesaretin sembolüdür.

 

Bazı soysuzlaşmış olanlar, kurtla köpeği ayırt edemezler.

 

Tarihi iyi bilenler hatırlarlar. Atatürk döneminde paralarımızın üzerinde bozkurt resimleri yok muydu?

 

Geçenlerde Türk Metal Sendikası’nın ambleminde neden bozkurt var diye bazı televizyon kanalları ile bazı dalkavuk gazeteler bozkurda taktılar. Böyle olunca da kurttan korktukları anlaşıldı. Hâlbuki mahlûkatlar içinde kurttan en çok eşekler korkar. Hem de bir kilometre öteden hissetti mi başlar anırmaya.

 

Kurdun ne olduğunu anlatmaya çalıştım, takdir milletin.

Yorum Yaz


YORUMLAR
gokhan71:
mehmet ali amca tebrik ederim çok guzel aydınlattın bizleri bizler bozkurtuz bizler vatanseveriz bizler bu ülke için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır bozkurtlarız
24.11.2008 23:36:18
KADİR ÖZGEN:
Aziz dostum ne güzel yazmışsın ömrüne sağlık BOZKURTLAR (BÖTEÇİNE/ ASENA) Türkleri Anadoluya getiren,Anadoluyu Türkleştiren ve İslamlaştıran bir sembol bir felsefedir.Sözünü ettiğin hayvanan anırıyosa işler kötü demektir.
25.11.2008 17:57:09
lale:
Mehmet ali abi sana bir haller olmuş.Sen gene kırıkkaleden yaz. Ne olacak bu Kırıkkalenin hali
25.11.2008 19:57:12
erdem gönenç:
benim anlamadığım bu kırıkkale bu kadar milliyetçiyse atatürkçüyse neden bu parti var seçimle gelmiştir laf olamaz ama bi düşünemek lazım hatayı aramalı bazıları kendinde bence aydınlık insanlar artık kırıkkalede olmalı kırıkkaleyi ekşizölükte irtica yuvası denmesi kötü lanse edilmesi üzüodür herkesi,zaten milli manevi değerlere bağlı bi yer yani bize sözünü esirgemeyen demokrat adamlar lazım türbanla uğraşan her iki kelimeden biri din iman olan kişiden çok daha çok iş yapanlar lazım...
26.11.2008 19:32:23
SUNGURBEY:
evet siyasi simge hemde ergenekonun simgesi
27.11.2008 11:44:51
MUSTAFA SATILMIŞOĞLU:
Türk Adı, Türk Soyu, Türkler’in Anayurdu ve Yayılmaları **************************************************- ********************** En eski ve köklü kavimlerden biri olan Türkler aşağı yukarı 4 bin yıllık mazileri boyunca, Asya, Avrupa ve Afrika kıt‘alarına yayılmış bir millettir. Orta Asya’daki Anayurttan etrafa yaptıkları sürekli göç hareketleri Türkler’in aynı zamanda nüfusça kalabalık olduğunu da gösterir. Türkler bu nüfus çokluğu ve faal durumları dolayısıyla dünya tarihinde mühim rol oynamışlardır. “Türk” Adı: Türkler’in eski bir millet oluşu araştırıcıları Türk adını en eski tarih kaynaklarında aramağa sevketmiştir. Geçen asırdan beri birçok bilgin tarafından ileri sürülen görüşlere göre, Heredotos’un doğu kavimleri arasında zikrettiği Targitalar, veya “İskit” topraklarında oturdukları söylenen “Tyrakae” (Yurkae) veya Tevrat’ta adları geçen Togharmanlar, veya eski Hind kaynaklarında tesadüf edilen Turukhalar (veya Turuşka), veya Thraklar, veya eski ön Asya çivi yazılı metinlerde görülen Turukkular, veya Çin kaynaklarında M.Ö., 1. bin içinde rol oynadıkları belirtilen Tikler ( veya Di) ve hatta Troialılar vb. bizzat “Türk” adını taşıyan Türk kavimleri oldukları kuvvetle muhtemeldir. İslâm kaynaklarında teferruatlı şekilde nakledilen İran menşeli Zend-Avesta rivayetleri ile, İsrail menşeli Tevrat rivayetlerinde de “Türk” adı aranmış Nuh’un torunu (Yafes’in oğlu) Türk’de, veya İran rivayetindeki Feridun (Thraetaona)’un oğlu Tûrac veya Tûr (Tûran, buradan geliyor) da Türk adını taşıyan ilk kavim olarak gösterilmek istenmiştir. Tevrat rivayetlerinde Nuh tufanından sonra Nuh peygamber dünyayı üç oğlu arasında pay etmiştir. Yafes’e Orta Asya ve Çin ülkeleri düşmüş, Yafes ölürken tahtını sekiz oğlundan biri olan “Türk”e bırakmıştır. Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa MÖ 1328 yılında Çin tarihine “Tu-Kiu” şeklinde görülmektedir. Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS. VI. yy’da kurulan Gök-Türk Devleti ile olmuştur. Orhun kitabelerinde yer alan “Türk” adı daha çok “Türük” şeklinde gösterilmektedir. Bundan dolayı Türk kelimesini Türk Devleti’nin ilk defa resmî olarak kullanan siyasî teşekkülün GÖK-TÜRK İmparatorluğu olduğu bilinmektedir. Gök-Türkler’in ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, sonradan Türk milleti’ni ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır. MS.585 yılında Çin İmparatoru’nun GÖK-TÜRK Kağanı İşbara’ya yazdığı mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye hitap etmesi, İşbara Kağan’ın ise Çin imparatoruna verdiği cevabî mektupta “Türk Devleti’nin Tanrı Tarafından Kuruluşundan Bu yana 50 Yıl Geçti” hitapları Türk adını resmîleştirmiştir. Gök- Türk yazıtlarında Türk sözü daha çok “Türk Budun” şeklinde geçmektedir. Türk Budun’un ise Türk Milleti olduğu bilinmektedir Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade, siyasî bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzeri millî bir isim haline gelmiştir. Türk Kelimesinin Anlamı Türk adına gerek kaynaklarda, gerek araştırmalarda türlü mânalar verilmiştir: T’u-küe (Türk) = miğfer (Çin kaynakları); (Türk) = terk (İslam kaynakları); Türk = olgunluk çağı; Takye = deniz kıyısında oturan adam, cezb etmek vb. gibi mânalar ve tefsirler. Geçen asırda A. Vambery’nin ilmî izaha doğru ilk adım kabul edilen fikrine göre, “Türk” kelimesi “türemek”den çıkmıştır. Z. Gökalp adı “türeli” (kanun ve nizâm sahibi) diye açıklamıştır. W. Barthold’un düşuncesi de buna yakındır. Fakat “Türk” sözünün cins ismi olarak “güç-kuvvet” (sıfat hâli ile: güçlü-kuvvetli) manasında olduğu bir Türkçe vesikadan anlaşılmıştır. Buradaki “Türk” kelimesinin millet adı olan “Türk” sözü ile aynı olduğu A. V. Le Coq tarafından ileri sürülmüş ve bu, Gök-Türk kitabelerinin çözücüsü V. Thomsen tarafından da kabul edilmiş (1922), daha sonra aynı husus Nemeth’in tetkikleri ile tamamen ispat edilmiştir. İran kaynaklarında Türk sözü “Güzel İnsan” karışlığında kullanılırken, XI. Yy’da Kaşgarlı Mahmut “Türk adının Türkler’e Tanrı tarafından verildiğini” belirterek, “Gençlik, kuvvet, kudret ve olgunluk çağı”demek olduğunu bir kez daha belirtmiştir. Tarihçiler ise Türk kelimesinin “Güçlü- kuvvetli” anlamına geldiğini kabul etmektedirler. Millet İsmi Olarak Türk Kelimesi “Türk” kelimesini Türk Devleti’nin resmî adı olarak ilk kullanan siyâsî teşekkül “Gök-Türk imparatorluğudur (552-774). Bütün bunlar, “Türk” adının aslında belirli bir topluluğa mahsus “etnik” bir isim olmayıp, siyasî bir ad (bütün Türk soylu halkları kucaklayan üst kimlik olarak) olduğunu ortaya koymaktadır. Gök-Türk Hakanlığı’nın kuruluşundan itibaren önce bu devletin, daha sonra bu imparatorluğa bağlı, kendi hususî adları ile de anılan, diğer Türk’lerin ortak adı olmuş ve zamanla Türk soyuna mensup bütün toplulukları ifade etmek üzere millî bir ad payesine yükselmiştir. Türk Kelimesinin Coğrafi Ad Olarak Kullanılması Coğrafî ad olarak Turkhia (= Türkiye) tabirine ilk defa Bizans kaynaklarında tesadüf edilmektedir. VI. asırda bu tabir Orta Asya için kullanılıyordu. 9-10. asırlarda Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar olan sahaya bu ad verilmekte idi (Doğu Türkiye = Hazarlar’ın ülkesi, Batı Türkiye = Macar ülkesi). 13. asırda Kölemen Devleti zamanında Mısır ve Suriye’ye “Türkiye” deniliyordu. Anadolu ise 12. asırdan itibaren “Türkiye” olarak tanınmıştır. Türk Soyu, Türk Irkının Özellikleri: Tarihte Türk ırkı hakkında yapılan tanımlamalar oldukça karışıktır. Gerek Çin yıllıklarında, gerek Latin ve Grek kaynaklarında Türkler daha çok Moğol tipinde tasvir edilmişlerdir. Eski çağlarda Türklerin “mongoloid” gösterilmeleri, o zamanın Türk devletlerinde Moğol unsurunun çokluğu ile açıklanabilir. Türkler’in tarih boyunca en sıkı temasları, yakın komşuları olan Moğollar’la olmuş, kalabalık Moğol kütleleri Türk idaresine alınmış (Asya Hunları’nda, Tabgaçlar’da olduğu gibi) ve on binlerce Moğol, Türkler’le birlikte uzun göçlere katılmıştır (Batı Hunları’nda olduğu gibi). Ayrıca sıkı temasların mümkün kıldığı bazı ırkî karışmalar da düşünülürse, yabancıların dıştan yaptıkları gözlemlerine hayret etmemek gerekecektir. Aslında son yarım asır içinde yapılan ilmî araştırmalar Türkler’in beyaz ırka mensup bulunduklarını ortaya koymuş ve yeryüzünde mevcut üç büyük ırk grubundan “Europid” adı verilen grubun “Turanid” tipine bağlı olan Türkler’in kendilerini başta “Mongoloid” Moğollar olmak üzere diğer topluluklardan ayıran antropolojik cizgilere sahip oldukları anlaşılmıştır (hakim vasfı beyaz renk, düz burun, değirmi çehre, hafif dalgalı saç, orta gürlükte sakal ve bıyık). Ayrıca, bilindiği üzere Tevrat’ta nakledilen eski ananelerde ve Türk soyu (Hâm ve Sâm’dan değil, Yafes’den türemiş olarak) beyaz ırktan gösterilmiştir. Turan tipine örnek olan Orta Asya, Maveraünnehir ve diğer Yakın-Doğu Türkleri beyaz tenli, koyu parlak gözlü, değirmi yüzlü (“ay yüzlü, badem gözlü”), endamlı, sağlam yapılı erkek ve kadınları ile (Gök-Türk Prensi Kül Tegin’in büstü) Ortaçağ kaynaklarında güzelliğe misal olarak gösterilmiş, hatta İran edebiyatında “Türk” sözü “güzel insan” manasında alınmıştır. Türkler’in Anayurdu: Türkler’in göçlerden önce oturduğu topraklar (coğrafya) meselesi geçen asırdan beri tartışılan bir konudur. Tarihçiler, Çin kayıtlarına dayanarak, Altay dağlarını Türkler’in anayurdu kabul ederken Etnologlar iç Asya’nın kuzey bölgelerini, Antropologlar Kırgız Bozkırı – Tanrı Dağları arasını, San‘at Tarihçileri kuzey-batı Asya sahasını veya Baykal Gölü’nün güney-batısını göstermişler; bazı dil araştırıcıları da Altaylar’ın veya Kingan silsilesinin doğu ve batısını Türk anayurdu olması gerektiğini düşünmüşlerdir. Bütün bunlara bakarak eski Türk yurdunun coğrafî sınırını çizebilmek az-çok mümkün olmakla beraber, belirli ve daha ilk zamanlardan itibaren geniş bir sahaya yayılmış bulunmaları ve kültürlerini uzaklara kadar götürmeleri olsa gerektir. Bununla beraber ciddi “dil” araştırmaları bu sahanın Altay-Ural dağları arasına alınmasına, hatta Hazar Denizi’nin kuzey ve kuzey-doğu bozkırlarının Türk anayurdu olarak tespitine imkan vermektedir. Kuzey Altaylar’ın hemen batısında (Minusinsk bölgesi) ortaya çıkarılan Afanasyevo (M.Ö. 2500-1700)
27.11.2008 13:59:11
MUSTAFA SATILMIŞOĞLU:
TÜRK ADI NERDEN GELİYOR //////////////////////////////////////////////////- ////// Türk Milleti nin tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir; Türkler binlerce yıldan beri tarih sahnesinde yer almaktadırlar. Bu durum, bilim adamlarının dikkatini çekmiş ve onları Türk kelimesinin kökenini araştırmaya yöneltmiştir. Türk adının kaynağını bulmak amacıyla yapılan araştırmaların sonuçlarına dayanarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Kimi uzmanlara göre, Türk adına ilk defa MÖ 14. yüzyılda "Tik" veya "Tikler" şeklinde rastlanılmıştır. Bazı uzmanlar ise bu adın MÖ 14. yy.dan önce de var olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Türkler in binlerce senelik geçmişi göz önünde bulundurularak, Türk adının nereden geldiğine ilişkin birçok iddia ortaya atılmıştır. Türkler in eski dönemlerine ilişkin bilgilerin kökeni çoğunlukla Çin tarihine dayanmaktadır. Çinli tarihçiler MÖ 2000-1000 yılları arasında ilk Türk hükümdarlarından bahsetmektedirler. Bununla birlikte, eski Çin kaynaklarındaki Türk hükümdarlarının ve devletlerinin adları Çince yazılıdır. Bunların Türkçe karşılıkları tam anlamıyla bilinmemektedir. Profesör Erol Güngör ün deyişiyle, "Bizim atalarımız o çağda "Türk" adıyla anılmıyordu. "Türk" kelimesi bugün bir milletin adıdır ama atalarımız o zaman henüz bir millet halinde değildi. Boy ve aşiretler halinde yaşıyorlardı ve her aşiretin ayrı bir adı vardı." Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS 6. yüzyılda kurulan Göktürk milleti ile olmuştur. Orhun kitabelerinde yer alan "Türk" adı daha çok "Türük" şeklinde gösterilmiştir. Yani, Türk kelimesini ilk defa resmi olarak kullanan siyasi teşekkül Gök-Türk İmparatorluğu olmuştur. Göktürkler in ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, daha sonra Türk Milleti ni ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır. Çin İmparatoru MS 585 yılında, Gök-Türk Kağanı İşbara ya gönderdiği mektupta "Büyük Türk Kağanı" diye hitap etmiştir. İşbara Kağan ın Çin İmparatoru na cevabi mesajında da "Türk Milleti nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti" ifadesine yer verilmiştir. Bunlar Türk adını resmileştiren olaylar olarak tarihe geçmiştir. Göktürk yazıtlarında Türk sözü daha çok "Türk Budun" şeklinde geçmektedir. Türk Budun, Türk Milleti anlamındadır. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir. Türk kelimesinin anlamı üzerinde de çeşitli görüşler vardır. Bunlardan bazıları şu şekildedir: Çin kaynaklarında "Tu-küe (Türk)" miğfer olarak yorumlanmakta; İslam kaynaklarında ses benzeşmesine dayanarak terk edilmekte, olgunluk çağı şeklinde değerlendirilmektedir. Arminius Vambery nin 19. yüzyılda yazdığı eserlerinde belirttiğine göre, Türk kelimesi "türemek"ten gelmektedir. Ünlü Alman Türkolog Albert von Le Coq, Türk deyişinin "güç-kuvvet" anlamı taşıdığını ileri sürmüştür. Bu konudaki diğer çalışmalara göre, Türk kelimesi, "Altaylı (Ceyhun ötesi Turanlı)" kavimlerini tanımlamak üzere 420 li yıllardaki bir Pers metninde görülmektedir. Yine 515 de, "Türk-Hun" (Kudretli Hun) tabirinin de geçtiği bilinmektedir. İran kaynaklarında Türk kelimesinin "güzel insan" karşılığında kullanıldığı belirtilmektedir. 9. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, "Türk adının Türkler e Tanrı tarafından verildiğini" belirtmiş; "gençlik, kuvvet, kudret ve olgunluk çağı" demek olduğunu bir kez daha vurgulamıştır. Türk kelimesinin "güçlü-kuvvetli" anlamına geldiği, bugün neredeyse bütün tarihçiler tarafından kabul görmüştür. Türk Yurdu Günümüzde sayıları 350 milyonu aşan ve oldukça geniş bir bölgeye yayılmış olan Türkler in ilk ana yurdunu tespit edebilmek için geniş araştırmalar yapılmıştır. Çeşitli alanlarda, farklı uzman ve bilim adamlarınca yapılan çalışmalar sonucunda her alanda farklı iddialar gündeme gelmiştir. Böylece ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır: Tarihçiler, Çin kaynaklarına dayanarak Altay Dağları nın; etnologlar, İç Asya nın kuzey bölgelerinin; dil araştırmacıları, Altaylar ın veya Kingan Dağları nın doğu ve batısının; kültür tarihçileri, Altay-Kırgız Bozkırları arasının; sanat tarihçileri, Kuzeybatı Asya sahasının; antropologlar ise Kırgız Bozkırı-Tanrı Dağları arasının ilk Türk ana yurdu olduğunu iddia etmişlerdir. Bu konudaki araştırmalara göz attığımızda, Türkler in ilk ana vatanlarının kesin sınırlarını çizmenin mümkün olmadığı görülür. Bunun asıl nedeni Türkler in ilk zamanlardan itibaren oldukça geniş bir alana yayılmalarıdır. Son yıllarda yapılan dil araştırmaları göz önüne alındığında, ilk Türk yurdunun "Altay Dağları ndan Urallar a kadar uzanan, Hazar Denizi Kuzeydoğu Bozkırlarından Tanrı Dağları nı kapsayan çok geniş bir bölge" olduğu anlaşılmaktadır. Türkler, tarihin akışı içerisinde, ana yurtlarından çok uzak mesafelere göç ederek geniş bir coğrafi alana yayılmış; bugün Balkanlar dan Çin Seddi ne, Sibirya Bozkırları ndan Horasan, Afganistan, Tibet e kadar olan bölgeleri yurt edinmişlerdir. Günümüzde özgürlük ve eşitliğin öncülüğünü yaptıklarını iddia edenler bilmelidir ki, insan hak ve hürriyetlerinin gerçek anlamdaki ilk uygulayıcısı Türkler olmuştur. Türkler tarafından kurulan devletlerde din, dil ve ırk ayrılığı gözetilmeksizin herkese eşit davranılmıştır. Profesör Hakkı Dursun Yıldız bu gerçeği, "Bütün tarih boyunca Türkler de din, dil ve ırk ayrılığı sebebiyle Amerika ve Avrupa da her zaman rastlanan bir katliama, işkenceye ve hakların elinden alınmasına kesinlikle rastlanmamaktadır" şeklinde ifade etmiştir. Dikkat çekici bir nokta, eski Türk kavimlerinde, kadınların erkeklerle neredeyse eşit haklara sahip olmalarıydı. Türk kadınları toplum hayatının hemen her aşamasında görev alırlar; yeri geldiğinde savaşmaktan çekinmezlerdi.
27.11.2008 14:00:36
MUSTAFA SATILMIŞOĞLU:
T U R A N D U A S I //////////////////////////////////////////////////- /////////////////////////////////// Seni, acundan yüce tek "var" saymışım Allah ım Göğe değen basımı, yere eğmişim Allah ım Ve gönlümde yanına çiçek koymuşum Allah ım Bu sevgiyi sen verdin, bu da benim nazımdır Korkak kullarca değil, erkekçe niyazımdır Ey Allah ım, yüce Allah ım Kat, gücü güce Allah ım Bölük bölük bölündük Sonumuz nice Allah ım Sensin derdi yaratan, derman olan yine sen Sensin Türk ü yaratan, ayrı kılan yine sen Yüce dağlar birleşir, eğer ki sen "ol" desen Dilersen kes hakkimi ekmeğimden, suyumdan Bu birlik, varlık demek esirgeme soyumdan Kapına durdum Allah ım Yere diz vurdum Allah ım Çek su rezil perdeyi Bir olsun yurdum Allah ım Allah ım, şerefim için, namusum, dinim için Şerefsize bilenen şerefli kinim için "Ben" dedim ya, an dolsun, sanma ki benim için Ahlaksız çarklar için, saklanmaz farklar için Su çakal insancıklar, su Bozkurt Türkler için Açtım elimi Allah ım Çözdüm dilimi Allah ım Kabul et bu duamı Arz-i halimi Allah ım Bir gece, ağlar gibi kurtlar uludu dağdan Gözlerime kan değdi, dokuz yaralı tuğdan Bir türkü, bir de ağıt kopardım eski çağdan Türküm umudum olsun, ağıdım yaram olsun Türküsüz ve ağıtsız gün bana haram olsun Bu acı beter Allah ım Sanmam ki biter Allah ım Belki benden artar da Neslime yeter Allah ım Bizi zulme bileyen bu kutlu güç senindir Hakli ve yiğit kılan şerefli taç senindir Türk olmaksa suçumuz, bu soylu suç senindir Sanma ki bu sorgudur, sen Allah sın, ben kulum Sen sabırda zenginsin, bense iste yoksulum Dört yanım soru, Allah ım Hepsi en zoru Allah ım Soruların zorundan Soyumu koru Allah ım Sen Allah değilmisin? adını yargılatma Sana Allah deyince, dinimi sorgulatma Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma Kani bozuk olanlar "Türk üm" diyemesinler Ve Türk ün dik basını yere eğemesinler Gökçek Allah ım, gök Allah ım Sevgisi büyük Allah ım İti kurda baş kılma Bu ne ağır yük Allah ım simdi beni ezenler, demek soyumu bilmez Bozgunun ardındaki mutlak toyumu bilmez Demek beni bilir de, deli huyumu bilmez Çin de kırkbir çeriyle ihtilal yapan kimdi? Peki o uslanmaz kan hangi bedende simdi şükür ki bende, Allah ım "Niçin"i, sende Allah ım Bugünü de kutlu kil Gözlerim dünde Allah ım Türkiye benim yurdum, canim kurban bu yurda Fakat bir dağ az gelir mayası hür bozkurda Kiralım su zinciri artık ferman buyur da Sınırları bozalım, yeni bastan çizelim Kendi toprağımızda hesapsızca gezelim Bir ferman buyur Allah ım Dünyaya duyur Allah ım Türk ü Türk e kavuştur Var beni ayır Allah ım Çünkü o gün her ölen Sadece uyur Allah ım
27.11.2008 14:01:18
MUSTAFA SATILMIŞOĞLU:
ÇOK SEVDİĞİM MEHMET ALİ ÇETİNER ABİMİN YAZISINA BİRAZDA BEN BİRŞEYLER EKLEMEK İSTİYORUM. --------------------------- Bozkurt Nedir Bir birlerini takip etmis olan bir çok Türk nesillerinin ortak mali olan millî destan parçalarimizda, Türklere yol göstericilik yapan, Türkleri zaferlere götüren sembol... Her milletin tarihi bir veya bir takim mitoloji ile baslar. Yazi icad edilmeden evvel mitolojiler vardi. Agizdan agiza söylenerek, nesilden nesile geçiyordu. Yazi icad edildikten sonra, o zamana kadar halkin agzinda dolasan ve bir milletin topyekûn yasantisinin izahi demek olan mitoloji (yahut mitoloji seklindeki yazi) yazilmaya baslandi. Her milletin mitolojisi gibi Türk mitolojisi de yanliz bir kisi tarafindan yazilmadi. Önce Hikâye ve masal yazmaya merakli olan kimseler, bulunduklari yerdeki hikâye ve masallari halkin agzindan dinliyerek yazdilar. Uzun tarih içinde hikâye ve masallardan bir kaç tanesini küçük bir brosürde yazip topluyanlar oldu. Böylece 8-10 Mitoloji (hikâye) bir kitapta toplanmis oldu. 8-10 Mitolojiye, yeni mitolojiler ileve edenler oldu. Böylece 15-20 Mitoloji bir kitapta toplanmis oldu. Böylece daha büyük bir mitoloji kitabi yazilmis oldu. Íngilizler için Aslan, Ruslar için ayi, Íranlilar için Pars, yahut kaplan, Japonlar için ejder. Ítalyanlar için Romüs ve Romülüsü Kurt ne ise, Türkler için de Bozkurt odur. Bir aydin kisinin Bozkurd u kabul etmemesi, aydin geçinen bu insanin kendi milli tarihini bilmemesi, milli tarihi ret ve inkâr etmesi demektir. Kendi milletini ve onun bayragini kabul etmemesi demektir. Kurdu kabul etmemek, en azindan büyük ecdadi inkâr etmek, tanimamaktir. Kendi milletine ve milliyetine hürmet etmiyene kimse hürmet ve itibar etmez. Türk milletinin yaratilis destaninda kurt karsimiza öyle bir hasmet öyle bir mânâ ile çikiyor ki, ona gönül vermemek elden gelmiyor. Türklügün bilincine varmis olan herkesin onu benimsememesi mümkün degil. Hunlar devrine yaklasirken ve özellikle Hunlar devrinde (M.Ö.220-M.S. 220) Bozkurt karsimiza daha sumüllü olarak çikiyor. Artik Bozkurt sadece ilâhi bir Ata veya sadece bayrakta milli bir sembol degildir. Bunlarla beraber Bozkurt, ilâhi bir güç, orduya yol gösteren bir klavuz, darda kalanlarin yardimina kosan bir Hizir, Hakan a ve orduya ihtiyat, ihtimam ve temkin dersi veren bir hoca sembolü olarak karsimiza çikiyor. Bozkurt Oguz Han la ve ordusu ile beraber savasiyor. Bu hal, en azindan orduya moral veren ve onu zaferden zafere kosturan bir faktördür. Artik Bozkurt savasçiligin, cesaretin, bir sembolüdür. O kurt olmaktan ziyade, Kurda benzetilen bir kurtarici ve bir kahramandir. Bilgin ve akilli bir Hakan dir. Bir millet için, özellikle milletin içinden çikip gelen ordu için ihtiyat, temkin, ihtimam gibi hasletler, üstün moral sahibi olmak, kendisine ve kendi gücüne güvenmek, bütün bunlarin üstünde hakli bir is yaparken Allah in (Putperest dahi olsa) yardim edecegine inanmak, kötü hasletler midir ki, bunlari temsil ve sembolize eden Bozkurt ve onun sahsinda Türk üm diyen gençler horlanmaktadir. ATATÜRK e de Bozkurt deniliyordu. ATATÜRK de mi hor görülüyor? Bozkurd un Buzdagindan, dagi ve tasi, tozu ve dumani birbirine katarak hizla inmesi ve ordunun önüne düsüp yürümesi, bana tarihi bir gerçegi hatirlatti. Ílkçaglarda Mezepotamya, Ortaanadolu ovalari, Dogu da Pasinler ovasi ve Medya meskun ve medeni ülkeler iken, yüksek ve ormanlarla kapli olan Güneydogu Anadolu, insanlarla meskûn degildi. Buralarda vahsi hayvanlar ve sürüler halinde kurtlar yasardi. Kisin her taraf 100-120 cm karla kaplaninca, yiyecek bulamiyan ve aç kalan kurtlar, sürüler halinde Mezepotamya, Ortaanadolu ve Medya ovalarindaki agillara, koyun sürülerine saldirirlardi. Kurtlarin geldikleri Güneydogu Anadolu ya o devrin insanlari Kurdistan diyorlardi. Kurdistan a 1071 den sonra kalabalik (Kurbaba) kabileleri de yerlestirilmis oldugu ve bu kabilelere, Güneydogu Anadolu nun Selçuk Sultani A.Keykubat tarafindan temlik edildigi ayni mintikaya yine Kurdistan denildigi M.Serif Bey tarafindan Varto Tarihi ile tesbit edilmistir.Kurdistan a Kürdistan denilmesi maksatli degilde nedir?... Yukarida temas ettim ya.. Efendim Kurdun tek basina ve mücerret olarak bir mânâsi ve önemi yoktur. Kurt, Türk kültürünün bir unduru, bir bölümüdür. Türk kültür ve medeniyeti, edebiyati, tarih ve sosyal yasantisi, devlet ordu sevk ve idaresiyle beraber mütalâa ettigimiz zaman kurdun önemi daha iyi anlasilir. Mesele kurdu hor görmek ve inkâr etmek meselesi degildir. Kurdun sahsinda Türk Kültür ve medeniyetine sahip çikma meselesidir. O Türk idealinin, Türk dinamizminin önemli bir parçasi ayrilmaz bir bölümüdür. Siz kurdu kabul etmez, kürt tabirini kabul ederseniz, sizKurdistan a Kürdistan derseniz, bundan cesaret alanlar, millî sinirlar içinde Kürdistan devlet kurmaya kalkarlar. Konu memleketin bütünlügü açisindan ele alininca, Kurd un onu kabul veya inkâr etmenin önemi biraz daha açik anlasilir sanirim. SÖZLERİME TÜRK BİLGE KAĞAN IN ŞU SÖZLERİYLE KAPATIYORUM. " EY TÜRK BEYLERİ ÜSTTE GÖK ÇÖKMEDİKÇE, ALTTA YER DELİNMEDİKÇE İLİM VE TÖRENİ KİM BOZABİLİR" Mehmet Ali Abi SAYGİLAR SUNUYORUM SONUNA KADAR ARKANDA DEĞİL, YANINDAYIZ.
27.11.2008 14:18:24
MUSTAFA SATILMIŞOĞLU:
sayın EDİTÖR arkadaşım bozkurtla ilgili bir yazı gönderdim onu hemen yayına alırsanız sevinirim. bu yazı sayın m.ali çetiner abimin yazısına benzer bir yazı güzel bir açıklama olduğunu düşünüyorum. tşk. ederim ilgine MUSTAFA SATILMIŞOĞLU-MHP YÖN. KUR ÜYESİ.
27.11.2008 14:23:47
MUSTAFA SATILMIŞOĞLU:
SAYGIDEĞER M.ALİ ÇETİNER. YEREL BİR GAZETEDE MHP ADAYLARI İLE İLGİLİ BİR SEÇİM ANKETİ DÜZENLENMİŞTİR. ADAYIN BELİRLENMESİNE AZ BİR ZAMAN KALMASINA RAĞMEN NEDEN HABERKALE SİTEMİZDE BÖYLE BİR ANKET ÇALIŞMAMIZ OLMUYOR. ADAY ADAYI SAYISI 7 DİR. EĞER BU KONUDA YARINDAN BAŞLAYARAK BİR ANKET OLUŞTURULURSA GÜZEL BİR ÇALIŞMA OLACAĞINI DÜŞÜNMEKTEYİM. BÜTÜN HABERKALE KADROSUNA ÇALIŞMALARINDAN DOLAYI TŞK. EDİYORUM.
28.11.2008 01:04:15
cemalettin salar:
dayı çok güzel olmuş eline sağlık.
28.11.2008 12:50:55
zeynep özata:
dayı hayvan hayvandır kurt ta olsa aslan da olsa aynıdır..
31.10.2011 20:22:25

YAZARIN TÜM YAZILARI
Salon mu Çok Büyüktü, Kimse mi Gelmedi? - 14 Temmuz 2009 Salı 00:00
Hey Gidi Günler... - 01 Temmuz 2009 Çarşamba 00:00
Cemaatler Siyasette Etken mi? - 18 Haziran 2009 Perşembe 00:00
Hükümet Kararnamesine Gerek Kalmayacak - 12 Haziran 2009 Cuma 00:00
Müjde! Galiba Krize Çare Bulundu - 08 Haziran 2009 Pazartesi 00:00
Merhameti Olmayanın Utanma Duygusu da Olmuyor - 04 Haziran 2009 Perşembe 00:00
Kermes mi Kârmes mi? - 29 Mayıs 2009 Cuma 00:00
Veli Bey, Arandığınızı Biliyor musunuz? - 26 Mayıs 2009 Salı 00:00
Tinercinin, Balicinin Kanunu Var mı? - 19 Mayıs 2009 Salı 00:00
Güneydoğu ve Doğu Anadolu, TC Sınırları İçinde mi Yoksa Dışında mı? - 11 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Hiç Zorunuza Gitmesin! Veli, Haklı... - 04 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
MHP'de İç Kanama mı? - 26 Nisan 2009 Pazar 00:00
Atam, Özür Dileriz! - 09 Nisan 2009 Perşembe 00:00
Yorgan Gitti, Kavga Bitti - 02 Nisan 2009 Perşembe 00:00
Veli Korkmaz Gözaltında - 21 Mart 2009 Cumartesi 00:00
Erdemli Olmak Başlı Başına Sanattır - 17 Mart 2009 Salı 00:00
Dayısının Yeğeni - 12 Mart 2009 Perşembe 00:00
Seçmen Ne Diyor? (Adayların Anatomisi) - 10 Mart 2009 Salı 00:00
1915’ten Ben Ne Kadar Sorumluyum? - 21 Aralık 2008 Pazar 00:00
Aday Adayları Güvercin Cücüğü mü? - 18 Aralık 2008 Perşembe 00:00
Makarna Hükümeti mi, Yoksa Toz Şeker mi? - 15 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Alevilik Bir Duygusal Dergahtır - 04 Aralık 2008 Perşembe 00:00
Taviz, Tavizleri mi Doğuruyor? - 28 Kasım 2008 Cuma 00:00
Bozkurt Siyasi Simge Değildir - 24 Kasım 2008 Pazartesi 00:00
Haydi Hayırlısı! Kırıkkale, MHP Dedi - 22 Kasım 2008 Cumartesi 00:00
Karakeçili Hastanesi’ndeki Durum ve Okurlarıma Cevaplar - 19 Kasım 2008 Çarşamba 00:00
Hükümeti Eleştirmeyin, Aslınıza Rücu Edin - 18 Kasım 2008 Salı 00:00
Hangi Belediye Reisinden Memnun Oldunuz ki? - 12 Kasım 2008 Çarşamba 00:00
Ne Tez Unutuldular - 03 Kasım 2008 Pazartesi 00:00
Kimse Kıvırtmasın, Kırıkkale’de Su İçiliyor - 27 Ekim 2008 Pazartesi 00:00
Taksit Taksit Satılık Ölüm Makinesi - 23 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Biz Bu Kafayla Daha Çok Şehit Veririz - 19 Ekim 2008 Pazar 00:00
Ha Şöyle, Sinekler Kişelendi - 17 Ekim 2008 Cuma 00:00
Heyhat: Demokrasiyle Terör Durdurulabilir mi? - 13 Ekim 2008 Pazartesi 00:00
Vah Tühten Başka Elimizden Bir Şey Gelmiyor - 08 Ekim 2008 Çarşamba 00:00
Bu Ne Perhiz, Bu Ne Lahana Turşusu? - 05 Ekim 2008 Pazar 00:00
Bayramınız Mübarek Olsun - 29 Eylül 2008 Pazartesi 00:00
9 Taş Oyununu Bilir misiniz? - 25 Eylül 2008 Perşembe 00:00
Bence Vakar Dolu, Hizmetkar Bir Başkan - 22 Eylül 2008 Pazartesi 00:00
Birlik Olmazsa Dirlik Olur mu Gardaşlık? - 18 Eylül 2008 Perşembe 00:00
Bu İşte Bir Oyun Var mı Dersiniz? - 15 Eylül 2008 Pazartesi 00:00
Koyun Can Derdinde, Kasap Et Derdinde - 10 Eylül 2008 Çarşamba 00:00
Bir Vatandaş Olarak - 06 Eylül 2008 Cumartesi 00:00
Bazı Belediyelerin Anatomisi - 2 - 01 Eylül 2008 Pazartesi 00:00
Kırıkkalede Bazı Belediyelerin Anatomisi - 25 Ağustos 2008 Pazartesi 00:00
Türklük, Asimile mi Oluyor? - 23 Ağustos 2008 Cumartesi 00:00
Ekmeğin Gramajı Düşüyor, Fiyatı Yükseliyor - 14 Ağustos 2008 Perşembe 00:00
Kırıkkale'de Mahalli Gazeteler - 11 Ağustos 2008 Pazartesi 00:00
Türk'ün Eskisi Yenisi Olur mu? - 04 Ağustos 2008 Pazartesi 00:00
Kimine Hay Günü, Kimine Pay Günü - 31 Temmuz 2008 Perşembe 00:00
Allah Memlekete Hırsızın Bile Hayırlısını Versin - 28 Temmuz 2008 Pazartesi 00:00
Mustafa Kemal'e Arzuhalimdir! - 23 Temmuz 2008 Çarşamba 00:00
Bir Çare Bulalım, Ne Yapmalıyız? - 17 Temmuz 2008 Perşembe 00:00
İbret Alarak Düşünsek İyi Olur - 15 Temmuz 2008 Salı 00:00
Elçiye Zeval Olmaz İmiş Şevketlim - 12 Temmuz 2008 Cumartesi 00:00
Alha, Tam Bir Mahalle Kavgası - 10 Temmuz 2008 Perşembe 00:00
Ya Yasaklayın Ya da Çare Bulun - 07 Temmuz 2008 Pazartesi 00:00
Buda Akdoğan’ın projesi imiş… - 10 Haziran 2008 Salı 00:00
Anlaşılan fukara kuyruksuz yaşayamıyor - 10 Haziran 2008 Salı 00:00
Kuru yemiş yıkanır mı? - 05 Haziran 2008 Perşembe 00:00
Yargı ya bağımsızdır, yada değildir. - 02 Haziran 2008 Pazartesi 00:00
Referandum olsaydı ne olurdu? - 02 Haziran 2008 Pazartesi 00:00
AB Türkiye’de tarımı kısırlaştırıyor mu? - 29 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
Siyasette Isınma - 28 Mayıs 2008 Çarşamba 00:00
Yerli Esnaf - 27 Mayıs 2008 Salı 00:00
5 Kasım Sarsıntaları - 27 Mayıs 2008 Salı 00:00
Kasım’dan sonra Türkiye’deki vahim gelişmeler - 07 Mayıs 2008 Çarşamba 00:00
Köprüden Burnunun Tutup Geçenler - 05 Mayıs 2008 Pazartesi 00:00
Ülkemin çivisini çıkartmaya çalışıyorlar - 04 Mayıs 2008 Pazar 00:00
Türkiye’yi karıştırmaya çalışanlar! - 01 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
Hayret, Nasıl Müdür Olmuş - 01 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
Neden Türkçe Değil - 01 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
İlaçların Neye Yarıyor - 24 Nisan 2008 Perşembe 00:00
Çok Çok ayıp müdür - 23 Nisan 2008 Çarşamba 00:00
Borrossi iş başı yapamadan gitti - 17 Nisan 2008 Perşembe 00:00
Örnek iş adamı böyle olmalı - 09 Nisan 2008 Çarşamba 00:00
Kırıkkale Büyük Şehir Olmamasına Rağmen - 27 Mart 2008 Perşembe 00:00
Bu gidişe hoopp diyecek var mı? - 26 Mart 2008 Çarşamba 00:00
2008 yılı “Savcılar” yılımı? - 26 Mart 2008 Çarşamba 00:00
Her Bedel Bir Gün Ödenir - 24 Mart 2008 Pazartesi 00:00
Böyle giderse tarih yeniden yazılacak. - 24 Mart 2008 Pazartesi 00:00
Milletvekilleri maaşları hak ediyormu? - 18 Mart 2008 Salı 00:00
Deveye Diken - 18 Mart 2008 Salı 00:00
Pek Durmak - 18 Mart 2008 Salı 00:00
Böyle sendikacılık olur mu? - 11 Mart 2008 Salı 00:00
Vekil böyle olmalı - 11 Mart 2008 Salı 00:00
Kenef vergiside çıkacak mı? - 11 Mart 2008 Salı 00:00
Anlayamadım Cevizoğlu - 05 Mart 2008 Çarşamba 00:00
Terminal çatlamış? - 26 Şubat 2008 Salı 00:00
Kış ve su faturaları - 26 Şubat 2008 Salı 00:00
Acaba nasıl olur? - 24 Şubat 2008 Pazar 00:00
Terminal çatlamış - 22 Şubat 2008 Cuma 00:00
Sevgililer Günü - 17 Şubat 2008 Pazar 00:00
Vay anasını... - 15 Şubat 2008 Cuma 00:00
Sayın Akdoğan ve Sayın Köstekli - 15 Şubat 2008 Cuma 00:00