Çoğu kez gözlemlediğim bir şey var. Piyasada “aydınım” diye ortalığa fikir beyan edenlerin kafası çok karışık. Daha sonra beyan ettiği fikirlerle, öncekiler tenakuz oluşturuyor. Bu çelişkili açıklamalar adamın ne kadar örümceklenmiş bir zihniyet sahibi olduğunu ele veriyor.
Bunun sebebi aydınlarımızda oluşan kendi kültür değerlerine yabancılaşmadır.Kendi toplumunun yüzyıllar içinde oluşturduğu kültür değerlerini hakir görmesi, beğenmemesi bazen de aşağılaması bunalımı yaşamalarıdır. Hatta bazılarının bundan dolayı yaşadıkları topluma mensubiyet duyguları o kadar zayıflamıştır ki kendi toplumunu aşağılarken aslında kendilerini aşağıladıklarının farkında değillerdir. Okuduğum bazı köşe yazarlarında bunu görebiliyorum. “Bidon kafalı”,”göğsü kıllı”, “göbeğini kaşıyanlar” ,”sıkma baş”, “kara Fatma” “gerici”,” yobaz” benzetmeleri bunun dışa yansımalarıdır. Kendi dışındakileri dışlama ,yabancı sayma, hatta ülkeden kovma hezeyanları yazılarında sırıtmaktadır.
Bu adamlar bazen de ortalığa çıkıyor ne kadar insan sever olduklarını ,barış yanlısı , insan haklarına çok saygılı olduklarını söylerler. Aslında farklı bir terminoloji kullandıkları ortadadır. Kullandıkları terimlere beraber bir bakalım.Terimlerin ne anlama geldiğini anlatmaya çalışalım.Barış dedikleri zaman ben şunu anlıyorum: sınıflar arası kavga,çatışma .Demokrasi dediklerinde amele sınıfının totaliter yönetimini istediklerini düşünürüm.İnsan hakları dediklerinde, kıyım ,sürgün ,işkence aklıma gelir.Adalet dediklerinde kendi menfaatlerinin korunduğu sistemi anlatmak isterler.Onlara göre halkın bir dine inanması afyon yutmuş insanın durumuna benzer.Dinsizlik çağdaşlık olarak algılanır. Halkı bir sürü olarak gören ve kendini yönetmekten aciz sanan bu yaratıklar(!) kendilerini yönetim işini en iyi yapacak tek yetkili kişiler olarak görürler.
Halkın müziğini, oyunlarını , örf ve adetlerini banal bulurlar.Yabancı müzik eşliğinde rakılarını yudumlayarak kendinden geçerler.Edep ve haya dolu halk oyunlarını hor görürler ama ayakta sarmaş dolaş olarak dans etmeyi meziyet olarak görürler.Damsız girilmeyen yerlerde kadınlarının sık sık kavalye değiştirmesini ,uzaktan seyrederek edep dışı davranmayı büyük bir şeref olarak algılarlar.
Kendi toplumuna yabancılaşmayı Rahmetli Cengiz Aytmatov bir romanında mankurtlaşma olarak anlatıyor. Küçük yaşta esir edilen gençlerin başına yaş deve derisinden bir kılıf dikerler. Deri kurudukça sertleşir,daralır .Gencin saçları kuruyan deri kılıf içinde o kadar uzar ve sonunda beynine zarar verir hale gelir. Kişi kendi geçmişini unutur. Kendi soyuna düşman olur ,annesini ,babasını öldürmeye kalkışır. Maalesef bizde çok mankurtlaşmış aydın geçinen bozuntu var.
Kendi toplumunun kültür değerlerine yabancılaşmış bu jakoben kitle bir yandan batılılaşmayı savunurlarken bu yönde yapılan iyileştirmelere karşı çıkıyorlar.Halkın dini değerlerini yavaşlatacağı ve yozlaştıracağı gerekçesi ile AB’ye taraf gibi görünürken bir yandan da kendi hegemonyalarını zayıflatacağı düşüncesi ile karşı çıkarlar.Kafası bu kadar karışık aydın kitlesi ancak bizim ülkemizde görülen bir durumdur.Hayatı boyunca bilimsel bir eser ortaya koyamayan ,ancak araklama bilimsel kitap ve makale yazabilenler(!) köşe başlarını tutmuş durumda.Kendileri ancak kurumlarına tahsis edilen ödenekleri cebe nasıl indirebilirimin hesaplarını yaparlar.Çağdaş iletişim sayesinde hepsinin çevirdiği dümenler ortaya döküldükçe bilgi sahibi oluyoruz.
Bilgi hızla yayıldıkça bu çağdaş yobazların sonu yakındır.Bu yobazların eski devrilere özlem duymaları hegemonyalarının devamı içindir .Ne dersiniz?