Eğer ki Ağabey Pehlivanlı’dan başlamak gerekirse, ona da bir sürü kulp takanlar oldu. Yok efendim yolları açarken yakınları ve partililerin evlerini yıkmamış yolları “S” gibi yapmış demediniz mi?
İhtilal vasıtasıyla geçici olarak belediyeye getirilen Sıtkı Bozdemir’e greyder sattı demediniz mi?
Zahir Koçak döneminde duvarlara, yollara yazı yazdırıyor, bu tam bir komünist demediniz mi?
Hayati Karayol döneminde kafasının kır saçlı olması bile bahane edildi. Adam sen de, sabun kafalı, mını mını konuşuyor demediniz mi?
Cemalettin Akdoğan’a mezbahane yanındaki serayı meyhane yaptı demediniz mi?
Mustafa Pekdoğan bir park yaptı, Kültür Bakanlığı’na ait idi. Bu kadar parayı yedi, aslı olmadığı halde kendine benzinlik yaptı demediniz mi?
Sıra geldi Hazret-i Veli’ye… Ona da az kulp takmadınız. Adam çalışsa bir türlü, çalışmasa bir türlü. En ücra mahallelere kadar parke taş döşedi. İçilmeyen suyu içilecek hale getirdi, o da bir bahane oldu. Yok efendim su içilmiyormuş, su paslı akıyormuş… Keşke bu zamana kadar gelip gidenler de bu suyu, bu hale getirebilselerdi… Çaydanlıklarımızın dibi kireçten kalkmıyordu. Kireç sökücüye az mı para verdik?
Şöyle bakıyorum da, bu zamana kadar beğenilen hiçbir belediye reisi gelmemiş.
Elimizle seçiyoruz, altı ay sonra puan almak için Çorum pehlivanı gibi arkasına geçiyoruz.
Bu dönem altı ay zor sürüyor. Hoş geldin, beş gittin, çikolata-çiçek dönemi bitmeden seçtiğimiz kişinin arkasına geçmiyor muyuz?
Seçilenler hep kötü de seçmenler pek mi iyi?
Bir dikkat edelim. Bu Kırıkkale’ye bir seçtiğimizi bir daha seçebiliyor muyuz? Seçtiğimiz kişiye noksanlıklarını tamamlatabilmek için ikinci bir fırsat verebiliyor muyuz?
Sizce devlette devamlılık gerekirken, peşinden seçilen kişiler yarım kalan projelerini tamamlayabiliyor mu?
Hal böyle olunca fırsat tanımak gerekmez mi?
Velhasıl Kırıkkale’nin makus talihi bozulmayacak mı?