Sahip olmak mutluluk!..”
Gökyüzüne uzanabilmeyi maharet edinmiş bir adamın yeryüzündeki dertler ile ne işi olabilir ki…
Ya da yeryüzündeki dertlerden başını kaldıramayan birinin gökyüzündeki yıldızları görebilme imkanı var mıdır?
Kazanma arzusu içinde her şeye bakarken, kaybettikleri içinde yanmayı ihmal etmeyen kişi kazanmak için ne kadar cesaret sahibi olabilir ki?
Güvendiklerimiz, gerçekten güvenmemiz gerekenler mi?
Güvendiklerimiz, bizi yarı yolda bırakmayanlar mı?
Güvendiklerimiz, her şeye rağmen elimizi uzattığımız da bizimle birlikte olanlar mı?
Ve güvenerek mutlu olabilir miyiz?
Kaletepe mahallesinden baktığımda şehir küçücük görünüyor ama Cumhuriyet meydanından eve çıkmaya katlığımda o kadar uzak ki anlatamam…
Hangisi yakın, hangisi başka bir yer bilmiyorum.
Bulunduğumuz yer…
Her şeyden önemli.
Bulunduğumuz yer eğer bir değer ifade ediyorsa, oranın kaybolmaması için yaptıklarımızın da olmalı…
Geçen gün, şahane bir söz okumuştum:
“Neye sahip olduğunuz...
Kim olduğunuz...
Nerede olduğunuz...
Ne yaptığınız ve ne yapacağınız, değil de;
Ne düşündüğünüz sizi mutlu veya mutsuz yapar!”
Düşünce…
Fiilin az öncesi…
Yada başka bir tabirle niyetlenme zamanı…
Düşündüğünüz kadar mutlusunuzdur.
Bu da neyi düşündüğünüze bağlıdır.
Neyi nasıl düşündüğünüze..
Mavi, yeşil diye değil, hayatınızı nasıl anlamlandırdığınızla ilgilidir bu. Bu anlamlandırmayı çözebilirseniz ve bu anlamlandırmalarda ki düşünceler sağlıklı ise iyi yoldasınız demektir.
Güvendiğiniz kendiniz olmalı..
Kendinizle birlikte dostlarınız olmalı.
Aileniz..
Velhasıl sizi siz eden unsurlar..
Bunları ihmal ederek veya onları yok sayarak ta mutlu olamazsınız. Zira bu işin başlangıcı bu düşünceyi korumaktır.
Mutlu olmak mı istiyorsunuz?
O halde ilk adımı atın.
Biliyorsunuz;“Mahrum olmak mutsuzluk... Sahip olmak mutluluk!..”