Atatürk’ü hep yas tutarak anmıştık. 10 Kasımlarda gülmek, eğlenmek, okunan şiirleri alkışlamak yasaktı. Biz öğrenciyken giydiğimiz siyah önlüklerin beyaz yakasını bile taktırmazlardı. Kazara yakayı takıp da okula gelirsen bir azar işitirdin. Hatta sinirli birisine denk gelirseniz, beyaz yakanızı kesip atarlardı. O zamanlar çocuk aklımla yapılan bu işlere bir anlam veremezdim. Şimdiki aklımla ise saçma ve mantıksız buluyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu, ölümünden dolayı yas tutarak anmanın mantıksızlığını geç de olsa anladık. Artık 10 Kasımlarda Onu anlamaya çalışıyoruz. Onun yaptıklarını, yapamadıklarını, sevgilerini, nefretlerini, bütün duygularını ve düşüncelerini öğreniyoruz. Onun, ulaşılması güç ve imkânsız bir kişi olmadığını, tam aksine bize çok yakın bir büyüğümüz olduğunu fark ediyoruz. Atatürk’ü anlatırken Onu efsanelerde yaşayan, üstün güçleri olan, tanrısal bir canlı olarak değil; gerçekten bizim atamız olan Atatürk olarak biliyoruz ve anlatıyoruz.
Ulu önder Atatürk de kendisini anlatmış, nasıl bir insan olduğunu bize tarif etmiş. İşte size Ulu önderin kaleminden Mustafa Kemal Atatürk:
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
Ben zannediyorum ki, millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız şahıslara bırakan anlayış, eski idarelerin sistem ve usul meselesinden doğuyordu. Vaktiyle mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir şahsın menfaatlerini ve arzularını tatmine yönelmiş idi. Şahısların bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu hâl mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü idarenin niteliğindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.
Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim.
Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin!
Mustafa Kemal Atatürk’e ülkemiz, devletimiz ve milletimiz için yaptıklarından dolayı minnettarız. Onu öğrencilerimize ve gelecek nesillere en güzel şekilde tanıtacağız ve sevdireceğiz. Onu, layığı ile seven ve sayanlardan olacağız. Onu her zaman hayır dua ile anacağız. Onu hiç unutmayacağız.
Ali SAÇAK