Neresine baktığımız da neler anlıyoruz…
Ömründe hiçbir insanın aç kalıp kalmadığını…
Susuz olup olmadığını…
Üstünün açık olup olmadığını…
Düşünmeyen gencecik insanlar bütün ömrünce kendini düşünen kişiyi nasıl olurda bir şeyden anlamaz olarak değerlendirir.
“Bu adam benim babam..” isimli türküyü dinlerken aklım bunlara kaydı.
Bir maaş ile kaç kişiyi yetiştirmiş…
Dünya ekonomisinin en önemli unsurları bile bunu becermekte zorluk çekerken, bir adamın işçi maaşı yada asgari ücret ile neleri başardığını görebiliyor muyuz?
Kaç kişinin geçimini yaşamını tedarik etmişler farkına varabiliyor muyuz?
Neresinden bakıyoruz hayata?
Ailemizi neresinden tutuyoruz?
Anne baba dediklerimiz bizlerin arkadaşı mı?
Dışarıda başka arkadaşımız yokta bir tek onlarımı arkadaş edineceğiz.
Anne baba her zaman anne babadır.
Onların bu ismi almasının öylesine özellikli ve farklı bir yanı vardır ki…
Bunu kimse yenileyemez…
Kardeş kardeştir.
Arkadaş olamaz.
Çünkü kardeşin tekrarı yoktur.
Kardeş edinilecek biride yoktur.
Ama arkadaş biri gider öteki gelir…
Hayatın neresine baktığımız da neler anlıyoruz…
Neresinden bakıyoruz hayata?
Bu yaşananların hiç birisinin anlamını kavramaya, değeri ölçmeye kalkmıyoruz.
Kıymetini bilmeden yaşıyoruz.
Kıymet vermemiz gerekenlerin hiç birisine değerlerine vererek ilişkilerimizi sürdürmüyoruz.
Başladığımız yerde bitiriyoruz.
Bitirdiğimiz yerde kendimizi çiğnediğimizin farkına bile varmıyoruz
Neresinden bakıyoruz hayata…
Neresinden?
Burnundan kıl aldırmayan, burnu doğrultusunda giden, burnu büyüklüğünden yanına varılmayan birer zavallı kimliğini kuşanıyoruz.
Sonra?
Sonrası malumumuz.
Kaybettiklerimizi düşünme vakti geldiğinde ise geri dönüşü olmuyor.
Elimizdekine yeniden bakmanın zamanı değil mi?