Bunu gerçekten merak ediyorum.
Bu konuyla ilgili gelişmeleri de yakından takip etmeye çalışıyorum.
En son Zaman gazetesi basına güven konusunda yaptığı bir çalışmayı yayınladı.
Kamuoyu artık basına olan güvenini yitiriyor.
Basın, kendisine çeki düzen vermeli.
En başta da haberde yapmalı bunu.
Birkaç haftadır ulusal basında yayınlanan haberlere bakalım.
Tamamen yanlı ve saptırma haberler.
Hüseyin Üzülmez meselesi örneğin.
Konuya hiç girmeden sadece şunu aktarmak istiyorum…
Adam aşk, meşk derken, ibadet, din ve Allah aşkını kastediyor.
Bazı gazeteciler ile konuyu saptırmak için hadiseye öyle bir giriş yapıyorlar ki, izleyen veya okuyana tamamen avanak muamelesi yapılıyor.
Bu durum, basına olan güveni nasıl zedelemesin?
Bir başka örnek…
Aydın Doğan’ın 12 TV kanalının yayını lisansı olmadığı için durdurulmuş.
Deniz Feneri hadisesi bunun için çıkmamış mıydı?
Yani bu kanallar kaçak yayın yaptığı ve frekans ihtiyacı olduğu için…
Yasal prosedürleri zamanında yerine getirmediği, gücünü kullanarak RTÜK’ü bu konuda zorladığı, RTÜK’te müsaade vermediği için üzerine gidilmemiş miydi Zahid Akman’ın.
Şimdi kanallar kapandı.
Deniz Feneri’nin intikamı alınıyor deniyor.
Biz mi salağız, yoksa siz mi akıllı zannediyorsunuz kendinizi?
Bu hadisenin başlangıç noktası, şu anki yer değil.
Burası sonuç bölümü…
Ergenekon davası örneğin…
Hani ilk günlerde salonu eleştirenler nerede?
Hani dava başladığında salona tepki gösteren yevmiyeciler?
Ne oldu, nereye gitti onlar?
Hadiseyi sulandıran basın niye suskun şimdi?
Daha pek çok örnek bulmak mümkün.
Ben sadece hepinizin yakından takip ettiği ve dikkatinizi çektiği için bunları aktardım.
Bütün bunları üst üste koyunca ortaya bir sonuç çıkıyor.
O da basına olan güvensizlik.
Basının tarafsızlığı.
Ciddiyetten yoksun, gayrı ciddi tutumu.
Söyleyecek söz bulmakta güçlük çekiyoruz.
Çünkü bu ve benzer durumlara dair bütün her şeyi söyledik.
Geriye tek bir şey kalıyor.
O da, biz bu kafayla bir yere varamayız…