İsmail Kısabacak geçen günlerde Fransa’da idi. Biliyorsunuz Yeni mahsul fındığın piyasaya girmesi ile fındık piyasası epey ucuzladı. Milli Eğitim Müdürlüğü önünde seyyar satıcımız İbrahim bey kahraman halkımız yesin diye bol miktarda fındık getirdi. Birçok kişi kilosu 8 ytl.den fındık içi satın aldı.İsmail bey de epey fındık içi yiyerek kendisini Avropa gezisine hazırladı. Biliyorsunuz Türk erkekleri yurt dışı seyahatlerine çıkmadan önce böyle yoğun bir hazırlık dönemi geçiyorlar.Güç kuvvet ve de takat lazım Avropayı gezerken. Türkün vurucu gücünü buralarda temsil etmek için lazımlı bir ön hazırlıktır bu. Hiç üşenmeden yaparız bu tip hazırlıkları .İnanın İsmail bey için de tatlı bir telaştı sadece.
Fransa’da Nis, Cannes gibi şehirleri gezdi .Yazdan kalma güneşli günlerde denizin tadını çıkardı. Birçok sinema artizinin uğrak yeri olan bu şehirler her zaman görülmeye değerdi. Hele artiz olmak isteyen yeni yetme genç kızları bir göreceksiniz ,göze girmek için ne biçim pozlar veriyorlar . İsmail bey inanın fotoğraf çekmek için epey zorlandı . Halbuki mala vura vura ünsiyet kazanmış el çabukluğu bile yetmedi kendisine. Sekiz ciga bayt hafıza kartı bile kafi gelmedi kendisine. Bu satırları yazarken inanın kendimi Fransız Turizmine katkı yapıyor hissine kapıldım .Yanlış anlamayın asla böyle bir niyetim yok.! İsmail bey İyi Mala Vuranlar Platformu Kurcusu ve değişmez ,değiştirilmesi dahi teklif edilemez banisidir. Her yıl Avropa gezisine çıkar, oraları görür gelir .Bu geziler hani aslanın arka bacağını yukarı kaldırıp ta ağaçlara koku bırakması gibi bir şeydir . Yani kendi yaşamsal ekolojik alanını belirlemek içindir. Bilirsiniz büyük atalarımız “gitmediğin yer senin değildir” demişler ya ,işte bunun içinmiş.
Sayın Kısabacak bu yıl Viyana’ya kadar uzanmışlar.Türk’ün vurucu gücünü kalıcı kılmak için kale surları dibinde az mı şehit verdik . Mezifonlu Kara Mustafa Paşa ,bu şehri alıp Avropanın anasını ağlatacaktı, ama talihi yaver gitmemişti. Ama onun yedi göbek geriden gelen soyundan olan ve Yozgat’ın Bozok Yaylasında büyüyen Kısabacak barış ortamının verdiği rahatlıkla ta kale içine kadar girebildi. O da ne ? Bizim göğsü kıllı işçilerimiz orada azıcık bir yeşil alan üzerine mangalları koymuşlar, farkında değiller ,duman altı oluyorlar.
İnanın bu göğsü kıllı , göbeğini kaşıyan adamlar her yerde aynı. Sanırsınız ki hepsi aynı anadan babadan doğmuşlar. İnanın soya çekim deseniz ancak bu kadar tutar. İsmail bey mangalların dumanından duman altı olmuş, etrafa yanık et kokuları saçan grubu bir arada görünce Türkiye’de ırmak ,göl ,baraj kıyılarında bu tip mangal partileri yapanları hatırlayarak yanlarına sokuldu. Oradan buradan sohbet etti. Sizler tehlikenin farkında değilsiniz tabii. Sıcacık yatağınızda rahat rahat uyuyorsunuz. Yanık etleri şapırdatarak yiyen, arada bir şarap ve biraları kafalarına diken bu emekçilerimiz hiçte rahatsız olmadıklarını belirterek Viyana’da diğer Türk işçilerinin bir araya gelerek boş kalan kiliseleri satın alıp, bunları az bir tadilatla camiye ,kur-an kursuna dönüştürdüklerini, bazı mekanları da dönerci dükkanı açarak Türk usulü kebap sattıklarını ve irticai faaliyetleri için para kazandıklarını anlattılar.
İstanbul Boğazı kenarında akşam vakti, aydın sosyal demokrat ekibini toplayıp şarap içen Deniz Som bu yazıyı okursa mutlaka tehlikenin ne kadar büyük olduğunu köşesine taşıyacaktır. Kendi adamları tarafından bombalandığında ses çıkarmayan irtica savar ceridemiz de bu konuyu işleyecektir.
Asıl şaşırtıcı şey ise; Viyana Belediyesi Başkanının bu gelişmeler karşısında ödün veren bir tutum takınmasıdır. Ah orada bizim jakoben belediye başkanları olacaktı da görecektiniz. Öyle kiliseyi camiye çevirmek ne imiş anlardınız.
Asıl sorun bundan sonra başlayacak.. Ordu-yu Hümayunu Viyana kapılarına kadar sefere çıkarmaya gerek kalmayacak Göğsü kıllı ve göbeğini kaşıyan adamlarımız işi kökünden halledecek . Hele Avrupa Birliğine bir girelim de görün.
Bekle bizi Avrupa geliyoruz!..