Kuzeye gitmek; Viyana’dan aktarma ile yaklaşık 6 saat. Ahşap evler, kağıt ve orman ürünleri için gitmem gerekiyor. Soğuk olur gerekçesi ile sıkı bir giyim ile ayağımda botlar. Oysa ne kadar gereksizmiş. Helsinki’ye indiğimde ılıman bir hava gece geç olmasına rağmen gündüz gibi güneş 6 ay batmıyor. İnsanlar sokaklarda. Ormanlar, ormanlar… Allah kalem gibi ağaçlarını da dümdüz yaratmış. Ağaçlar sarıçam cinsi. İçlerindeki ekstraktif maddeler nedeniyle kurtlanmıyor. Reçineleri böcekler için zehirli. O yüzden kuzeydeki ülkeler dünyaya ağaç evler satıyorlar. Kanada, Rusya ve Finlandiya ağaçları makbul. Artık maddeler ise kağıt üretiminde kullanılıyor. Dünyanın en önemli kağıt üretimi de bu ülkelerden. Hani Vikinglerin filmlerini seyretmişizdir, savaşçı bir o kadar denizci millet. İşte Finliler, Orta Asya’dan biz Anadolu’ya gelirken onların da kuzeyden gelip yerleştikleri söyleniyor.
Elçiliği ziyaret, ataşeyi ziyaretten sonra yardım ve işlerimin kolaylığı için Helsinki Üniversitesi’nde master yapan değerli bir Türk arkadaşım bana refakat ediyor. KTÜ’de kabul edilmemiş, Biraz kırgın ülkemize. Finlandiya’da kebapçılar satılık bölücü yanlısı, duvarlarında maalesef bebek katilinin resimleri. Arkadaşımın ve elçiliğin uyarısı; yeşil pasaportlu ve asker kökenli olmam sebebiyle dikkatli olmam yönünde. Ertesi gün ahşap evlerle ilgili çalışmalar sonunda uygun görülmem nedeniyle Honkamajat ahşap evlerinin Türkiye Başbayiliğini aldım. Bayrağımızı onların tanıtım logosuna koymalarını asla unutamam. İki katlı 114 metrekare bir ev 40.000 avroya mal oluyor.
İşler bitince arkadaşımla geziyoruz. Yollarda geyik çıkar levhaları. Zaman zaman hakikaten geyikler yollarda salınıyor. Orada geyiğe çarpmakla adam öldürmek aynı ceza. Yaban ördekleri. Aman Allahım, Karadenizli arkadaşım diyor ki “Ahmet bey bunlar Türkiye’de olsa biri kalmaz.” Kızıma lens almalıyım. Mavinin bir tonu gerekiyor. Gittiğim mağazadaki bayan gülüyor. Lensler hep kahve ve siyahın tonlarında. Diyor ki “Bizde sizin Türklerin göz renklerinin tonları var.” Sarı saçlı Finlilerin lisanı da bize yakın. Helsinki Üniversite’sinin raporlarına göre onlar da bizim gibi Ural Altay diline mensuplar.
Arkadaşımla İstanbul lokantasına gittik. Kuru fasulye ve Türk yemeklerinin birçoğu var. Yeşilbiber, patlıcan ithal orada yok. İki adet yeşilbiber 6 lira. Turşu, reçel, salça yok. Rusya’nın Stalingrat kentinden geliyor. Sayısız liman var ülkede. Turlarla gezmek çok ucuz. Helsinki’nin merkezinde ahşap evler parkı var. Her çeşit eski evi monte etmişler. 200 yıldan daha eski olanları var. Nokia orada bir kentin ismi. Tabii olarak birçok yakınım cep telefonu siparişi veriyor. Acayip pahalı orada. Otellerde sigara içmek yasak. İçtiğinizde hemen itfaiye geliyor ve büyük para cezası ödüyorsunuz. Allahtan benim sigara alışkanlığım yok. Karadenizli bu değerli arkadaşımdan öğrendiğim en önemli şey de şu oldu. “Bazen her işte sonuca ulaşamazsın, ancak sonuç almamak da bir sonuçtur.” Keşke bu değerli insan da ülkemde olsaydı.
Helsinki’den Almanya’ya dönerek seyahatimi tamamlamalıyım. Frankfurt Mainz’de fuar var. Ahşap evlerle ilgili. Döndüğümde birçok televizyon programı ve tanıtımdan sonra deprem için de ideal olan bu proje nedense hayata geçmedi. Birçok belediye başkanı ile temasım oldu. Doğa dostu, şirin ve hanımların hayallerindeki ahşap evlerde yaşamak bize göre değilmiş.
Keşke tanısaydık. Hele Kırıkkale’de Bahşılı tam yeriydi.