Kabak ile Kavak Ah şu kendini bilmezlik yok mudur? Hele birde içinde bir de liyakatsizlik olursa Nelere mal olmuştur bir bilseniz? Maydanozla çınarı birbirine karıştıranların sayısı az değildir.
Hani deveye hendek atlatma meselesi var ya , Zavallı hayvana o hem de öyle bir uçurum gelirmiş ki korkusundan geçmek istemezmiş. Hayvana bakıyorsunuz kocaman hendeğe bakıyorsunuz küçücük.
Şimdi deveye kalkıp ta şu geçemediğin hendeği anlat deseniz. Neler anlatmazdı ki. Zaten ne çekiyorsak maydanoza çınar deyip koca çınarları görmezden gelenlerden çekiyoruz.
Keşke her şey yerli yerinde görülebilseydi de böyle dengesizlikler olmasaydı. Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak ağacı boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuşlar kavağa: Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? On yılda demiş kavak. On yılda mı ? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak. Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak! Doğru demiş ağaç Doğru’’Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye soğuklar artıkça aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa ‘’Neler oluyor bana ağaç’’ Ölüyorsun kavak ‘’Niçin’’ Benim on yılda geldiğim yere iki ayda gelmeye çalıştığın için’’
Öyküden çıkarılacak öyle dersler var ki. Gönül arzu eder ki kabak ile kavak birbirinden ayrılsın. Eğer onlar ayrılmasa bile ilahi adalet kabağı fıtratı gereği kavaktan ayırıyor. Ticarette de böyle siyasette böyledir. Ne diyordu Cenap Şahabettin ‘’Yüksek doruklarda kartala da rastlanır’’ kaplumbağa ‘ya da biri uçarak diğeri de sürünerek gelmiştir.
Ben oraya tırnaklarıyla sürünerek gelenlerden yanayım. Kabakgillerden değil Çünkü o kabak düşerken bile birilerinin başında patlıyor da ondan.