Almanya kuzeyinde küçük bir kent Saarburucken’de dilingen. Stahll’s tekstil baskı makinelerinin uzun yıllar, Türkiye Başbayiliğini yaptım. Renkli fotokopiyi ilk defa Kırıkkale’ye getirdiğimde yıl 1996’ydı. Tişört, kupa, şapka üzerine baskı yapan ve renkli fotokopi kâğıtlarını bu yüzeylere transfer eden bu makinelerin ithalatını yaptım yıllarca.
İlk defa Almanya’nın kuzeyine yolculuk yapıyorum. Daha önce defalarca Almanya’ya gitmiştim ancak bu seyahatimde yıllarca hafızama yer etmiş bir anımı sizinle paylaşacağım.
Tren, Almanya’da ve Avrupa’da en güzel ulaşım aracı. İnşallah biz de anlarız. Manhaym’dan uzun bir yolculukla ticari ve önemli anlaşmalar için gidiyorum. Trende karşımda genç biri oturuyor. Önceleri konuşmadan epey gittik. Arada sırada dergi kitap karıştırıyorum. Avrupalı kim biraz onu da anlatmalıyım. Karşımdaki genç adam İngilizce “İtalyan mısın?” deyince kafam attı. “Hayır, Türküm ben” dedim. “Abi söylesene, oh be, ben de Mustafa” dedi. “Mustafa nerelisin?” “Abi Kayseriliyim. Siz?” “Kırıkkale.” “Hemşeri sayılırız” dedi. “Hayır asla hemşeri sayılmayız, Kayseri nere, Kırıkkale neresi…” Amacım kızdırmaktı. Gülmeye başladı. Ne iş yaptığımı ve neden buralarda olduğumu sordu. Kısaca nasip arıyorum be Mustafacığım dedim. Sen ne işle meşgulsün dedim. “Abi ben ‘İthal damadım’, kayınpeder kızını izine getirince benimle nişanladı. Kızı da beğendim şimdi buradayım. Her hafta birkaç gün iznim var, Almanya’dan araba alıyorum, tekrar oradakilere satıyorum, parayı da buldum” dedi.
Fransızcayı öğrenmiş, “Tamam Mustafacığım, şimdi Kayserili olduğuna kanaat getirdim” dedim. Hiç unutmam bana dedi ki “abi Fransızca bir atasözü var. ‘La nare ki linare.’ Kim denemez, o hiçbir şey edinemez. Abi hayat, deneme ve yanılma okulu” dedi. Trenden inerken ayrılmak istemedi, aktarma yapacaktı başka bir kente. Adres verdi. Elime sarıldı “Estağfurullah Mustafa yolun bahtın açık olsun.” Elini kalbinin üzerine götürdü, “Abi Allah’a emanet ol”
Anlaşmalar iyi geçmiş, benimle birlikte Adidas’ın Türkiye’deki Esemsport firması eli boş dönmüştü. Beni küçük bir firma olarak tanıtmalarına rağmen, Almanlar “Firma küçük olabilir. Ahmet Bey bilgili, biz onu büyütürüz” diyerek beni onore etmişlerdi. 2000 yılında krizden battığımda bir günde borcum ikiye katlanmış, bu firma hesabımı eski mark kurundan hesaplamış ve beni düze çıkartmıştı. Unutmadan söylemeliyim “Avrupalı demek, zor günlerde birbirine tüm kalbini ve imkânlarını açan adam demektir”
Onlar felaketlerde ağlamak yerine, birbirlerinin yaralarını sarmaya koşuyorlar.