İstanbul’dan Pekin dokuz saat yirmi dakika. THY’nin yeni uçakları, tecrübeli pilot ve hosteslerle zevkli bir yolculuk yapıyorsunuz.
Uçakta uyku için göz bandı, tıraş takımları, çorap dağıtılıyor. Çorap şunun için: ayakkabınızı çıkartıp uçak içinde geziyorsunuz. Çin’e uçak gidiş-geliş 700 dolardı. Ayrıca Çin’in içinde bir kente uçuş bedava verilmişti.
Pekin’e indiğimizde havaalanında bir komünist ülkeye geldiğinizi hissediyorsunuz. Kalabalık caddeleri, güler yüzlü insanları, binlerce bisikletli… Çalışmak ne kelime, insanlar adeta robot gibi. Yüzlerce insan çalışıyor, kimse kimseyle konuşmuyor.
Şangirilla otelleri, hani yıldız lafı adeta sönük kalır yanında. Ne muhteşem yapı!
Otelin altında yüzme havuzlarını, saunaları, alışveriş merkezlerini 4 saatte zor gezersiniz.
Otellerin lobilerinde Çin kıyafetleri ile size yardıma hazır güler yüzlü insanlar… Saat farkı 6 saat. Uyku, gece gündüz altüst oluyor. Sabah erken kalkıp sokakları gezdim. Yüzlerce Çinli sokak sporu yapıyor. Sokakta ellerinde kılıç, yelpaze ile kadın ve erkekler.
Pekin’den Hong-Kong’a 3 saat uçuşla ulaştım. Sino Plaza’da 3. katta Türk Büyükelçiliği. Her ülkeye gittiğimde şöyle bir âdetim var. Mutlaka elçiliği ve askeri ataşeyi ziyaret ederim.
Ufak bir Türk lokumu ile “ben şu maksatla geldim, şu otelde kalacağım ve şu gün ayrılacağım” derim. Hong Kong ticari ataşesine Türkiye’den bir dostu mektup verdi. Ancak odasında bayrağı görünce başladım ağlamaya. Gözyaşlarım gayri ihtiyari akıyor. O da ağlıyor ve dedi ki “sen Türkiye kokuyorsun, Ahmet Bey”.
Tam yirmi bir gün aç gezdik. Hiçbir şey yenmiyor, Sadece götürdüğümüz konserveler, bisküvi ve peksimetler… Onlar da bitmek üzere. Kavlon bölgesinde Hindistanlı bir general yüksek bir tepeye camii yaptırmış. Namaza dururken çok heyecanlandım. Sağımda solumda, her renkten insanlar. Allah’ım o ne güzel bir manzara. Siyah ve sarı ırktan Müslümanlar. İmam Pakistanlı… Namaz bitip Türk olduğumu öğrendiğinde çok ilgilendi. Ondan, bana yemek yiyebileceğim bir lokanta söylemesini istedim. Tam karşıda Pakistanlıların pasajını tarif etti. Şükür ilk defa güzel bir yemek yemiştim.
Hong Kong, Dünya’nın en muhteşem ülkesi… Ne ararsanız hem ucuz, hem bol. Ancak büyük markaların hep imitasyonu ve taklidi var. Dünyanın en sahtekâr esnafları da orada. Mesela televizyon alırken mağazada en iyisini gösterirler, otele gelirsiniz içi boş bir kutu satılmıştır. O yüzden elçilik uyarmıştı.
--Devam Edecek--