Sen,
Yıllarca emek ver,
Her türlü ezasına cezasına katlan,
Hatta,
Belediyede çalıştığın yıllar kendi köylün olan başkanla sırf ideolojik nedenlerle ters düş, bir erkeğin bile çalışmakta güçlük çektiği çeşitli birimlerle bir kadın olarak perişan ol sürün, partin seni bu türlü özverinden dolayı vekil adaylığına layık görsün,
Ve
Sonrasında içine düştüğün duruma bak…
Tamda Alman hakimin dediği gibi “tarihin din eksenli yapılmış en büyük üçkağıtçılığının” yaşandığı gün.
Bu böyle olmamalıydı!..
Hayatım boyunca nefret ettim “ben demedim mi” demekten.
Hatta benimle birlikte bir çok kişide dillendirmişti aynı şeyi çok önceleri…
“Aliye hanım,
Siz uzun yıllar partiniz ve ideolojiniz uğruna çok çileler çektiniz.
Özveride bulunup partiyi açık tutmaya ve adam kazanmaya çalıştınız.
Neticesinde,
Birinci sıradan milletin vekilliğine aday oldunuz ama halk çeşitli sebeplerden, partili de sizin kavgacı ve uzlaşmaz görüntünüzden ötürü teveccüh göstermedi.
Ve seçilemediniz.
Bırakın artık Kırıkkale siyasetini bayrağı bir başkasına devrediniz,” dedik…
O ise tam tersi bir tutum sergileyerek,
Yapacağı işler olduğunu anlatıp kendisini tekrar istifa edip aday olduğu makama atatmayı tercih etti.
Elbette,
Sanki memlekette partili adam kalmamış gibi aynı göreve tekrar talip olması herkesi huzursuz etti. Kimi karnından, kimi de yüksek sesle dillendirdi bu huzursuzluğunu.
Lakin,
Bazıları iftira dercesine kadar uzattı işi.
Hoş değil tabiki..
Ama bu durumda bile Aliye hanımın kimseyi suçlama hakkının olmadığına inanıyorum.
Sen istedinse onlarda elbet eleştirecekler..
Ama bir konu kesinlikle aydınlığa kavuşmalı.
Bahsi geçen para konusu!..
Memleketin üçte ikisi şunun yada bunun başkanlığına, şu yada bu şekilde aday olmuş, kazanmış veya kaybetmiş sonuçta bir seçim hadisesi geçmiştir başından.
Herkes bilir!..
Kırk üyeli Kuşun kanadını sevenler derneği seçiminde aday olanın karşısında rakip olmasa dahi seçmenlerinin gönlünü hoş tutmak açısından, propaganda süreci içerisinde dünyanın parasını harcar.
Kaldı ki,
Aliye hanımın tüm bu süreç içerisinde ne kadar az para harcadığının en büyük delili, 2002 yılında seçimi kazanmış adayın trilyonu aşan paralar harcadığını, bu vesile ile kendi işini kaybetme noktasına geldiğini, kesinlikle bir daha aday falan olmayacağını!(nitekim olmadı da!) sağda solda anlatıp durmasıdır…
Aralarında tek farksa,
Birisi kendi kazandığını harcamıştı, diğeri de kendi birikiminin yanı sıra partinin gönderdiği parayı harcamıştı.
Şimdi,
Mesele harcanan 120 yada 220 milyar para değil. Hatta bu miktar paralar memleketi etrafınızla birlikte bir tur atmanıza bile yetmez. ( AKP’nin bundan kat be kat fazla harcadığını söylüyorlar.)
Cümle Kırıkkaleli bilir ki her nereye aday olursanız olun etrafınızı birden ihtiyaç sahipleri sarar. Kiminin yiyecek ekmeğe ihtiyacı vardır, kiminin birikmiş borçları ödenecektir. Kimi banka kartından muzdariptir, kimi elektrik veya su parasından. Kimi köy camisine ister parayı, kimi köy derneğine. Bu istekleri maliye bakanının kendisinin dahi muhasebeleştirebilmesi imkansızdır.
Mesele,
Aliye hanımın aday olduktan sonra tekrar il başkanlığına talip olması ve o koltuğa adam yokmuşçasına gelip tekrar oturmasıdır…
Doğrumudur, değilmidir, bu işin tartışması dahi yapılmamalı…
Taaa en başından düşüncesi bile yanlıştı, o yanlışı da Aliye hanım bilerek isteyerek yaptı.
Adı ali olur, veli olur hiç kimseye kızmaya küsmeye darılmaya hakkı yok zatıalilerinin eleştiriyorlar diye.
Hiçbir sebep bu konuda kendisini affettiremez vatandaş indinde.
Yaptığı şey gerçekten eleştirilecek,
Kızılacak hatta darıla nacak bir şey partili açısından.
Ama iftira atmadan,
Yalana,
Dolana,
Hileye,
Düzenbazlığa tavassut etmeden…