Her insanın sorunu olabilir.
Veya birlikte yaşamanın getirdiği çeşitli sorunlar…
Köy olur,
Belde olur,
Kaza, ilçe vilayet
Hiç fark etmez.
Herkesin, her türlü sorunu olabilir.
Normaldir…
Önemli olan, sorunları çözme noktasında gösterilen çabadır.
Samimiyet ise işin temel noktası…
Sıradansanız, şahsınıza ait sorunları çözmek başlıca işiniz.
Yok eğer kendinize başkalarının sorunlarını da yüklenmek gibi bir yol çizmiş ve geçiminizi bu rota üzerinden sağlamaya çalışıyorsanız, iki kere samimi-iki kere gayretli olmak zorundasınız.
Hayıflanmak,
Usanmak,
Başkalarının dertleri ile uğraşıyorum diye dert yanmak, yada ekmeğinizi kazandığınız işiniz aracılığı ve milletin size verdiği yetkiyle herkese tepeden bakıp kendinizi her şey! diye nitelemek lügatınız da olmamalı…
Yoksa o türlü yol çizmemelisiniz kendinize…
Evvelsi gün şahit olduğum iki olay dan iki örnek…
İlki;
Bir televizyon haberinden.
Adana’da köpek dövüştüren bir şebekenin evine baskın yapılıyor. Polisin arama izni olmadığından evin hanımı evin içerisine girilmesine müsaade etmiyor. Nihayetinde getirilen mahkeme kararı ile evin aranması mümkün oluyor.
Buraya kadar her şey yasal ve normal…
İşin cılkı, aranılan evde bulunamayanlar için sonradan çıktı.
Polis, sanırım grubun başında bulunan amir, elleri belinde evden çıkacak sonucu bekleyen evin hanımının tutuklanıp kelepçelenmesini istiyor.
Kadın, bu duruma itiraz ediyor…
Ve arkasından sen kimsin, benim suçum nede tutukluyorsun diyor.
Vaaayyy;
Senmisin bunu diyen.
Onlarca kameranın önünde (ki olmasa da bir şey fark etmez) en yüksek perdeden “BEN DEVLETİM. SENSE HİÇ BİR ŞEYSİN” diyor…
Kanım dondu…
Nevrim döndü bu sözleri duyunca…
Sen, milletin verdiği vergilerle evinin nevalesini çıkaracak, milletten aldığın yetki ile milletin huzurunu-rahatını temine çalışmaya talip olacak, başkalarının sorununu çözme işinde milletin bireyini “sen hiçbir şeysin” diye aşağılayacaksın, sonrada aynı işi yapmaya devam edeceksin…
Girmek için bağımsızlığımızdan! bile ödün verdiğimiz Avrupa birliğinde böyle bir şey varmı?
Öyle ya!
Belindeki silah, elindeki cop, üstündeki elbise babasından veraset yolu ile intikal etti nasıl olsa.
Millet kim ki?
Bakalım…
Haberin sonucu birkaç gün sonra belli olur…
İkici olay ise milletin sorumluluğunu üslenip onların sorunlarını kendi sorunlarından önde tutan bürokratların evlerinden ayrı kalma pahasına yürüttükleri gayretkeşlik…
Aynı akşam iftardan sonra çıktığım yürüyüşte karşılaştım onlarla.
Sevgi yolunda yürüyorum...
Karşıda duran gurup, yeni yapılan yolun taş ve elektrik aksamını kontrol ederek birbirlerine bir şeyler anlatıyor.
Yavaş yavaş yaklaştığımda bunların ilimiz valisi sayın Bahrettin Demirer, Belediye başkanı sayın Veli Korkmaz ve şehrimizin ileri gelen birkaç esnafı olduğunu fark ediyorum.
Daha önce aynı gurupla inşaat halindeki bazı yerlerde de karşılaşmıştık kendileri ile.
İyi akşamlar deyip yanlarından geçerken düşünmeden edemedim.
Mesele sadece sorunları tespit edip onları birilerinin üstüne ihale etmekle bitmiyor.
Muhakkak doğacak aksaklıkların yerinde incelenip anında müdahale edilmesi de gerekli.
Ve bu insanlarda gün bitmesine rağmen denetleme işini yapmaya çalışıyorlar.
Yani milletin huzuru, milletin güveni, milletin rahatı için zaman sınırı tanımıyorlar…
Tebrik ediyorum…
Adana’daki emniyet mensubuna da söyleyecek söz bulamıyorum…