Herkesin yahu akşama kadar (avam tabiriyle) direksiyon sallıyorlar, o kadar da olur diye savunduğu minibüs ve otobüs şöferleri. Evet akşama kadar direksiyon sallıyorlar ama bunu yaparken de (yine avam tabiriyle) kuralları da sallıyorlar. Evet onlara da hak veriyorum minibüs ve otobüs şoförlüğü zor bir meslek. Ama hangi iş kolay?
Öncelikle minibüs şoförlerinden bahsetmek istiyorum. Yolcu olduğu anda yolun ortasında olması farketmiyor ve anında durup yolcuyu alıyor. Belki mümkün olduğunca aracı yolun kenarına çekmek istiyor ama olmuyor. Arkadaki arçalardan durmaksızın yükselen korna sesleri... Minibüs ne kadar dolarsa dolsun boş olduğunu düşünüyorlar. Biraz daha yolcu. Evet, ekmek kavgasında herkes. Fakat kuralların belirlediği ölçüde yolcu taşımalılar. Buna uyan çok az minübüs şoförü gördüm. Yolcu ile münasebetlerine diyecek söz yok. Zaten, çoğu şoför, çalıştığı mahalle hattında oturduğu için ara sıra değişik diyologlara tanık olabiliyoruz. En son olarak da hızları. Bir yere yetişmek isteyin 20 km hızı geçmezler. (Bu çok başıma geldi.) Ama yeri gelince de yerinde oturan kadını kapı boşluğuna düşürecek kadar da hızlı viraj dönebiliyorlar. (Bu da annemin başına geldi.) Kapı kapalı olduğu için, Allahtan anneme birşey olmadı. Fakat, İstanbul'da böyle bir olay ölümle sonuçlanmıştı. Keşke daha dikkatli olsalar.
Gelelim Belediye'nin Şehiriçi Otobüslerine. Şoförler nasıl bir eğitime tabi tutuldular bilmiyorum ama eğitimde kurallara uymayı öğretmediler galiba. Kırmızı ışıkta polis yoksa geçilebilir onlara göre ama artık başka bir gözetmen var: MOBESE kameraları. İnanmazsınız onu da bildiği halde kırmızı ışıkta geçti bir tanesi. Sanayi Kavşağı'nda. Eğer neden kırmızı ışıkta geçtin diye sorarsan türlü bahaneler ve tartışmaya yelken açılan konuşmalar başlıyor. Yol vermeme konusunda üstlerine yok. Her zaman yol hakkı onların. Kavşaklarda anayollardan gelenlere bakılmaksızın viraj dönüyorlar. Maalesef çok şahit oldum buna. Ben, Osmangazi Mahallesi'nde oturuyorum. İstanbul'dan dönüş zamanım genelde sabahın çok erken saatlerine denk geliyor. Yine o sabahlardan bir sabah evime gitmek üzere terminalden sanayi kavşağına kadar minibüsle geldim. Saat 7:00. Tam yarım saat bekledim. Saat 7:30'da otobüs, Millet Caddesi tarafından geldi. Halbuki güzergahı Samsun yolu üzerindendi. Ben de Sanayi Kavşağı'nda Samsun Yolu üzerinde bekliyordum. Millet Caddesi üzerinden hızla gelen otobüs şoförü tüm hoplamalarıma, zıplamalarıma ve beni görmesine rağmen otobüsü durdurmadı. Zaten minibüsler hep çarşıya gidiyor, mahhaleye giden yok. Bir 45 dakika daha bekledim minibüs ve otobüs için. Tabi ben bu arada Başpınar'a kadar yürüdüm ara ara durarak. Adamın beni görüp almama sebebi mahalleye yetişmekmiş, geç kalmış da. Benim için dursaydı çok vakit kaybedecekti. İkinci sefer nasıl mı bindim? Bu sefer de hopladım, zıpladım ve beni görmesini sağladım ama yine de 200 metre ileride durabildi. Artık hızını siz hesaplayın, tekrar kafam bozuldu ben hesaplayamayacağım.
Şehirlerarası otobüs şoförlerini de yazmak isterdim ama o buraya sığmayacak kadar uzun bir konu. Onun için hususi bir yazı kaleme alacağım inşallah.
Sayın Minibüs ve Otobüs Şoförleri bana kızabilirsiniz; hatta beni size zıt birisi olarak da görebilirsiniz. Ama şunu söylemek isterim ki ben, sizin halkın gözünde böyle görünmenizi istemediğim için bu yazıyı kaleme aldım. Neden şehrimizin minibüs ve otobüs şoförleri iyi anılmasın? Yolda neden size de saygı duyulmasın? Eleştirimin sebebi budur. Yoksa kötülemek istemem. Sonuçta hepimiz bu şehirde yaşıyoruz, bu şehrin havasını, suyunu paylaşıyoruz. Birbirimize ihtiyacımız var. Eğer siz olmazsanız bizi evlerimize kim götürecek? Lakin size muhtaçlığımızı kötü şekilde kullanmayın, kullanmak istemediğiniz halde. Hayırlı Trafikler...