Eli yüzü kireç gibi bembeyaz, korkudan ve yorgunluktan dizleri kendini taşıyamayacak haldeydi…
“-Hayırdır teyze oğlu ne bu hal? dedim.
Hiç sorma!..
Fabrika patladı, biz canımızı zor kurtardık…
Sizinde aklınız varsa derhal dükkanı kapatıp çıkın Kırıkkale’den dışarı, az sonra koca şehir yerle bir olabilir.” dedi…
Neden? diye sordum,
Dilinin döndüğünce, nelerin olduğunu anlamadığını fakat duyulan ilk patlamadan sonra derhal fabrikayı boşaltmalarını istediklerini, o kalabalık içerisinde can derdine düşmüş binlerce insanla birlikte birbirlerini tepeleye tepeleye derhal olay yerinden kaçıp buraya kendisini zor attığını falan anlattı.
O esnada ise ufak çaplı patlamalar devam ediyor, hala insanlar sağdan soldan neler olduğuna dair bilgiler almaya çalışıyordu…
Derken,
O müthiş patlama geldi…
Bizler işin ciddiyetini o anda kavrayabildik şehir halkı olarak.
Sonrası malum!..
Boşaltılmış koca bir vilayet,
Ve
Ardından günlerce süren yangın söndürme ve soğutma çalışmaları, yaşamını yitirmiş işçi kardeşlerimizin cenazelerinin kaldırılma merasimi.
Gerisi çok daha vahim!..
Yangın söndürülüp duman ortadan kalktığında seksen yıldır kendi halinde çalışmakta olan fabrikanın durup dururken patlamasına sebep olan birileri olmalıydı muhakkak.
Yani birileri suçlanıp ortaya çıkarılmalıydı;
Nitekim
Çok geçmeden oda oldu!
İşçiler!..
Evet evet,
Seksen senelik makine yıpranmışlığı,
Değişerek gelişen teknolojinin uygulanmaması,
Beceriksiz,
Basiretsiz,
Bilgisiz,
Kafası takkeli, Badem bıyıklı torpilli ve tüm uyarıları dikkate almayan yöneticiler değil suçlu, sadece işçiler…
Kelle koltukta çalışıp hiçbir şeyden haberi olmayan üç otuz paraya evinin rızkını çıkarmaya çalışan işçiler…
Yıllarca süren,
İşkence,
Ceza evi falan derken,
El sonuç!..
Ortada ne ebu nidal’le,
Nede ebu firaz’la gerçekleştirilmiş herhangi bir işbirliği var… (bakınız Soner Yalçın’ın Bay Pipo kitabı)
Patlama sadece,
Eskiyen makinelerin, kazanların ve bunların eskidiğine dair mühendisler tarafından tutulan çeşitli raporların iş bilmez yöneticiler sayesinde dikkate alınmamasından kaynaklanmıştı.
Kısaca,
Yanan onca can,
Yıkılan yuvalar, suçlanan masum insanlar, bu beceriksizlerin günahını çekmişti…
Yine patlama,
Ve
Yine yanan canlar…
Bu sefer ölen arkadaşımızın içerisinde hepimizin bildiği, yakından tanıdığı değerli bir insan var…
Musa Pehlivanlı!
Şimdi, dilimiz varmıyor…
Diyemiyoruz!..
Seçilmişlerimizde “genel başkanımız bizi bir daha listeye koymaz” diye ön ayak olmaktan korkuyor.
Ama yine de haykırmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz…
“Ey devleti yöneten insanlar.
Özelleştirme adı altında birer ikişer gözden çıkardığınız devlet teşekkülleri şu anda iş bilmez yöneticileri sayesinde patlamaya hazır birer bomba gibi…
Ve üstlerinde insanlar yaşıyor…
Sizler günü kurtarmaya çalışırken, onlarca insan acı çekmeye devam ediyor. Allah için işin kolayına kaçıp Kırıkkale’nin yaşam kaynağı, varlık nedeni olan MKE işletmelerini kapatacağınız yerde, onları işinin uzmanı olan yöneticilerin ellerine teslim edin ve modernizasyonunu bir an önce gerçekleştirin.
Nasıl ki, Cumhuriyetimizin kuruluşu ile yaşıt olan MKE işletmelerinde 15 yıl öncesine kadar kimsenin burnu kanamadan çalışma hayatına devam edildi, bundan sorası içinde aynı şekilde devam edilsin…
Yoksa
Yaşanılacak her facianın ardından yine canımız yanmaya, yanan her canın ardından yine masum işçilerden suçlular yaratmaya devam edeceğiz!..
Ve
Bunun vebalini hem bu dünyada, hem öteki dünyada sizler omuzlayacaksınız…
Haberiniz ola!..”