Civar illerde ve hatta Türkiye’nin genelinde musluklardan akan sular içilebiliyordu. El bile yıkanmaz denilen Ankara’nın suyu yıllar öncesinden içilebilir hale gelmişti. Biz ise hâlâ evlerimize su taşıyorduk. Bu illerde yaşayanlara gıpta ediyorduk. Onlar uzay çağını yaşarken biz taşıma su ile serinlemeye çalışıyorduk.
Çocukluğumuzda ve gençliğimizde suyunu kana kana içtiğimiz musluklardan su içemez olmuştuk. Yolda benzini biten sürücünün elinde bidonla akaryakıt istasyonuna koştuğu gibi biz de suyu bol olan köylere elimizdeki bidonlarla koşar olmuştuk.
Evlerimizde renk renk, boy boy, desen desen nur topu gibi bidonlarımız olmuştu. Çay suyu için ayrı, içme suyu için ayrı yerden farklı bidonlarla su getirir olmuştuk. Şu köyün suyunun içimi iyi de çayı iyi çıkmıyor ya da çayı iyi çıkıyor da içimi iyi değil türünden muhabbetlere fena kaptırmıştık kendimizi. Mazot, tüp, pirinç, maaş, hastane gibi kuyruklara bir de çeşme başında bidon kuyrukları eklenmişti.
Komşulardan alınan bidonlar diğerleriyle karışmasın diye bazılarına ip, bazılarına tel bağlamıştık. İçme suyu ile çay suyunu birbirine karıştırmamak için de çeşitli projeler üretmiştik. Bidonlara gözümüz gibi bakıyorduk. Arada bir yıkayıp mikroplardan arındırıyorduk. Bir gece vakti elinde bidonla kapınızı çalıp su isteyen komşularımız olmuştu. Bir fincan kahveden sonra bir bidon suyun da kırk yıl hatırı olmuştu.
Bidonla su taşımanın, su kuyruklarında beklemenin, su için bu kadar zahmete girmenin hiç mi iyi tarafı yoktu? Tabii ki vardı:
İşlerinin yoğunluğu sebebiyle bayramdan bayrama görüşebilen akrabalar ve arkadaşlar çeşme başlarında karşılaştıklarında hasret giderdiler. Çeşme başlarında yeni arkadaşlıklar kuruldu. Emekliler parkındaki sohbetleri kıskandıracak sohbetler ediliyordu. Bidon kaldırarak egzersiz yapılıyor ve fazla kilolar eritiliyordu. Su bahanesiyle ciğerlerimiz temiz hava alıp bayram ediyordu. Hatta Ferdi Tayfur’un şarkısında: ‘’ Susadım çeşmeye varmaz olaydım, elinden bir tas su içmez olaydım. Yolum düştü köyünüzden geçmez olaydım.’’ dediği gibi bir yıldırım aşkı da olmuş mudur, bilmiyorum.
Yıllar önce Sayın Pekdoğan belediye başkanıyken yaşlı bir amcayla karşılaştık. O da bizim gibi su dolduruyor, bir yandan da: ‘’ Bu yaşımda bidonlarla su çekiyorum. Bu benim yaşımdakilere büyük bir eziyet oluyor. Belediye başkanına hakkımı helal etmiyorum. İnşallah cenazesini yıkamak için su bulamazlar.’’ diye beddua ediyordu. O kadar uğraştık; ama amca bedduasını geri almadı. Yaşlı amca şimdi hayatta mı, Sayın Korkmaz da bu bedduadan nasibini aldı mı, bilmiyorum.
İçilebilir su, şehrimize verilmeye başlandı. Artık diğer illerdekiler gibi biz de musluklardan akan suyu içebileceğiz. İçilebilir suyun bizlere ulaşmasında emeği geçenlere, başta belediye başkanımız olmak üzere, çok teşekkür ediyorum. Kırıkkale’mizi büyük bir dertten kurtarmış oldular.
Ali SAÇAK