Kız tarafı oğlanı, oğlan tarafı kızı soruşturup haklarında bilgi edinirlerdi. Eğer birbirlerine ve aile değerlerine uygunsa kız ile oğlan tanıştırılırdı. Kız ile oğlan da birbirlerinden hoşlanırlarsa Allah’ın emri anılır ve dünür olunurdu. Nişanlılık döneminde kız ile oğlan aile gözetiminde görüşüp birbirlerini iyice tanırlardı.
Bizim aydınlarımız, okumuşlarımız bir araya gelerek bunun geri kafalılık olduğunu savundular. Önemli olanın aile değil kız ile oğlan olduğunu vurguladılar. Kız ile oğlanın kendi başlarına bir sevgili bularak aile gözetiminde değil serbest olarak birbirlerini tanımaları gerektiğini hatta bu tanışmanın sınırsız olmasının daha faydalı olacağını belirttiler. Sağ olsunlar bizim gibi cahil insanları aydınlattılar.
Böylece onların flört dedikleri dönem başladı. Gençler kendilerine uygun birisini bulup karar verebilmek için arkadaşlık etmeye başladılar. Günlerce, aylarca, yıllarca birlikte oldular. Her şeylerini paylaştılar, birbirlerinden sakladıkları hiçbir şey kalmadı, aşırı derecede yakınlaştılar. Eğer bu birliktelik sonunda birbirlerine uygun olduklarına karar verirlerse nikâh masasına oturdular. Birbirlerine uygun olmadıklarına kanaat getirirlerse medeni (!) iki insan gibi herkes kendi yoluna gitti.
Flört devri başladıktan sonra garip şeyler olmaya başladı Türkiye’de. Nikâhsız bebekler doğdu. Bu bebekler çöplere atıldı. Cami avlusuna, parka, bahçeye bırakıldı. Kürtaj yaptıranların sayısı arttı. Bu konuda Avrupa’yı ve Amerika’yı geride bıraktık. Aydınlarımız ve okumuşlarımız bu olumsuzlukların niçin arttığını bulmak için çok uğraştılar; ama bulamadılar. Belki de biliyorlardı kendi marifetleri olduğunu. İstedikleri bu olduğu için de seslenmediler.
Son zamanlarda bir de internet evlilikleri çıkmıştı. İnternet aracılığı ile tanışıp görüşen gençler, yeni ufuklara yelken açtılar. Bu ufuklarda yalanın bini bir paraydı. Kızlar kendilerini erkek olarak, erkekler de kendilerini kız olarak tanıtabiliyordu. Fakirler zengin, işsizler kariyer sahibi, cahiller okumuş, hovardalar ev erkeği, magandalar centilmen olarak karşınıza çıkabiliyordu. Her şey bitip de yüz yüze tanışmaya gelindiğinde herkesin foyası ortaya çıkıyordu. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını.
Bu çarpıklıkları gören gençlerin gözü açıldı. Geri kafalılık, ilkellik, yobazlık, geri kalmışlık olarak kabul edilen görücü usulüne geri dönüyorlar. Gençler, evlilik işini artık ailesine bırakıyorlar. Büyüklerinin evlilik konusunda daha bilgili ve tecrübeli olduğuna inanıyorlar.
Az gittiler, uz gittiler; dere, tepe düz gittiler. Bir de dönüp baktılar ki bir arpa boyu yol gitmişler. Anladılar ki, ilerliyoruz zannedip yerlerinde saymışlar. Bu gerçekle yüz yüze gelince de kafaları dank etti, akılları başlarına geldi. E, okumuşun hali bir başka oluyor tabii ki. Okuyup tahsil görmüşe can kurban.
Ne dersiniz, gençler okudukça geri kafalı mı oluyorlar acaba?
Ali SAÇAK