Kuşadası’nda şair yazar arkadaşım Ömer Koç beyefendi bizi karşıladı. Otellerde doluluk oranı çok yüksekti. Ömer Bey bizi Dabaklar adlı bir otele yerleştirerek bize iyi tatiller dileyerek otelden ayrıldı.
Belki de bir yıldır havuzu olan serin, yeşil bir mekânda bir elimde gazete ya da bir kitap, diğer elimde çayımla bir tatil düşler dururdum. İşte düşümü gerçekleştiriyor, çoluk çocuk tatile böylece başlamış oluyorduk. Tatile en çok da sevinen çocuklarımız oldu. Bizler öyle fazlaca ne denize, ne de havuza girebildik. Zaten benim hayal ettiğim şey içinden bulunduğum ortamdan kısa süreliğine de olsa uzaklaşmak, gündelik koşturmacanın uzağında kalmaktı. Nitekim öyle de oldu. Yine hemen her gün, elimde çayım kahvemle gazeteleri, köşe yazarlarını okudum. Altı gün Kuşadası’nda istirahat ettik, ne etliye, ne sütlüye karıştık. Az konuştuk konuşanları dinledik. Ve daha çokta okuduk, dinledik…
Kuşadası merkezi, daha çok Avrupalı turistlerle dolu… Yerli turist sayısı oldukça az olduğunu gördüm… İnsan kendini bir an Avrupa’nın bir şehrindeymiş gibi hissediyor… Kaldığımız otel yeni açılması sebebiyle oldukça sakin bir oteldi. Otel ve çalışanlardan çok memnun kaldık… Kim bilir nasip olursa ileriki yıllarda aynı otele uğrayıp birkaç gün de olsa kalmak isterim…
Altıncı gün Kuşadası’ndan ayrılarak İzmir üzerinden yıllar önce sekiz yıl görev yaptığım ilk göz ağrım Manisa’ya geldik. Manisa’da eski dostları, arkadaşları, çalıştığımız iş yerlerini ziyaret ettik. Hele ki ilk çocuğumun doğumundan beş yaşına kadar bakıcılık yapan Ayşe hanımı ziyarette duygusal anlar yaşadık. Bizleri üç gün Ayşe Hanım misafir etti, kimselere bırakmadı. Bu üç gün içinde Manisa’da ilk tanıdığım insan olan Mehmet ERYILMAZ beyefendiyi ziyarete gittim. Onun takıldığı mekânı biliyor orada bulacağımı hissederek gittim. Çay ocağına gittiğimde yine orada çayını yudumlarken buldum. Arkasından sarıldım, beni görünce şok oldu, kucaklaştık, sarıldık, öpüştük eski günleri yâd ettik. Bana Manisa’yı gezdirdi. Altı yıl öncesiyle şimdi arasında çok büyük farklılıklar olduğunu gördüm. Manisa, Büyükşehir Belediyesi olmaya doğru koşar adım ilerliyor.
Manisa, elbette kökü kökeni olan bir şehir… Fatih Sultan Mehmet hanın şehzadelik yaptığı şehir. Osmanlı sultanlarının birçoğunun bu şehirde büyüdüğünü, yetiştiğini, şehzadelik yaptığını biliyoruz. Hatta adına parkta var FATİH parkı çağ açıp, çağ kapatan sultanın çocukluğunu geçtiği mekâna adını vermişler. Ancak 2003 yılında ayrıldığım şehirle 2008 yılının yaz ayında ziyaret ettiğim şehir arasında çok büyük farklılıklar var… Şehri hayranlıklar içerisinde gezdik. Adeta Avrupa’nın gelişmiş ünlü bir şehrindeydik. Parklarıyla bahçeleriyle, palmiye ağaçlarıyla yeşiliyle yaşam alanlarıyla, temizliğiyle, tarihi mekânlarıyla bir başka güzellikte tatta geldi bana MANİSA…
Hatırlıyorum, Yar hasanlar adlı eski, dökülen bir cami vardı. Caminin eski pejmürde hali gitmiş, yerine altı otopark olan, orta katı alışveriş üstü modern bir cami olmuş, mimarisini koruyarak yapmışlar bunu…
Tarihi Valilik binasının önündeki meydanın altına girilerek otopark yapılmış. Birçok mahalleye yer altı, yer üstü otoparklarla doldurmuşlar… Ama buna rağmen trafikte hâlâ sorun var…
Manisa adeta genç ve çocukların şehri olmuş… Şehir merkezinde geniş alanlar park ve bahçe bu parklar eskiden de vardı, şimdi daha da güzelleştirmişler, yenilerini eklemişler… Belki şehir merkezinde ve çevresinde 20 adetten fazla içi ağaç, yeşil, çiçek dolu geniş park bahçe ve içlerinde insanların çocukların oturacakları oynayacakları mekânlar var… Şehrin dışındaki daha büyük yeşil ve yaşam alanlarını saymıyorum… Şehir biraz dışında Laleli mevkiine büyükçe bir park yapmışlar, ağacı, yeşili, koşu alanları, oyun alanları, piknik alanları olan, bisiklet yolları olan parkı hayranlıkla izledim…
Kaldırım, parke taşları çalışması bu şehirde de mevcut… En kaliteli taşlarla şehir merkezi ve mahalleleri parkelerle döşenmiş insanlar oldukça rahat bir hayat yaşayıp gidiyorlar… Zaten şehirde işsizlik sorunu diye bir sorun yok dışarıdan sürekli iş gücü alıyor ve her geçen gün büyüyor, Alt ve üst geçitleriyle, büyüyen sanayisi ve tarımıyla, merkezi yönetim ve yerel yönetimin yatırımlarıyla Manisa BÜYÜKŞEHİR belediyesi olmayı fazlasıyla hak ediyor…
Spil dağının eteklerinde Ağlayan kaya diye bir mekân var oralar biz oradayken harabeydi, şimdilerde çok müthiş modern mekânlar oluşturulmuş… Niobe ve Çaybaşı tamamen yenilenmiş… Modernlik tarihle, yeşille ormanla buluşturulmuş… Açık hava tiyatrosu yapmışlar… MANİSA Belediyesi tarafından organize edilen açık hava sinema günleri var... Şehir merkezinde olan okulların bahçelerinde Yaz akşamlarında Açık hava sinemalarında en son filmler gösterimde… Gösterimler herkese açık ve ücretsiz… Şehrin değişik mekânlarında Manisa şehzadeler mehteri tarafından unutulmaz konserler veriliyor… Manisa belediyesince açılan büyükçe bir mekân olan gençlik merkezinin görülmesinde fayda var… Akpınar piknik alanı gidilmeye, görülmeye değer bir yer birçok şehirde belki bu tür mekânlar yoktur… Spil dağı teleferik projesi heyecan verici, bitirildiğinde Manisa’ya turist akını olacaktır…
Şehir merkezindeki hanla, hamamlar, camiler restore edilerek halkın hizmetine açılmış, çok güzel modern kafeteryalar oluşturulmuş… Uncubozköy tarafındaki bir şaheser dikkatimi çekti, Adliye sarayı olduğunu söylediler mimarisi mükemmelin ötesinde… Ayrıca şehir merkezine yapılan Maliye sarayı bir başka güzellikte...
Her yönüyle mükemmeli yakalamış ve daha yapılacak hizmetlerle mükemmelin ötesine geçeceğini inandığım Manisa şehrinin öncelikle Sayın Belediye başkanı Av. Bülent Kar beyefendiyi ve önceki Belediye başkanlarını, Şehrin Valisini yöneticilerini tebrik ediyor hemen hepsinden Allah razı olsun diyorum…
Hâsılı Manisa’da yapılan hizmetler ve yapılacak olanlar anlatılarak bitecek gibi değil… Bu şehre gidilerek, gezilip görülmesi ve yaşanılması gereken bir şehir olduğunu ifade etmek isterim… Tamamen her yönüyle örnek bir şehir…
İşte yıllık iznimizin on günü işte böyle geçti dostlar… Tatilde geçirdiğim on günü sizlerle paylaşmak istedim… Hepinizi sevgi saygıyla selamlarken bir dahaki yazıda buluşmak ümidiyle…