Sevgili okurlarım. Hiç cebinizdeki paranın üzerindeki yazıyı dikkatlice okudunuz mu?
Ne demek?
(Yeni Türk Lirası) Allah aşkına, biz Türklükte yeni miyiz ki de, Yeni Türk kelimesi kullanılmış. Üşenmeyin, Allah aşkına, cebinizdeki herhangi bir parayı çıkartıp lütfen okuyuverin. Ve bizi yönetenlerin ne demek istediklerini anlayın.
Hatta, sayın Maliye Bakanı, para babası Kemal Unakıtan'a "bu ne demek" diye bir faks çekin.
Benim 5000 yıllık tarihime ne olmuş da yeni Türk oluvermişim?
Bakınız. Cumhuriyet'in 83 yıllık geçmişinde, paramızda kuruştan başlayıp, milyonluk banknota ulaşan ilginç bir serüvene sahip.
"Bizim zamanımızda"... diye başlayan konuşmalarda çeşitli kuşaklar geçen zamanı ve yeni Türk değil, Türk lirasının değer yitişini, hatırladıkları çarpıcı örneklerle anlatırlar.
Türk lirasının alım gücünün düşüşünün öyküsünü belli dönemlere ait örneklerle şöyle bir hatırlayalım.
Cumhuriyet tarihinin ilk kağıt paraları 5 Aralık 1927'de bir, beş, on, elli, yüz, beş yüz ve bin liralıklar olmak üzere yedi ayrı değerde tedavüle sokulmuş.
Henüz harf devrimi yapılmadığından bu paralar Arap harfleriyle basılmıştı. Hele hele o mor binlikler... Şimdiki gibi bir vekilin, bir bakanın maaşının sekiz, on milyar olduğu gibi değil; bir bakan aylığının yüz lira olduğu dönemlerde bu para sadece belirli kişilerin cüzdanında bulunuyordu.
O dönemde dolar 75 kuruş, Fransız frangı 6 kuruş, tabii ki dönem ATATÜRK'lü yıllar. Cumhuriyet altını almak isterseniz, mor binliği bastırdığınız an 1930'larda tabii ki 110 tane Cumhuriyet altınını avucunuza sayıveriyorlardı.
Bin liraya size iki otomobil, hem de en son model Ford sunuyorlar idi.
Ekmeğin okkası 12 kuruş, etin okkası 40 kuruş, Türkiye savaştan yeni çıkmış bir ülke olmasına rağmen kara öküz ile kara sabanın emekleri hiç inkar edilemez.
Bet vardı, bereket vardı.
Teknoloji, Türk teknolojisi idi. Ama yeni değil, öz Türk'tü.
Ne Jondere ne de IMF'nin Ferguson'u vardı.
Anlayacağınız Türk, Türk'tür. Türk'ün eskisi, yenisi olmaz. Bunu kafanıza sokun ve de hiç çıkartmayın.